Ana içeriğe atla

RED Nisan 1: Şer, Şervan ve Öteki Çocuklar



Bu sayıda Şervan’ı anlatacağım size. Şer’i ve Şervan’ı... Şer Kürtçe’de “savaş” demek; “şervan” ise savaşçı. Anlatacağım Şervan ise, 12 yaşında bir çocuk henüz. Ama “şer”i de, “şervan”ı da omuzlarında taşıyor.

Şervan’a buralardan bakmak çok zor iş. Buralardan, bunca kaosun ortayerinden... Fenerbahçe-Galatasaray maçının ertesinde, İstiklâl Caddesi’nden...

İstiklâl Caddesi’nde, binleri sokaklara döken bir maçın ertesinde gezinirken, öylecene, durup dururken Şervan ve diğerleri düştü aklıma. Onların elleri, yüzleri... Onları “onlar” yapan onca terane! Onca teranenin ortayerindeki onca insan, onca insanın ortayerindeki Şervan... Şervan, 12 yaşında bir çocuk henüz. Şervan dediğime bakmayın siz.

Şervan’ı Şervan yapan onca teraneyle, İstiklâl Caddesi’ndeki bu curcunanın bir bağı olmalı! Hatta bu kaosla o kaos birbirine kardeş olmalı! Düşman kardeşler! Şervan’ı şervan yapan, biraz da İstiklâl Caddesi olmalı...

Şervan’ın babası, o kendini bildiğinden beri mapus. Amcası polis kurşunuyla verdi canını. Babasının mapusluğuna sebep de, amcasını vuran polis. Eğer hâlâ hikâyenin gerisine ihtiyaç duyuyorsanız, “yerli bir kabileyi keşfe çıkar gibi”, yolluğunuzu hazırlayıp Şervanların diyarına yollanmalısınız.

Ama bir dakika...

İstiklâl Caddesi’nin kafelerinden, barlarından çıkıp gelecekseniz eğer, Şervan’ın öfkesine dayanamazsınız. Öyle bir öfke ki bu, sadece amcasını öldürüp, babasını hapse tıkanlara yönelmiyor. Hayır, hayatın bütününe, ona dahil bize de yöneliyor. Sadece hayata dahlimizden dolayı değil, tümden bir savaşa dahlimizden dolayı... Akıtılan kandaki sorumluluğumuzdan dolayı...

İSİMLERİ SAVAŞTAN...

Şervan, öğrencim benim. Diyarbekir’in yoksul bir mahallesinde kurulmuş bir Eğitim Destek Evi’nde... Bir gün kolunu, bir gün ayağını kıran, diğer gün gaz bombasından gözleri yaşarmış hâlde karşıma çıkan öğrencim... “Büyüyünce ne olacaksın” diye sormaya korktuğum...

Onun gibi binlercesi var. İsimlerini çiçek böceklerden almayan, bir savaşın kızgınlığından, öfkesinden, inadından alan binlerce çocuk... Bu çocukları anlamak için, kahramanlık destanlarını okuyorsanız, yanlış yapıyorsunuz. Devlet, onlara çocuk gibi davranmıyor. Ve bu yüzden onlar, çocuksu bir saflıktan, çocuksu bir haylazlıktan çok, “büyüklerin dünyası”na ait bir öfkeden heyecan duyar oluyorlar. Biz de çocuk gibi davranmıyoruz onlara. “Büyüklerin dünyası”na ait değer yargılarıyla yargılıyoruz onları. Çocukluklarını heder eden öfkelerini kutsayıp, “kahraman” ilan ediyoruz onları. Oysa savaşa karşı olmak, Şervan’ın adının “şervan” olmasına karşı olmayı da kapsamalıdır. Savaşa karşı olmak en çok, çocukların çocuk gibi yaşadığı bir dünya özlemiyle, talebiyle birleşmelidir.

Size bu çocuklarla ilgili daha kötüsünü söyleyeyim mi?

Henüz çocuk yaşta, bir savaşın, bir sosyal, politik, ekonomik kaosun ortayerine düşen bu çocuklar, mevcut siyaseti, kutuplaşmayı da, görülerinin yettiğince yorumluyorlar. “Onlar daha çocuk; nasıl gördüklerinin bir önemi yok” diyebilirsiniz; demeyin! Yarın bugünden kurulacaksa eğer, yarını bu çocuklar kuracak. Ve bu çocukların yarınında, ya büyük bir hınç ve öfke; ya da büyük savruluşlara gebe bir aşağılık kompleksi bulunacak. Söylenecek başka “ya da”lar da var mutlaka. Ama söylemeye lüzum görmüyorum. Savaşın kızgınlığını “savaş alanı”nda yaşamıyor olabilirsiniz. Ama savaş dolayımıyla şekillenen onca şeyle, günlük hayatınızın her anında karşılaşıyorsunuz.

Bu yazıyı okuyan “Türk kökenli” birileri de mutlaka bulunur. Şervan, çocuk aklıyla, öfkesini sadece devlete, sadece babasını hapse tıkıp amcasını katledenlere yöneltmiyor efendiler! “Düşman” kafasında “Türkler” olarak kodlanıyor. Bunun da oldukça anlaşılır bir zemini var; hepimiz biliyoruz. Kürtlere “Türksünüz!” dayatmasının ne boyutlarda yapıldığını.

Şervan’a sormaya korkuyorum artık. Size sorayım, evet, bu yazıyı okuyana, sana: Şervan ne olacak büyüyünce? Nasıl dindirecek öfkesini?

İnatlaşma...

Şervan’dan başladım, başka bir çocuktan devam edeyim. Aynı kaosun, aynı teranenin çocuğu. Adını yazmayacağım, ama Kürtçe, isyanı anımsatan bir isim olduğunu söyleyebilirim. Soyadı “Türkekul”. Adını ailesi, halkı koymuş; soyadını devlet. Açık bir inadın çocuğu. “Türk olacaksınız” bile değil, “Türk’e kul olacaksınız” demiş devlet. Karşı çıkmış halkı. İnadın, ısrarın iki yanını da taşıyor isminde. Ve bu çocuk, destek evi kütüphanesini kuruttu! Okutacak kitap bulamıyoruz!

Evet, peki o ne yapsın? Adını mı, yoksa soyadını mı seçmeli önüne serilen ömründe?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.