Ana içeriğe atla

RED Nisan 3: Hans'ın ayak oyunu mu, bildiğimiz yavşaklık mı?



Gazeteler her gün, dünyanın neden bir alt-üst oluşa ihtiyaç duyduğunu anlatan haberlerle doluyor. Ama, “devrime dönüşmeyen devrimci durum”un kirlettiği bilinçlerde, bir saatlik hükmü bile olmuyor bu haberlerin.

Bugünlerde bir haber düştü ajanslara. Spot şöyle: “Avusturya’da işsizlik maaşıyla geçinmeye alışan bir adam, bir ayağını keserek ömür boyu sakat aylığı almaya kalkınca, foyası kısa sürede ortaya çıktı” (http://goo.gl/NO1yj)

Habere göre Avusturya’da yaşayan 59 yaşındaki Hans Url, işsizlik maaşının süresi dolunca, ayağını keserek maaşını sürdürmek istedi. Bunun için de bodruma inerek elektrikli testereyle bir ayağını kesti.

Avrupa’yı yıllar yılı bize işçi ve işsiz haklarıyla pazarlayıp durdular. Kapitalizme alternatif yaşam biçimlerinin “heyula”sından kurtulmak için, bir Avrupa ve Amerikan rüyasıyla sardılar dört yanımızı. Çalışmazsak bile hayatımızı devletin yardımıyla sürdürebilirmişiz! Her bir çocuğumuz için ayrı ayrı yardım verirmiş devlet!

Doğrudur, Avrupa bir dönem, sosyal hakların -hele de bizim gibi ülkelerle karşılaştırıldığında- oldukça gelişkin olduğu bir coğrafya oldu. Fakat eksiktir; bütün bu haklar, bir taraftan Avrupalı toplumların kitlesel mücadelelerine, diğer taraftan ise iki kutuplu dünyanın güç dengelerine bağlı olarak alınmıştır. Egemenler, kimseye lütuf olsun diye herhangi bir şey vermez!

Peki şimdi ne oldu?

Türkiye’nin de cebelleştiği global kriz, Avrupa da dahil olmak üzere bütün dünya ekonomilerinin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıp duruyor. Yunanistan çöktü, çökecek. Latin Amerika desen, öyle. Avrupa ülkelerinin önemli kısmında kitlesel karşı koyuşlar örgütleniyor. ABD bile, Wall Street eylemleriyle sallanıyor. Heyula, kimseyi rahat bırakmıyor!

Heyula karşısında tir tir titreyen egemenlerin yapabileceği tek bir şey var: Çırpınmak! Çırpınırken de çevrelerindeki her şeyi kırıp dökmek, dört bir yana pençe sallamak! Türkiye de dahil olmak üzere, dünyanın her yanında sosyal haklar güdükleşiyor. Her krizin olağan sonucu bir büyük savaş daha kapıda bekliyor. Sosyal, siyasal ve ekonomik duruma hâkim olan büyük kaos, giderek daha belirgin biçimde gösteriyor kendini.

Bu kaos kapitalizmin! Ekonomik kriz de, savaşlar da kapitalizmin! Ama suçlu olan biz-mişiz! Ama tembel olan biz-mişiz!

KÖLELİK SÜRENİZİ DOLDURMADINIZ!

Habere dönelim...

Haber metnini yazan yetenekli muhabirimiz de, haberi yayına sokan editör de, Hans Url’u “onulmaz bir tembel” olarak resmetmeye girişmiş. Öyle ya, 59 yaşındaki bir insanın çalışmak istemeyişinin telafisi olamaz! 59 yaşındaysan bile, eğer emekli olmanı sağlayacak kadar kölelik yapmamışsan, çalışmak zorundasın kardeşim! Devlet bu! Hayır kurumu mu işletiyoruz burada!

“Öğrenilmiş kölelik” gibi süslü laflara lüzum yok; bu bildiğiniz yavşaklıktır. 59 yaşında geçinmek için bacağını elektrikli testereyle kesmek zorunda kalan bir insanı “tembel” olarak resmedip “foyası ortaya çıktı” gibi cümlelerle haber yapmak, yavşaklıktır.

Bazı arkadaşlar çok abarttığımı, “özne”yi tümden yok saydığımı düşünebilir. Benim görümce, Hans’ın ayağını kesen, kendi elleri değil; o ayağı kesen kapitalizmin kanlı elleridir.

İnsanların geçinmek için “ayak oyunları”na ihtiyaç duymadığı günler ise ancak, bu kör karanlığın ucundaki aydınlığa ulaşmakla mümkündür!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.

'Sara' belgeseli: Sakine Cansız kendini anlatıyor

Fransa'nın başkenti Paris, bundan üç yıl önce, 9 Ocak 2013'te yalnız Kürt'ün değil insanlığın tarihine notu düşülen bir katliama tanıklık etti. PKK'nin kurucularından Sakine Cansız ile PKK'nin öncü kadrolarından Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, Kürdistan Enformasyon Bürosu'nda katledilmişti.