Ana içeriğe atla

Sosyal medya ve RedHack ruhumuzu kurtarır mı?



Bir süredir “hacker” grubu RedHack’in eylemleriyle mest olup duruyoruz. Ama doğrusu ben, bu “eylem biçimi”ne de, onu uygulayanlara karşı da bir miktar şüpheliyim. Bu şüphenin kalkınma noktalarından biri RedHack’in kendisiyse, diğeri de sosyal medyanın mevcut durumudur.

Politikanın çağdaş araçları yadsımasının bir nevî dinozorluk olacağı açık. Ancak, burada ince bir çizgi var. “Çağdaş araçlar”dan ne anlamamız ve onları hangi biçimde kullanmamız gerekir?  Ezilenler açısından politikanın amacı kitleleri hak alma mücadelesini yükseltmek üzere bir araya getirmek, birlikte sokağa, eyleme yöneltmekse eğer, bu araçlar bu amaca hizmet eder hale nasıl getirilir? RedHack’e gelmeden evvel bunlardan konuşmak gerekir.

“Sosyal medya” olarak anılan mecraya ben de, imkanlarım ölçüsünde dahil oluyorum. Popüler sosyal ağların hemen hepsinde hesabım da bulunuyor. Öncelikle, bu ağlarla ilgili gözlemlerimle başlamak istiyorum.

“HASHTAG” EYLEMCİLİĞİ

Sosyal ağları gerçekten “sosyal” biçimde kullanmak mümkün! Dozu iyi ayarlanmış, mantarlık derecesinde bir bilgisayar/internet bağımlılığına dönüşmemiş, bir ayağı sokakta bir “sosyal medya üyesi”, oldukça avantaj da kazanır hatta. Bu sayede dünyanın dört yanındaki gelişmeleri “birinci ağızdan” izleme olanağı bulabilir; okuduklarının yazarlarıyla temas kurup fikrini daha dolaysız biçimde ifade edebilir, hatta fikriyatıyla uyuşan yeni dostlar edinebilir. Ama ne sosyal medyanın “konsepti”, ne de genel üye profili bu yönde…

Sosyal medya bir “sosyalleşme” mecrası olmaktan çok, psikolojik tatmin aracıdır bugün. Bu tatminin ise birçok boyutu vardır. Birincisi ve en önemlisi, insanlara giymek istedikleri elbiseyi giyme fırsatı tanımaktadır. Sosyal medya profilleri çoğu zaman, olunmak istenen “ikinci karakter”in inşasıyla oluşmaktadır. Bu açıdan, egoların tatmini için, önemli bir olanak yaratmaktadır.

İkincisi, bir politik tatmin aracıdır. Gerçekte korkusundan, tembelliğinden, kafa karışıklığından, uyum sağlayamamasından vs. politik mücadeleye aktif bir katılım göstermeyen pek çok kişi, sosyal medya sayesinde hırçın bir eylemciye dönüşmekte, adeta “ruh kurtarma seansı”na dönüşen bir “hashtag eylemciliği”ne girişmektedir. Buna en güzel örnek de, kimse kusura bakmasın ama, Roboskî Katliamı sonrasındaki hâldir. Bilindiği üzere katliam sosyal medyada “güçlü” bir biçimde protesto edilmiş, Twitter’da defalarca ve çeşitli hashtaglarla TT(Trend Topic) listesine girmişti. Ama hemen ardından bazı profillerden sosyal medyanın en fazla kullanıldığı şehirdeki, İstanbul’daki Roboskî protestolarının fotoğrafları yayılmaya başlamıştır ki, gerçek olan odur. Bu protestoların önemli kısmına, parmakla sayılacak kadar insan ancak katılmıştır. Geri kalanı ise, protesto görevini Twitter’dan ifa etmeyi tercih etmiştir!

Diğer bir sosyal medya mecrası olan Facebook için durum çok daha vahim. Ama çokça işlendi zaten, daha fazla uzatmak istemiyorum. Uzatınca bunalan arkadaşları da kızdırmak istemiyorum üstelik:)

Gelelim RedHack’e…

“İşte bu ahval ve şerait içinde” RedHack, bahsini ettiğim tatmini adeta orgazma çeviren eylemler yaptı. Yaptıkları eylemlerle pek çok hukuksuzluğa anında tepki gösterdikleri gibi, devletin siber dünyadaki aczini de, adeta dalga geçe geçe gösterdiler. Bu açıdan onlara minnettar olmamak elde değil. Ama ya ötesi?

Bunca gürültü koptu, yere göğe sığdıramadık hatta. RED’in kapağını süsledi bir sayı. Peki ama, bu eylemler zinciri tatminden başka ne işe yaradı?

Devrimcinin görevi, örgütlenmektir. Sesini, soluğunu daha fazla insana taşımak, onları ikna etmek, bu düzenin kirini, pasını teşhir etmek, sokağa çağırmak ve sokağa çıkmaktır. Söz konusu bunlar olunca, ne etkisi oldu RedHack eylemlerinin? O kırmızı ve siyahla bezeli, koskoca haykıran puntolarla romantik sloganların yazıldığı hacklenmiş site görüntüleri bir miktar tatminden başka ne vaat ediyor bize? “Ele geçirilen” belgeleri diyorsanız, ben pek bir kıymet-i harbiyeleri olduğunu düşünmüyorum. Bir bakanlığın personel listesinde ilginç bir yan bulamıyorum. Eğer muhbir maillerini ilginç buluyorsanız, o halde hayatınızda hiç iddianame okumamışsınız demektir. O türden maillerin envai türlüsü iddianamelerde arz-ı endam ediyor zaten! Çok “sansasyonel teşhir”lik bir tarafı yok bunların, ne yazık ki…

Tatmin de önemli, yadsımıyorum. Ama bunca abartmamak gerektiğinden bahsediyorum. Ve bunca abartılmasının nedeni de sanırım, sosyal medyanın yaygın kullanımıyla beraber, protesto etmeyi sosyal medyaya, “siber dünya”ya has bir ibadet sanmaya başlamak…

YETENEK POLİTİK ACZİ KAPATIR MI?

Üstelik RedHack’in politik duruşunda da ciddi sıkıntılar olduğunu düşünmekteyim. Bunu Twitter üzerinden bizzat kendilerine de ifade ettim. RedHack’in kendini ortaya koyuş biçimi, metinleri, röportajlarda söyledikleri ve sosyal medyadaki duruşu, bu “tatmin kültürü”nü besleyen cinsten…  Her cümlede belirgin biçimde göze çarpan “romantik şövalye pozlu devrimcilik”, kitleleri tribüne oturtan klasik hastalığın küçük bir örneği. Ve kuşkusuz ki bu hastalık, politik yetkinliğin hack yetkinliğinin yanına dâhi yanaşamamasıyla alakalı.

Twitter kullananlarınız, son “bomba”dan da haberdar olmuştur. RedHack, -“ebemizin a.ını koruyoruz” kampanyasından sıkıldığından olsa gerek!- kendilerine destek tweeti atan Hilal Cebeci’yi takibe alıp, hararetle de desteklemeye başladı. Karşılıklı reveranslar, falan filanlar… Hilal Cebeci babasının bir devrimci olduğundan dem vurup, devrimcilerin kapsayıcı olmasına ilişkin akıl öğretirken; RedHack de herkes korkarken 1 milyon takipçisine RedHack’i tanıtmanın cesurluk alameti olduğundan, bu yüzden Hilal Cebeci’ye minnettar olduklarından filan bahsetmeye başladı. Bu konuşmalara katılan “panpiş”ler, ortalığı daha da şenlendirdi! Eleştirilere ise RedHack, klasik hiçbir iş görmez toplantı üslûbuyla, devrimci ahlakın bazı ilkelerinden dem vurarak yanıt vermeye girişti.

İşte, “ateş isteyene cehennem olup gelen” RedHack’in politik derinliği! Kendileri bu tavırlarına yapılan eleştirileri “cinsiyetçilik”le mahkûm ediyorlar ya, o yüzden biraz daha açalım. Hilal Cebeci şahsında görünür olan, kapitalizmin kitle iletişim araçlarının nasıl kullanılması gerektiğine ilişkin öğüdüdür, bunu bilelim ilkin. –Ki Cebeci’nin kendisinin de ne olduğu, ne amaçladığı, nasıl baktığı vs. ortadadır. Asıl cinsiyetçilik, Hilal Cebeci’yi fırsatını bulmuşken eleştirmek, “doğru yola çağırmak” yerine, onu tebrik etmek, hatta cesaret nişanıyla ödüllendirmektir. Zira Cebeci, kadına yönelik büyük bir küfrün sembol isimlerindendir. “Bana destek verdi, gerisi mühim değil” yaklaşımı, o “delikanlı romantik devrimci” raconuna da uymaz! Yok yani, “romantik devrimci” raconuyla “Seni kurtaracağız bu bataklıktan Hilal!” deseler, yine kabulümdü; ama bunca reveransa ancak, “yuh artık!” denilir.

RedHack bu işi çok daha düzgün yapabilirdi. Öncelikle fazla küşümlenmeden, oraya buraya laf yetiştirmeden, politik ciddiyet ve derinlikle davranarak…  Oysa şu anki duruşları sadece bende değil pek çok kişide “şımarık çocuk” imajı yaratıyor. Sanki orada bir çocuk, hepimizi tribüne doldurmuş, biz alkışladıkça kendinden geçip yeni öğrendiği taklaları sıralıyor.

Çok uzatarak eleştirmek niyetinde değilim. Zira uzun uzadıya konuşacak bir toplumsal karşılığı da yok zaten tüm bunların. RedHack de bunları ister “bir dostun eleştirileri” olarak, ister –şimdi yaptığı gibi- “art niyetli bir meczubun saldırısı” olarak alır; orasına karışma hakkını görmem kendimde.

Velhasıl, iki başlı eleştiriyi toparlayacak olursak: Tamam, sosyal medya bir olanak. Tamam, RedHack güzel işler yaptı. Ama söylesenize, şu hastalıklardan arınmadan, nasıl ezilenlerin “gerçek” mücadelesine katkı sağlar hale getireceğiz bu mecrayı? TT listesine gündem sokmak için çırpınan binlerce insanın bu emeklerini sokağa da yansıtmalarını nasıl sağlayacağız? Bunu konuşmalıyız. Ve bu eleştiriden evvel, bir özeleştiri yapmalıyız.

Lafı daha fazla uzatmayayım. Ezilenlerin hak alma mücadelesinin binlerce yıllık tarihi umrumuzda değilse, bir kapitalist tekelin sloganından örnek alalım: “Sokağa çıksana! Hayat sokakta!” Emin olun sokaktan, hayatın içinden gelen ve sokağa, hayata çağıran bir sosyal medya macerası, çok daha anlamlı ve takip edilesi olur!

NOT: RedHack sağolsun, henüz yazı yayımlanmadan, sadece öneri istediğim bir tweet’e verdiği hakaretamiz, hırçın yanıtlarıyla, “politik acziyet” eleştirimi kuvvetlendirmiş oldu. Kendilerine bu yardımlarından dolayı bir teşekkürü borç bilirim!

BİR NOT DAHA: RedHack mevzuunu boşverin de, asıl önemlisi bu. Sosyal medyanın “gerçekten” sosyal biçimde kullanılıp kullanılamadığına, eğer yapılamıyorsa bunun “neden”ine ve “nasıl”ına dair, kalıp sorulardan oluşan bir röportaj dizisi düşünüyorum. Hazırlanan kalıp soruları, Twitter’daki farklı kulvarlardan kullanıcılar cevaplasınlar ve bunları yayınlayalım. Genel eksen olarak “Twitter ve politik mücadele”, “Twitter ve ‘gerçek’” gibi başlıklar düşünülebilir. Bu konuda önerisi olan, katkı sunmak isteyen veya “bana da sor!” diyen varsa, lütfen ulaşsın.

Yazı için düşündüğüm ilk başlık olan "RedHack Hilal Cebeci'yi hacklerse..."den, yazı kapsamını karşılamakta fazla yetersiz kaldığı için vazgeçtim.


Ali Mert'in "Devrimci'nin Kahvehane Nöbeti, RT lütfen!" yazısına da mutlak bakınız:


Yorumlar

  1. Yazınız çok güzel olmuş ve aşağıdaki blogta ki paylaşımlarla benzerlik gösteriyor.
    Halkın gerçekleri anlaması adına destek verir misiniz ?

    http://redhackgercekleri.blogspot.com/

    Halk böylece istediğine inanır tek taraflı gösterilenlere değil.

    YanıtlaSil
  2. Redhack Gerçekleri ismiyle yorum yazan arkadaş,

    Öyle kara propaganda siteleriyle işim olmaz. Bu eleştirinin sitenizdekilere benzer hiçbir yanı da yoktur üstelik. Ben RedHack düşmanı değilim. Onu geçtim, tamamen farklı kulvarlardayız. Lütfen gidip şakirt yurtlarında destekçi arayın.

    YanıtlaSil
  3. Yazıyı yazan kişi farklı kulvarlarda olduğunuz için Redhack'in Hilal Cebeci'ye neden sahip çıktığını anlayamazsınız. Hangi faşist ve monarşik yönetim dönemlerinde böyle eylemler sokakta yapıldı ve cezasız kalmadı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tum kuvvet komutanlarının, neredeyse nitelikli tum muhaliflerin içerde olduğu bir faşizan ortamda bu vatandaşları sokağa davet etmek onları ortadan kaldırmak istemekten farksizdir.

      Sil
  4. "Adsız" arkadaş, eleştirini tam olarak algılayamadım. Cümleleri biraz toparlayarak yineleyebilir misin?

    YanıtlaSil
  5. hocam "tatmin de önemlidir, yadsımıyorum." kısmı dışında katılıyorum büyük ölçüde. redhack çoğu zaman mastürbasyon etkisi bırakıyor insanlarda. bunu behzat ç. bağlamında da söyleyebiliriz. yani insanları mücadeleye çağıran, ajite eden bir üslup yok. "gerçek hayatta yediğiniz dayakların hesabı sanal ortamda soruluyor, merak buyurmayın" havası hakim daha çok. bu da bence egemen kültür endüstrisinin tam da isteyeceği durum olsa gerek: insanların gerçek acılar çekmesi, gerçek hak gasplarına uğraması ama sanal mecralarda "rahatlayarak" asla haklarını aramamaları, örgütlenmemeleri, mücadeleyi bir yöntem olarak benimsememeleri.. öte yandan ideolojik olarak da belirttiğiniz gibi sağlam bir altyapıları olmadığı çok belli oluyor bazen. kullandıkları dilden de literatüre hakim olmadıkları anlaşılabiliyor.

    bir de yazının sonundaki nota binaen eklemek istediğim bir şey var. zaman zaman aklımadan geçiyor; madem sosyal medya, internet bu kadar çok yaygın ve etkin olabiliyor acaba bu mecralar doğrudan demokrasi pratiklerini mümkün kılacak şekilde organize edilemez mi? düşünsenize bir yandan uzay çağında yaşadığımıza inandırılmak isteniyoruz, öbür yandan hala fransız ihtilalinden, ingiliz devriminden kalma parlamentolarla, genel başkana biat etmiş takım elbiseli milletvekilleriyle, bürokratlarla, arkaik örgütlenme modelleriyle örgütlenmiş partilerle, aşırı merkeziyetçi hükümetlerle yönetiliyoruz. sosyal medyanın bahsettiğim alan için hiç mi hiç gündeme gelmemesi bir ufuksuzluk mu yoksa ideolojik\politik bir tercih mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle katkı için sağolasın.

      Soruya gelirsek... Evet, çok iyi fikir! Sosyal medyayı etkin kullanmaktan yalnızca, "siyasi mesaj"ları sosyal medya kanalıyla yaymayı anlamasak da, kitlelerin katılımını oradan örgütlemeye çalışsak...

      Bunu şu kalıp sorulara dahil edelim. Özellikle de "demokratik özerklik" mevzuunun temel direğini "halk meclisleri" olarak kurgulayan Kürt hareketine de soralım bunu.

      Sil
  6. http://redhackgercekleri.blogspot.com/
    Bu bloga karapropaganda diyen kişinin ben aklından şüphe duyarım.
    Redhack in halkların kardeşliği masalıyla PKK lı kesimden destek aldığı bir gerçek.
    Ve PKK yı terör örgütü olarak kabul etmiyor.
    Bu gerçeği ortaya çıkaran bir blog nasıl olurda karapropaganda gibi bir yakıştırmaya tabi tutulabilir.
    Size göre şakirt yuvasında yayınlanması gereken birşeydir ama bana göre alakası yok redhack şakirtlerden zaten destek almıyor. sizin gibi sırf muhalif olduğu hükümet için gözü kapalı destek vererek Teröristlere hizmet ediyor. bunun başka açıklaması yok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıyı tekrar okumanızı ve karşı çıktığımız durumların bambaşka olduğunu kendi başınıza anlamanızı umut ediyorum. Selamlar...

      Sil
  7. Alttaki yorumlardaki fasistleri, isbirlikcileri gorunce ve onlara karsi yazarin "son derece sicak" tavrini gorunce kimlerin redhack'e karsi birlestigini daha iyi anliyoruz.. RedHack'e duyulan kin ve nefretin onda birini alttaki redhackgercekeleri diyen cemaatci yavsaklara gostermeyenler, "anne" sevkati gosterenlerin amaci belli..
    Bir yanda ulusalci yavsaklar diger yanda abd kucagindaki yurtsever maskeliler, en ucta ve onlarin karsisinda ise RedHack'li devrimciler.. Hadi kolay gelsin size :))

    YanıtlaSil
  8. Bu arada unutmadan; o cokca reklamini yaptiginiz kontrgerilla tarafindan acilan http://redhackgercekleri.blogspot.com/ isimli siteye ve adrese ne oldu? Bir yerinize mi kacti ;)

    YanıtlaSil
  9. Sinan arkadaş,

    Yorumun komik ve izansız. RedHack Gerçekleri sitesini yapanların bu yazı altında cevaplarını aldığı görülüyor. Reklamını yapmak da nereden çıkıyor?

    İnsanda biraz iyan, ayar olur! Pes!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

BU METİNE DAİR NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.