Ana içeriğe atla

Çulhaoğlu'na merhamet edin!




Metin Çulhaoğlu'nun çocukça anarşizm eleştisine( http://haber.sol.org.tr/yazarlar/metin-culhaoglu/anarsizmin-bir-asalak-olarak-portresi-81139 ) ilişkin:
1- Ben Çulhaoğlu'nu kalburüstü bir teorisyen, oturaklı bir 'şef' bilirdim. Meğer kavramlara boğulan yazılarının altında bir kahvehane delikanlısı yatar imiş. Sanki kahve ahalisi toplanmış da, hoşlarına gidecek bir şeyler söylemeye çalışıyor. 'Bunca cehalet ancak tahsille mümkün' değil, uygun düşen; 'Bunca sığ çarpıtma, ancak düşmanlıkla mümkün'.

2- Ortodoks Marksizm'in anarşizm düşmanlığı, dogmalaşana vurulan kuvvetli yumrukların hileli belaltı vuruşlarla savurulması refleksidir. Düşmanlığın kaynağını da ancak burada bulabiliyorum. Eh, nihayetinde, geleneğinde halen harıl harıl savunduğu 'edebiyat komiserlikleri', sansür kurulları, sürgünler, siyasi cinayetler ve bunların bilcümlesini içeren bürokratik bir canavara dönüşen devlet olan, iktidar eleştirisini anlayabilir mi? Anlamak şöyle dursun, hazmedebilir mi?

3- Bugünün dünyası, klasik anarşizmi değilse bile, anarşist eleştiri ve çözümlemeleri, onlardan beslenen ve bugünün toprağına yaslanan paradigmaları, mütemadiyen haklı ve 'gerekli' çıkarıyor. Bütün dünyada kooperatifler, komünler ve diğer özyönetim aygıtları üzerine ciddi tartışmalar yürütülüyor ve hatta deneyimler açığa çıkıyor. (Sözgelimi Rojava Devrimi bu yolda ciddi bir deneyim; daha ciddi olmanın en büyük adayı olarak karşımızda...)

İtiraf edemiyorlar ama, sevgili Ortodoks Marksistlerimiz bu kuvvetli teorik ve pratik basıncın karşısında gerçek bir duruş gösteremiyorlar. Hatta, Çulhaoğlu'nun da dahil olduğu gelenekte de görüleceği üzere, güncel devlet yönetimli siyaset tablosuna eklemlenip, proje ve sloganlarını da oradan üretiyorlar. Zira 'yeni bir hayat', onların iktidarcı sistemleri açısından uzak bir düş sadece...

Çulhaoğlu'nun öfkesini de buradan okumalı. Ve anlamalı, merhamet etmeli. Ee, kolay değil dünün dünyasının at üstündeki yiğitlerine, bugünün dünyasının 'masalcı dedesi' olmak...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.