Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Demirtaş: Neo-Osmanlı'nın rengi değiliz

Halkların Demokratik Partisi Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'la, bir dizi etkinliğe katılmak üzere geldiği Almanya'da söyleştik. Oldukça geniş bir minvalde gerçekleştirdiğimiz söyleşide HDP'nin bir yılını, gelecek dönem planlamasını, eleştirileri, Demirtaş'ın şahsına yönelik saldırıları, diyalog sürecini ve AKP'nin Rojava tutumunu konuştuk.

Seçimlere 81 ilde 550 milletvekili adayıyla girmek ve yüzde 10 barajını aşmak için güçlü bir hazırlık dönemine girdiklerini anlatan Demirtaş, yaptıkları kamuoyu araştırmalarının Türkiye'nin dört bir yanında kitlelerle kurdukları ilişki açısından olumlu işaretler verdiğini, barajı aşmanın zor olmayacağını kaydetti.

Kürt Özgürlük Hareketi'yle devlet/hükümet arasında devam eden diyaloglarda devlet/hükümet kanadının dayatmacı tutumundan kaynaklı sorunlar yaşandığını da belirten Demirtaş, "Kürtler, egemenin şemsiyesi altında yaşayan bir halk olmak istemiyor; kendi şemsiyesini kendisi tutmak istiyor" dedi.

Boşa düşmüş bir yasağın anatomisi

21 yıl önce bugünlerde, Almanya mahkemelerinden bir karar çıktı: Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve ona bağlı addedilen demokratik kurumlar kapatılacak; bu çalışmaların yürütücüleri soruşturulacak, cezalandırılacaktı.

HABER: Ferzad Kemanger'de Kürtçe eğitimin tohumları atıldı

Amed’deki Ferzad Kemanger İlkokulu, bir buçuk aydır Kürtçe eğitim veriyor. Okulun kapısına Türk devleti defalarca mühür vurmuş; ancak halk her seferinde mührü sökmüştü. Direniş sonuç verdi; 105 birinci sınıf öğrencisi, bütün derslerde Kürtçe eğitime başladı.

Bir 'Osman'dan Alevilik yazısı

On İki İmam Oruçları henüz bitti; aşure telaşı sürüyor her yerde. Bu ay vesilesiyle ben de, "peşimde dolanıp duran" Aleviliğe ve "bir Osman olarak" Alevilik hakkında düşündüklerime dair bir şeyler yazayım istedim.


Artık zombi sizsiniz!

Cezayirliler, Filistinliler, Bangladeşliler, Suriyeliler ve diğerleri... Fena halde kötü kokuyorlar. Zevksizlikten ölecekler, giyindiklerinde. Soyunduklarındaysa... Boşversene! Elleri, ayakları kirle bezeli. Otobüste, metroda, parkta, hastanede, okulda... Her yerdeler. Onların o pis elleriyle dokundukları demirlere değiyor ellerimiz. Eve gidip dezenfektan katkılı sıvı sabunları kullanmasak, hastalıktan öleceğiz.

Hırsızlık yapıyorlar, hiç durmadan. Daha geçen büyük bir marketin reyonları önünde, geniş montuyla gezinip fırsat kollarken takip ettin birini. Yüzünü ekşittin, belli etmeden fısıltıyla haber verdin güvenlik görevlisine: "Mahvettiler ülkemizi bayım!" Ama o duymasındı bunu. Öyle ya, gerek yok başını belaya sokmana. Çünkü iyi dövüşür onlar, karadır gözleri. Senden nefret ederlerse eğer vahşice savururlar yumruk ve tekmelerini. Acımazlar; acı da duymazlar.

Fötrlü devrimcinin yakışıklılığı ve hayatın gerçeği

Bazı tuzu kurulara demagogluk gibi gelecektir; ama bir gerçek var: Kürt milleti, milli kimliğinden dolayı bok yedirilmiş bir millettir. Dolayısıyla, (marksist külliyatı yalamış yutmuş şeflerimiz bizden iyi bilir pekala!) milli kimliğini kabul ettirme kavgası, gayet haklı ve meşrudur. Yine dolayısıyla, Kürt milletinin olmaz hakarete maruz kalmasına sebep milli kimliğini "kazanma" kavgasını düzeniçilik argümanıyla eleştirenin, hayatta ve reelpolitikte karşılığı olan bir alternatifle görünür olması gerekir. Retorikte herkes -ama herkes- haklıdır.

Ferzad Öğretmen'in kalbinin rüzgarı

Amed'in Benusen Mahallesi, surlara uzanan küçük bir tepecik üzerine kuruludur. Kentin en yoksul mahallesi olduğunu söylemek, herhalde abartı olmaz. Yokuşlar arasında biraz gezinirseniz, sokakların çamurundan ve ayakkabısız çocuklardan hemen işitirsiniz zaten, mahallenin arz-ı halini. Bir de, boynuna nikon ya da kanon bağlı sümük avcılarından…

Amed'deki öğrenciliğim sırasında, iki yıl boyunca bu mahalledeki Benusen Eğitim Destek Evi'nde gönüllü öğretmenlik yaptım. Afedersiniz, Türkçe öğretmenliği… Bugün isimlerini daha fazla işitmeye başladığımız Eğitim Destek Evleri, Kuzey Kürdistan'daki 50 şubesinde öğrencilere, lise ve üniversiteye giriş sınavları için hazırlık kursları veriyordu. Dolayısıyla, Türkçe, Matematik, Tarih (İnkılap Tarihi ve Osmanlı Tarihi de dahil tabii), Fen Bilimleri gibi bütün dersler, çoğunluğu gönüllü öğretmenlerce insani, ulusal ve/ya devrimci bir duyarlılıkla öğretiliyordu. Bunların yanındaysa haftada iki saatlik Kürtçe eğitimi vardı.

Hapishane mutfağı

Sedat Avcı'nın Bolu Hapishanesi'nden gönderdiği mektubu okurken kendi dertlerinden utanıyor insan. 16 yılını hapishanede geçirmiş bir tutsağın yaşam enerjisi dolu seslenişi, tecrit koşullarında yarattıklarına dair anlatımları, sadece yemek tarifi değil kuşkusuz. Bu coşku ve yaratıcılık, hayata çağırıyor; dolayında isyana... Sedat Avcı ve onun gibi binlerce devrimciyi zindandan kurtaracak denli güçlü bir isyana... Biz "dışarıdakiler" hapishaneden kurtulmadıkça, onlar da hep dört duvar arasında olmak zorunda kalacaklar.

Mektubu okuyanlardan ricam, bir de cevap yazmalarıdır. "Yalnız bırakmamak" için elimizden gelen, oldukça pratik bir dayanışma örneği bu. Bunu da yapamıyorsak...

FOTO HABER: Festivali güzelleştiren kadınlar...

Almanya'nın Düsseldorf kentinde, Cumartesi günü düzenlenen 22. Uluslararası Kürt Kültür Festivali'nin en ilgi çekici katılımcıları, her yıl olduğu gibi Kürt kadınlarıydı. Kadınlar, rengarenk ulusal kıyafetleri, zafer işaretleri ve gülümsemeleriyle, festivale güzellik kattı. Onların olmadığı bir festival, her şey bir yana, güzellikten yoksun kalırdı. Kavgayı güzelleştiren, onun ruhunu sağaltan kadınlar, festivalde de aynı etkiyi yaptı.

Kurumların adaleti ya da 'Laz Kemal'in selamı'

Rivayet edilir ki, Diyarbakır 5 Nolu Zindanı’nda Esat Oktay Yıldıran öncülüğündeki işkence düzenine saf bir inançla direnen Laz Kemal namlı Kemal Pir, ölümünden önce Esat Oktay Yıldıran’ın öldürülmesini istemiş. Yıllar sonra Esat Oktay’ı bir belediye otobüsünde sesinden tanıyarak takip eden, ardından tek kurşunla öldüren kişi de silahını ateşlemeden önce, “Laz Kemal’in selamı var” demiş.

Sanat kurumlara sığar mı?

"Ne pahasına olursa olsun, deniz ve demiryolu ulaşımı, meta dolaşımı, demirsiz metaller gibi ulusal ekonominin çok önemli kesimlerindeki geriliğin üstesinden gelmeliyiz. Sosyalist tarımımızın en önemli kesimlerinden olan hayvancılığı yaygınlaştırma çalışmasını geliştirmeliyiz."

Yukarıdaki cümleler, sosyalist bir devletin ekonomi çalıştayına ait gibi görünüyor, değil mi? Fakat hayır; bu sözler, 17 Ağustos 1934'te toplanan Sovyet Yazarlar Birliği Birinci Kongresi'nde konuşan "Edebiyat Komiseri" Jdanov'a ait.

Kağıt peşinde çürüyen toplumsal ahlak

Almanya'ya iltica ettikten sonra kaldığım toplama kampının duvarı, yazılar ve hatta gün çentikleriyle doluydu. Ağırlıklı olarak sloganlar ve ranzadan gelip geçenlerin adı, memleketi... Fakat bunlardan en ilgi çekici olanı, kocaman "Tek yol devrim" yazısının uğradığı akıbetti herhalde. Biri gelmiş ve "devrim"in üzerini silmiş, yazıyı güncellemişti: "Tek yol evlilik"

Stadtverwaltungen im Sinne der Demokratischen Autonomie schaffen

Interview mit Tuncer Bakırhan, dem neuen BDP-Kobürgermeister der Stadt Sêrt
Das Gespräch führte Osman Oğuz, Yeni Özgür Politika, 27.05.2014
Im Interview mit der Tageszeitung Yeni Özgür Politika erklärt der neue BDP-Kobürgermeister der Stadt Sêrt (Siirt), Tuncer Bakırhan, wie eine Art von Stadtverwaltung geschaffen werden soll, die sich nicht allein um die täglichen Dienstleistungen des öffentlichen Lebens kümmert, sondern die Bedingungen für die Umsetzung eines radikal-demokratischen Selbstverwaltungsmodells schafft.

O kınalı soluğu kim yakabilir?

"yıldızlı bir gece, ay da vardı; sen gülümseyince, yüreğimde bir balık oynadı."
Sevgilisini henüz yolculamış; kentin işlek meydanında bir başına, gelip geçenlerin ellerine, yüzlerine dalmış bir adamın sözleriydi belki bunlar. Önceleri büyük bir küskünlükle, giderek duyarsızlık, umursamazlıkla baktığı kenti, ona sinmiş bir sevda sayesinde sevmeye başlamıştı belki de. Belki de, bütün o sokaklar, binalar, heykeller, eskiden beton grisinden başkası değilken, bir renkler yumağıydı şimdi. Sevda sinmişti de bakışlarına, gecenin yıldızları ve dolunayı ilk kez bunca ilişmişti gözüne. Göbeğinde yaşanırken uzak kalınan o koca kenti, ancak bir aşk güzelleştirebilirdi. İşte o gün, belki de sevgilisini henüz uğurlamışken evine, "yüreğinde bir balık oynadı."

17'lerin anısı ne anlatıyor?

Yıllar önceydi. Elimizde bildiri ve gazetelerle, Dêrsim'in mahallelerine uzanan toz toprak yokuşları tırmanıyorduk. Her yokuşun başına dizilmiş öbek öbek evlerde, kurulmuş sobaların etrafında oturuyor, soba üzerinde demlenen şilanı içiyordu Dêrsimliler. Kışın son demleriydi artık. 

Herkes yüzünü dağlara dönmüş; karların ne kadar eridiğine bakıp duruyordu. Her sene olduğu gibi yaz ya gecikmişti, ya erken gelecekti ama kimse konuşmuyordu bunu. Bir yandan kutsal Munzur suyuna yapılacak barajlarla ilgili yeni haberler gelmeye devam ediyor; öte yandan Dersim'de memleketin herhangi bir yerinden çok başka bir halde yaşanan seçimler yaklaşıyordu. Biz de bildirileri sırtlamış; dert anlatmaya çıkmıştık, mahalle mahalle.

Toplumcu Gerçekçilik: Sanatta 'resmi görüş' mümkün mü?

4 yıl öncesine ait bir çalışma bu. Mezopotamya Sosyal Forumu ve Türkiye Sosyoloji Öğrencileri Kongresi'nde sunmuştum, vaktiyle. O günden bu yana hep, "Geliştiririm" dedim; ama bir türlü elim gitmedi. Böyle böyle, arşivimde çürüdü. Sunumlardan sonra bir de, Özgür Politika'ya kısaltılmış bir halde yazdım aynı konuyu; ama yine üzerine pek bir şey katmadan... (Sanata Nasıl Yaklaşmalı? - http://yeniozgurpolitika.info/index.php?rupel=nuce&id=24684 ) Velhasıl, konuya ilgimi yitirmediysem de, araya giren "daha önemli" gündemler, konudan uzaklaştırdı. Ekler yapmak, konuya dair daha da derinleşmek için bir sürü kitap aldım; onlar da Almanya'ya geldiğimde memlekette kaldı. Oldukça genç yaşta yazılmış, acemice bir metin bu. Eksikleri, fazlaları var. Keskin uçları var. Ama eleştirinin özünü halen koruyorum, savunuyorum. Bu metin de, çokça geliştirilmesi gerekse de, iyi bir giriş sayılabilir. Geliştirmek için de halen şans var. Okuyan arkadaşlardan ricam, eleştirmel…

Dersim özüyle ilerleyecek

BLOG NOTU:
(Şahsi çiftliğimde, söyleşi öncesi gazetede olmayan birkaç ek not)

Yerel yönetimler söyleşilerinin kalıp cümlesi, "X özgünlükleri olan bir yer" oldu. Fakat sanırım bu klişemizin en fazla oturduğu kent, tarihi, insanı, doğası ve politik atmosferiyle, Dersim.

Özgünlükleri sıralamaya girişmeyeceğim; zira gına geldi! Hakkını veremedikçe söylediklerimizin, daha fazla söyleyip duruyoruz. Sonra bir de, bu kadar çok söylediğimiz için hakkını veremiyoruz!

Neyse. Mehmet Ali Bul abêmizden bahsetmeliyim.

İnsan Dersim gibi bir yerin belediye başkanından, açıkçası, çok şey bekliyor. Mesela, Dersimlilerin o kendilerine has özgüvenleri, "Politikayı en iyi biz biliriz" pozlarıyla, şöyle bir "havasını atmasını" beklemiyor değil. Sonra, Adnan Yücel şiirlerinden fırlama coşkulu bir nutuk mesela. Dersim'in dağına, taşına çeken öfkeli, inatçı, net bir duruş bekliyor.

Mehmet Ali Bul'un belediye başkanı olduğunu bilmesem, buna rağmen, "Yahu ne tatlı, ne mütevaz…

Tuncer Bakırhan: Sürüklenen belediyecilik aşılıyor

Siirt Belediye Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, yerel yönetimlerin, klasik olarak temizlik yapan, kaldırım yamalayan, asfalt döken, su ve emlak işleriyle uğraşan kurumlar gibi görüldüğünü belirterek, yerel yönetimlerin sadece bu işlerle sınırlı organlar olmadığını, artık dünyada da örnekleriyle açık olduğunu söyledi. "Bu dönemde, sürüklenen değil yön veren bir anlayışı hayata geçiriyoruz" diyen Bakırhan, konuttan tutalım ticari alanlarına kadar sorunları çözmeye çalışacaklarını belirterek, ekledi: "Çocuğun kreşinden kadının mutfağına, inşaatta çalışan işçinin iş güvenliğinden kent barışına kadar birçok görev ve sorumluluk var." Almanya'ya, Kürdistanlıların organize ettiği bir dizi etkinliğe katılmak üzere gelen  Tuncer Bakırhan ile BDP'nin yerel yönetimler siyaseti ile Siirt Belediyesi'nin çalışmaları ve planları hakkında konuştuk.

Rakip devlet ve başbakan

BDP'nin Ağrı eşbaşkan adaylarından Sırrı Sakık, zaten kazanılmış bir seçiminin sonucunun 1 Haziran'da güçlü bir şekilde teyit edileceğini; AKP'nin güç yığınağı, devlet zoru hazırlığı, düzenbazlıklarının da işe yaramayacağını kaydetti.
1 Haziran'da bir kez daha sandık başına gitme hazırlıklarının sürdüğü Ağrı'da BDP'nin yoğun çalışma temposu kesintisiz sürüyor. BDP adayı Sırrı Sakık, seçim süreci, hazırlıkları ve beklentileriyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Etsiz tavuk ya da Kürt vejetaryenin ahvali

Dağları binbir çeşit otla kaplı Kürdistan'ın kentleri, buna tam tezat oluşturacak biçimde, etli yemeklerle anılır. Öyle ki, sözgelimi Ege'den Amed'e öğrenci veya memur olarak gelenler, bir süre adaptasyon sorunu yaşar. Doğal seleksiyon misali, bir kısmı transformasyona uğrar, hababam ciger muhabbeti yapmaya başlar. (Bu kısımdakilerin bir süre sonra kaşları ve bıyıklarıyla da Kürtleştiklerine dair rivayetler, Suriçi'ndeki cigercilerde çok konuşuluyor!) Bir kısmınınsa midesine kramplar girer; ardından gastrit, ülser türevi hastalıklardan birine yakalanıverirler. Önce Amed'e bela okumasına neden olan hastalık, Amed'den ayrılırken yaşadığı derin acı sonrasında mutluluk kaynağına dönüşür: "Öyle deme doktor bey! Hastalığım bana Amed'i hatırlatıyor. Seviyorum ben, midemden gelen gurultuyu!"

Kaypakkaya'yı anarken anlaşılmaz kılmak

Dün Almanya/Frankfurt'ta, işkenceyle katledilmesinin yıldönümünde İbrahim Kaypakkaya'yı anma etkinliği düzenlendi. Düzenleyici örgüt, Avrupa'da "terör örgütü listesi"nde olmadığı için imzasıyla etkinlikler düzenleyebilen Maoist Komünist Partisi'ydi.

MKP, yakın zaman önce üçüncü kongresinin belgelerini yayınladı. Belgelerde tarif edilen devrim modelinin bugün savunduğum politik iddialarla hiçbir ilişkisi yok. Fakat buna rağmen, MKP Kongresi'nde ortaya çıkan iradeyi değerli görmüştüm. Zira bu, küflenmiş tezlerden kopuşu ve güncel siyasete, hayata, toplumsal duruma ayaklarını basan bir siyasal varoluşu müjdeliyor gibiydi. Fakat zihne oturmuş sert bir kayaç gibi olan bu fikriyatın öyle kolay değişmeyeceğini görmem için MKP'nin bir etkinliğine gitmem gerekliymiş!

Haluk Gerger: Marksizm'i mekanik yorumlayarak olmaz

Akademisyen-yazar Haluk Gerger'in 11 Mayıs 2014 Cumartesi günü, Almanya'nın Frankfurt kentinde düzenlenen "İbrahim Kaypakkaya'yı Anma Gecesi"nde yaptığı konuşma. (Konuşmanın başına yetişemedim. Arkadaşlar, Kaypakkaya'yı anan bir konuşmayla başladığını söylediler.)

Hitler'in nasıl seçildiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Onun seçildiği ülkede dünyanın en büyük komünist hareketi vardı. Marx da bir Alman'dı, biliyorsunuz. O dönemde de, Almanya Komünist Partisi'nin oy oranı, her zaman, Hitler'in partisininkinden çok daha fazlaydı. Ama gün geldi, Hitler Almanya Komünist Partisi'nin seçmenlerinden de oy alarak iktidara geldi. 

Bizum Hoca: Anlaşıldı örtmenim! (Film eleştirisi)

Bir süre önce, hidroelektrik santrallerinin çevreye verdiği zararlara dikkat çekmek niyetinde bir film girdi vizyona: "Bizum Hoca" Yönetmen Serkan Acar, senarist ise ''Laz Marx'tan ve "Sümela'nın Şifresi Temel" gibi filmlerin senaryosundan tanıdığımız Yılmaz Okumuş.


Federasyon İlkesi - P.J. Proudhon

Proudhoun'un "Federasyon ilkesi" makalesi, pekala, çağın ve güncelin tartışmalarıyla da birlikte düşünülebilir. Vakti ve mecali olana, bir an için güncelin tekdüze infial halindeki "karşıtlık" dilinden/konumundan sıyrılıp, kendine yoğunlaşmasını; bu bağlamda da bu yazıyı -eğer daha önce okumuşsa tekrar- okumasını öneriyorum. Hatta okumakla kalmayalım; salt karşıtlığı gündem etmekten vazgeçip, kendi gündemimizi, kendimize dair gündemimizi yaratalım, konuşalım.




Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

On'lar için: Bağlılık, günle buluşturmaktır

"Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Parlamentosu ve Hükümetine! (...) 1972'nin Türkiye'sinde tek bir yurtseverin, öncü savaşçısının oligarşinin ipiyle hayatına son verilmek istenirse, bu İngiliz ajanları da halkın devrimci öncülerinin, yani bizlerin kurşunlarıyla yok olacaklardır. Dünya halklarının baş düşmanı Anglo-Amerikan Emperyalizmi'nin askeri örgütü olan NATO'da görevli bu İngiliz ajanlarının hayatlarına karşılık şartlarımız açıktır: 1- İnfazlar derhal durdurulacak, 2- Hiçbir yurtsever ve devrimci asılmayacaktır. 3- En çok 48 saat içerisinde bu konuda Türkiye radyolarından infazların durdurulduğu hakkında yayın yapılması şarttır. (...)"

Kadın baharı... (Foto-Haber)

Bahar, kadındır en çok. Doğanın uyanışı, ağacın tomurcuklanması, dağların yeşile bezenmesi... Her biri kadına dair imgeler. Hal böyleyken, baharı coşkuyla, umutla karşılamanın adı olan Newroz'un kimliği de kadın oluyor elbet.
Yıllardan bu yana, özgürlük mücadelesine en çok sahiplik edenler oldu kadınlar. Kendine dönüşün, kadın kimliğini keşfetmenin ve özgürce var etmenin coşkusuyla sarıldılar harekete. İsyanın en çetrefil anlarında, en zorlu dönemeçlerde, bir kadın belirdi hep; kesk-sor-zer'e bezeli. Amed'in bir küçesinden, elinde bir taşla çıkıverdi ve yürüdü düşmanın üstüne. Kürt halkını diri tutan bu oldu biraz da. O kadının peşinde seğirttiler. Serhildan, o sevecen, naif ruhlarıyla kadınların "bile" ayağa kalkması demektir Kürdistan'da. Kadınların elleri bile taşa uzanmışsa artık, kimse durmaz yerinde. Emeğiyle hayatı var eden kadın, bir çağrısıyla da durdurabilir hayatı.

Antep Seçim Dosyası: Öze dönüş hamlesi!

Antep’in Karşıyaka’sı, varoşun çarşısı. Yoğunlukla Kürtlerin yaşadığı Hacıbaba’dan yoksullar, alışverişe buraya gelir. Karşıyaka’dan binlerce yıllık İpek Yolu’na çıkan kavşak ise “Yeşilova” adıyla anılır. Yeşilova’da bir duvar karşılar sizi. İnce, sarıya boyanmış bir duvar. Biraz detaylı incelerseniz, garipliğin hemen farkına varırsınız; zira duvarın ardında evler görünür. AKP’li Şehitkamil Belediyesi’nin marifetidir bu. Yoksulların derme-çatma evleri görünmesin diye... Kendi çapında bir ‘utanç duvarı’...

Eskiden TEKEL İçki Fabrikası’nın olduğu arazi üzerinde, şimdi devasa Zeugma Mozaik Müzesi var. Bir tepenin üzerindeki, yoksulluğuyla meşhur Çağlayan Mahallesi, müzenin üst yanındadır. Sokakları kesen yokuşu tırmanmaya başlarsanız, bir garipliği hemen fark edersiniz: Evlerin duvarları aynı renge boyanmıştır. Antep Büyükşehir Belediyesi’nin marifeti... Yoksulların kentin girişindeki evlerine makyaj... Bir sabah belediye işçileri, bütün evleri aynı renge boyadılar. Bir toplama kampı gibi…

Sessiz kalmak, suça ortak olmaktır

Pek az kişi bilir; zira ne yazık ki pek az kişinin gündemindedir bu konu: 18 Mart, Dünya Politik Tutsaklar Günü'dür. Dünyanın değişik merkezlerinde toplanan bir avuç insan, hapishanelerden yükselen çığlığı sokaklardan gelip geçene duyurmaya çalışır. İnsan Hakları Derneği'nin açıkladığı verilere göre, şu anda Türkiye ve Kuzey Kürdistan hapishanelerinde 145 bin 615 mahpus var. (Bu sayı, 2005 yılında 55.570) Ülkedeki hapishanelere her gün bir yenisi daha ekleniyor. Sadece AKP döneminde, memlekete tam 68 yeni hapishane 'kazandırıldı!'

'Çözüm süreci savaş ittifaklarını dağıttı'

Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal'la Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Süreci'nin bir yılını, sürecin muhataplarının tutumları, Rojava Devrimi, yaklaşan yerel seçimler ve ulusal birlik çalışmaları bağlamlarında konuştuk. Newroz Deklarasyonu'nun ve ardından gelişen sürecin Türkiye ve Kürdistan'da siyasal dengeleri sarstığını vurgulayan Kartal, "Başlayan süreç, savaş eksenli gelişen ittifakların dağılmasına neden oldu" dedi.

Sistemleşmiş sol söylem ve HDP

Fraksiyon'daki HDP tartışması, çok fazla başlığa bölünerek çoğaldı. Tartışmanın, HDP'ye yönelik sol içindeki önemli bir yaklaşımı görünür kılması açısından değerli olduğunu düşünüyorum. Fakat bu andan sonra tartışmanın bölündüğü başlıkların her birine tek ve okunabilir bir yazıda yanıt vermek -eğer destan yazmayacaksanız!- mümkün değil. Bu sebeple ben de çok önemli bulduğum bir yanından tutup görüşlerimi dile getireceğim. Bu yönlü vurgunun tartışmanın bütünündeki yaklaşıma da eleştiri mahiyeti taşıyabileceğini düşünüyorum.

Ağrı'da dayatılmış talihsizliğe karşı...

Ağrı, Serhat bölgesinin en önemli kentlerinden biri. Gerek tarihi ve kültürüyle, gerek özgürlük mücadelesinde tuttuğu yerle, Ararat'a sırtını vermiş bu kent, adeta destansı bir kimliğe sahip. Barış ve Demokrasi Partisi de 30 Mart'ta yapılacak yerel seçimlerde Ağrı'ya özel önem atfediyor. BDP, Ağrı Belediyesi Eşbaşkanlığı için Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve Doğubeyazıt Belediyesi Eski Başkanı Mukaddes Kubilay'ı aday gösterdi. Bu güçlü aday profili de partinin Ağrı'ya verdiği değerin sağlaması... Kürdistanlıların merak ve ilgiyle takip ettiği Ağrı'daki seçim süreci hakkında eşbaşkan adayı Sırrı Sakık ve Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'la konuştuk.

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Medyanın kirli çamaşırları

"Bizim gazetecimiz işini bilir"; komutan "yazma" diyorsa, yazmaz; Başbakan daha "Bu ne böyle Fatihciğim" demeye fırsat bulamadan, yapıştırır cevabı: "Anlaşılmıştır efendim!"



Baydemir: Urfa'yı ilk defa halk yönetecek!

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanlığını 10 yıldır sürdüren Osman Baydemir, 30 Mart'ta yapılacak yerel seçimlerde Urfa Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan Adayı olarak yarışacak. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olarak başarılı bir geçmişe sahip olan Baydemir, Urfa halkında da büyük bir coşku yaratmış durumda. Urfa'da halkçı belediye isteyen bütün kesimler, ilk defa bu kadar kendinden emin. Düzenlenen aday tanıtım mitingindeki kitlesellik ve coşku da bu özgüvenin kaynağının halkın teveccühü olduğunu gösteriyor. Gazetemizle dayanışma gecesi vesilesiyle Almanya'ya gelen Osman Baydemir'le işte bu süreci konuştuk. Urfa'da gün geçtikçe büyüyen coşku ve kenetlenme konuşmasına yansıyan Baydemir, büyük bir heyecanla, hem geçmiş pratiğini hem de Urfa'ya ilişkin duygu ve projelerini anlattı.

Röportajın blogtaki halinde, gazetede sayfaya sığmaması nedeniyle çıkarılan yerler de var.

'Er' Ramazan Yüce'yle, sürgüne uzanan öyküsü...

BLOG NOTU: Röportaj Yeni Özgür Politika'da gündemden çoktan düşmüş ve vaktiyle zaten yoğun biçimde tartışılmış kısımları çıkarılarak, bir gazete sayfasına sığacak biçimde kısaltılarak girildi. Ancak blogta, gündemden düşmesine rağmen diğer tartışmalarla ilgili kısımları da okumak isteyenler olabilir, diyerek, kesilmemiş, tam halini yayınlıyorum.
Ramazan Yüce ismi tanıdık geliyor mu? 6 yıl önce bütün gazeteler onu yazıyordu. Bazıları "vatan haini" olarak, bazılarıysa, büyük bir hukuksuzluğun kurbanı olarak. Yargılandığı dava için "Türkiye'nin Dreyfus Davası" benzetmesi yapılıyordu. Bazı aydınlar da onun özgürlüğü için seferber olmuştu.
Hafızalardan hala çıkmayan Oramar Baskını sonrasında, er Ramazan Yüce ve aralarında bir uzman çavuş bulunan 7 arkadaşı PKK tarafından alıkonulmuştu. Alıkonulmalarının ardından medyada önce bir sessizlik ve görmezden gelme, bütün sorumluluğu Kürt er Ramazan Yüce'ye yıkma eğilimi ortaya çıktı. Askeri hapishanede tecrit edilen …

Bağımsız Kürdistan!

Özellikle Barzani’nin Amed ziyaretinden ve İsmail Beşikçi'nin bence aynı süreç üzre okunabilecek yazısından sonra oldukça fazla söz söylendi. Öyle çok ki hatta, şimdiden sonra söyleneceklerin önemli kısmı tekrar olacak. Ama KDP-Kürt özgürlük hareketi ilişkisinin bir yönüyle eksik işlendiği kanaatindeyim.

Kürdistan Demokrat Partisi ve ona yakınlık gösteren kişi ve grupların temel argümanı, “Kürdistanî” olmak. Kürt özgürlük hareketine yönelik eleştirilerindeki temel söylem de bu hatta. PKK’yi ve özgürlük hareketinin diğer öznelerini Kürdistani olmamakla eleştirip duruyorlar.

Peki nedir Kürdistanî olmak?

Gezi'nin güneşi Rojava olmalıdır!

Bugünkü haliyle politika, yabancılaşma ve "gösteri" ile anlaşılabilecek bir alan olabilir ancak. Basitçe, "halkın yönetimsel ihtiyaçlarıyla ilgili uğraş" olarak tanımlanabilecek politika, bugün, sahnede egemenin olduğu bir gösteriden başkası değildir.
Politikayı salt "gösteri" olarak görme ve icra etme hali, yalnız egemenin söyleminin üreticisi ve taşıyıcısı olan medyanın ve diğer "aygıt"ların vaziyeti değil; bizim de yaygın vaziyetimiz. Politikayı yalnız, egemenlerin ilişki ve çelişkilerini okuma ve teşhir etme uğraşı olarak görüyor, uyguluyoruz. Bunu yaparken de ajitasyondan mizaha, analizden "eylem"e kadar bütün biçimleri kullanıyor; yaratıcılığın sınırlarında geziniyoruz. Hatta bu halimizden dolayı kendimizi oldukça başarılı addediyoruz; kimbilir.