Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Baydemir: Urfa'yı ilk defa halk yönetecek!

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanlığını 10 yıldır sürdüren Osman Baydemir, 30 Mart'ta yapılacak yerel seçimlerde Urfa Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan Adayı olarak yarışacak. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olarak başarılı bir geçmişe sahip olan Baydemir, Urfa halkında da büyük bir coşku yaratmış durumda. Urfa'da halkçı belediye isteyen bütün kesimler, ilk defa bu kadar kendinden emin. Düzenlenen aday tanıtım mitingindeki kitlesellik ve coşku da bu özgüvenin kaynağının halkın teveccühü olduğunu gösteriyor. Gazetemizle dayanışma gecesi vesilesiyle Almanya'ya gelen Osman Baydemir'le işte bu süreci konuştuk. Urfa'da gün geçtikçe büyüyen coşku ve kenetlenme konuşmasına yansıyan Baydemir, büyük bir heyecanla, hem geçmiş pratiğini hem de Urfa'ya ilişkin duygu ve projelerini anlattı.

Röportajın blogtaki halinde, gazetede sayfaya sığmaması nedeniyle çıkarılan yerler de var.

'Er' Ramazan Yüce'yle, sürgüne uzanan öyküsü...

BLOG NOTU: Röportaj Yeni Özgür Politika'da gündemden çoktan düşmüş ve vaktiyle zaten yoğun biçimde tartışılmış kısımları çıkarılarak, bir gazete sayfasına sığacak biçimde kısaltılarak girildi. Ancak blogta, gündemden düşmesine rağmen diğer tartışmalarla ilgili kısımları da okumak isteyenler olabilir, diyerek, kesilmemiş, tam halini yayınlıyorum.
Ramazan Yüce ismi tanıdık geliyor mu? 6 yıl önce bütün gazeteler onu yazıyordu. Bazıları "vatan haini" olarak, bazılarıysa, büyük bir hukuksuzluğun kurbanı olarak. Yargılandığı dava için "Türkiye'nin Dreyfus Davası" benzetmesi yapılıyordu. Bazı aydınlar da onun özgürlüğü için seferber olmuştu.
Hafızalardan hala çıkmayan Oramar Baskını sonrasında, er Ramazan Yüce ve aralarında bir uzman çavuş bulunan 7 arkadaşı PKK tarafından alıkonulmuştu. Alıkonulmalarının ardından medyada önce bir sessizlik ve görmezden gelme, bütün sorumluluğu Kürt er Ramazan Yüce'ye yıkma eğilimi ortaya çıktı. Askeri hapishanede tecrit edilen …

Bağımsız Kürdistan!

Özellikle Barzani’nin Amed ziyaretinden ve İsmail Beşikçi'nin bence aynı süreç üzre okunabilecek yazısından sonra oldukça fazla söz söylendi. Öyle çok ki hatta, şimdiden sonra söyleneceklerin önemli kısmı tekrar olacak. Ama KDP-Kürt özgürlük hareketi ilişkisinin bir yönüyle eksik işlendiği kanaatindeyim.

Kürdistan Demokrat Partisi ve ona yakınlık gösteren kişi ve grupların temel argümanı, “Kürdistanî” olmak. Kürt özgürlük hareketine yönelik eleştirilerindeki temel söylem de bu hatta. PKK’yi ve özgürlük hareketinin diğer öznelerini Kürdistani olmamakla eleştirip duruyorlar.

Peki nedir Kürdistanî olmak?

Gezi'nin güneşi Rojava olmalıdır!

Bugünkü haliyle politika, yabancılaşma ve "gösteri" ile anlaşılabilecek bir alan olabilir ancak. Basitçe, "halkın yönetimsel ihtiyaçlarıyla ilgili uğraş" olarak tanımlanabilecek politika, bugün, sahnede egemenin olduğu bir gösteriden başkası değildir.
Politikayı salt "gösteri" olarak görme ve icra etme hali, yalnız egemenin söyleminin üreticisi ve taşıyıcısı olan medyanın ve diğer "aygıt"ların vaziyeti değil; bizim de yaygın vaziyetimiz. Politikayı yalnız, egemenlerin ilişki ve çelişkilerini okuma ve teşhir etme uğraşı olarak görüyor, uyguluyoruz. Bunu yaparken de ajitasyondan mizaha, analizden "eylem"e kadar bütün biçimleri kullanıyor; yaratıcılığın sınırlarında geziniyoruz. Hatta bu halimizden dolayı kendimizi oldukça başarılı addediyoruz; kimbilir.