Ana içeriğe atla

Bağımsız Kürdistan!


Özellikle Barzani’nin Amed ziyaretinden ve İsmail Beşikçi'nin bence aynı süreç üzre okunabilecek yazısından sonra oldukça fazla söz söylendi. Öyle çok ki hatta, şimdiden sonra söyleneceklerin önemli kısmı tekrar olacak. Ama KDP-Kürt özgürlük hareketi ilişkisinin bir yönüyle eksik işlendiği kanaatindeyim.

Kürdistan Demokrat Partisi ve ona yakınlık gösteren kişi ve grupların temel argümanı, “Kürdistanî” olmak. Kürt özgürlük hareketine yönelik eleştirilerindeki temel söylem de bu hatta. PKK’yi ve özgürlük hareketinin diğer öznelerini Kürdistani olmamakla eleştirip duruyorlar.

Peki nedir Kürdistanî olmak?



Sanırım bir KDP’liye soracak olsak, alacağımız cevap aşağı yukarı şöyle olur: Politikaya Kürt milletinin çıkarları doğrultusunda bakmak ve Kürdistan’ın bağımsızlığını savunmak… Bunların da kaba bir milliyetçilik ekseninde ele alınmasını önerecekleri, sır değil.

Kürt özgürlük hareketi, kimin elinde olursa olsun eninde sonunda bir baskı aygıtı olan devletle malûl bağımsızlıkçılık söylemiyle de, Kürt halkını Orta Doğu yangını içerisindeki diğer halklarla karşı karşıya getirerek aslında kendisine de düşman kılacak milliyetçilik algısıyla da çoktan hesaplaştı. Fakat eğer bağımsızlık Kürt halkının iradeleşmesiyse, başka devletlerin/milletlerin çıkarlarına, politik hesaplarına değil de kendi çıkarlarına yaslanan bir politik hat örmesiyse, Kürt özgürlük hareketi, KDP’den bin kat daha bağımsızlıkçıdır. Bu konuda rahat ve özgüven dolu olabiliriz. Zira görüyoruz ki, emperyalizmin Orta Doğu’daki çıkarlarıyla ve işbirlikçileriyle(sözgelimi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle veya Özgür Suriye Ordusu’na bağlı çetelerle), Kürt halkının çıkarları ekseninde dahi ters düşme ehliyeti olmayan bir Güney Kürdistan hükümeti var karşımızda. Öyle Kürdistanî bir bağımsızlık ki bu, Kürt halkının Rojava’daki mevzilerine emperyalizmin çıkarları dolayısıyla düşmanlık besleyebiliyor!

Kürt özgürlük hareketiyse, Rojava’da ve Kürdistan’ın diğer parçalarında çizdiği yolu “üçüncü yol” olarak tarif ediyor. Ne egemenlerin istediği rotada yürüyor; ne de geleneksel muhalefet biçimlerine yüz veriyor. Kendi “bağımsız” siyasal aklıyla, “bağımsız” iradesiyle kararlar alıyor ve o kararları, emperyalizme ve Orta Doğu’daki egemenlere karşın, Kürt halkı lehine uyguluyor. Halk meclisleriyle halkı iradeleştiriyor; özsavunma örgütleriyle, halkı milisleştiriyor, kendisini korur hale getiriyor. Halkın yarattığı kurumların üzerinde, onlardan bağımsız hareket eden bir polis teşkilatı kurmuyor. Muhalefet edenlerin kafasına yağlı coplar indirmiyor. İşi gücü halkın sükûneti olan hükümetlerle değil, halkın geniş katılımıyla yönetiyor, ülkesini. Zira Kürt özgürlük hareketi, bir seçkinler hareketi olarak değil, halk hareketi olarak büyüyor.

Gelelim milliyetçilik hususuna…

Başka bir milleti kendisinden aşağı gören, onun çıkarları pahasına kendi çıkarlarını savunan bir milliyetçilik, egemen ideolojiden başka hiçbir kategori içinde değerlendirilemez. Fakat milliyetçiler, her ne kadar tam da bu egemen ideolojik formasyona uygun bir milliyetçiliği savunuyor olsalar da, kendilerini milletlerinin çıkarlarını savunan neferler olarak tanıtırlar. Millî çıkarları savunmaksa mevzu, o halde hemen bir belirleme yapmak zorunda kalırız: Milletin aktif biçimde dahil olmadığı hiçbir organ, milletin çıkarlarını savunamaz. Böylesi bir organ ancak, milletin “üzerinde” bir iktidar’ı temsil eder ve bütün iktidarlar zorbalaşmaya mahkumdur. Kürt özgürlük hareketinin bu belirlemeden yola çıkarak bütün yönetim organlarını halklaştırmaya çalıştığını ve en geniş katılımı esas aldığını, toplumlar tarihinin dezavantajlı kıldığı grupları kotalarla desteklediğini hepimiz biliyoruz. Gelin bir de KDP’nin Güney Kürdistan’daki yönetici listesine bakalım:

Kürdistan Eyalet Başkanı: Mesud Barzanî
Başbakan: Nêçîrvan Barzanî
Eyalet Başkan Yardımcısı: Sedat Barzanî
İstihbarat Bakanı: Mensur Barzanî
Peşmergelerden Sorumlu: Vecîhî Barzanî
Avrupa Danışmanı: Dilşad Barzanî
Şirketler Danışmanı: Sîdar Barzanî

Bu liste böyle uzar gider. Bir de soyadı Barzani olmayan, aşirete sonradan katılmışlar var.

Bunun adı milliyetçilik midir, aşiretçilik mi? Milleti yönetime katmayacaksan, neden kendine milliyetçi der durursun? Üstelik Güney Kürdistan topraklarının özellikle Türk şirketleri tarafından nasıl talan edildiği ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin gün geçtikçe nasıl arttığı da ortadayken… Yoksa yoksullar, emekçiler millete dahil değil mi? Ya da Süleymaniye’de cop yemiş olanlar millete dahil değil mi? Ya da onları bir kenara bırakalım, Rojava’da üzerlerine sınır kapısı kapatılanlar, yardım konvoyları bile Güney hükümetince engellenenler Kürt değil mi? Bu milliyetçilik, kimleri Kürt’ten sayıyor, kimlerin çıkarını savunuyor?

Velhasıl, egemenlik ilişkilerini gerçekten halkçı bir müdahaleyle dönüştürmeden, özyönetim aygıtlarını geliştirmeden, doğa-toplum diyalektiğine uygun bir yaklaşımla “yeni”yi inşa etmeden, halkın iradeleşmesi mümkün değildir. Halkın iradeleşmediği yerde de, ne bağımsızlık, ne de ulusal çıkarlar söz konusudur.

Eğer bağımsız Kürdistan arıyorsak, Kürt halkının bütün egemen güçlerin(ve bu arada onlarla elbirliği eden Kürt soydaşlarının) türlü oyunlarına rağmen iradeleştiği, kimseye gücünü ve temsilini devretmediği Rojava’ya bakmalıyız. Gerçek bağımsızlık ve halkçılık, oradadır. Bağımsız Kürdistan da, özgür Kürdistan da oradadır. Cenevre 2 Konferansı'na Kürt halkının Kürt Yüksek Konseyi çatısı altında bağımsız katılmasının uluslararası güçlerce engellenme uğraşı da bundandır. Zira, egemenlerin yönettiği kavramlar dünyasındaki "bağımsızlık", esasen, bağımlılıktır. Gerçek bağımsızlık ise mevcut "gösterisel meşruiyet"e dahil edilmek istenmemektedir.

Yorumlar

  1. insanlarin pkkye yonelttigi "yeteri kadar kurdistani olmama" eleştirisini, gûney kurdistanin eksikliklerini ortaya koyararak geçiştiremezsin. yaziyi pdk taraftarlarina hitaben degil, pkkye gerçekten de bu eleştiriyi getirenlere hitaben yazman gerekirdi. zira ben pdkye yonelik eleştirilerine katiliyorum ama hala pkkden ayni şeyi bekliyorum. yani guney kurdistana vurarak, pkkyi hakli çikarmaya çalişmişsin. olmamiş .
    milliyetçilik oyle zannetigin gibi "bir milleti kendisinden aşağı gören, onun çıkarları pahasına kendi çıkarlarını savunan" bir duşunce degildir. milliyetçilik millet çikarlarini ustte tutmaktir ki bence bugune kadar yapmadigimizdan dolayi hala ozgur degiliz.
    bir de once milliyetçiligi eleştirmiş sonra pdknin milliyetçi olmadigini soylemişsin. keşke pdk gerçek anlamda milliyetçilik yapsa idi bu konuda sana katiliyorum.
    ama benim iktidarim iyi onunki kotu demekten vazgeçin. bugun rojavada pyd iktidardadir. kurulan yonettim bir devlettir ! guneyden tek farki henuz onlardan daha fazla bagli olmalaridir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Serhat arkadaş,

      Öncelikle şunu söyleyeyim: Milliyetçilik hususundaki tavrım öteden beri nettir. Ezilen bir kimliğin milliyetçileşmesini rasyonel bulurum. Bu milliyetçilik "var olma" karakterli olduğu sürece de destek veririm. Fakat milliyetçilik, esasen, kapitalizmle birlikte, onun "ortak pazar"ıyla birlikte siyasal arenanın başat öznesine dönüşmüştür ki, bu anlamda halkçı değildir, olamaz. kültürü militarize ettiği, resmi bir söylem doğrultusunda eğip büktüğü için -daha yekten bir ifadeyle: iktidarcı olduğu için- kültürel olması da mümkün değildir.

      Demişsiniz ki, "milliyetçilik oyle zannetigin gibi "bir milleti kendisinden aşağı gören, onun çıkarları pahasına kendi çıkarlarını savunan" bir duşunce degildir. milliyetçilik millet çikarlarini ustte tutmaktir"

      Birincisi: Kimin çıkarından üstün tutmak?

      İkincisi: Milliyetçiliği temize çıkarma gayesi neden? Gerek politikanın, gerek felsefenin, gerek iktisatın milliyetçiliğe yüklediği tarihsel anlam açıktır. -Ki, her ne kadar inkar etseniz de, sizin zihninizdeki anlamı da bu tarihsel anlamla eş güdümlüdür. Bunun da temelinde, politikayı egemen ideolojik formasyonun "gösteri"sinin dışında anlamlandıramamak, onun "meşruiyet kriterleri"nden kurtulamamak yatmakta. Zira sizin milliyetçiliğiniz de -öyle olmak zorunda olduğu için- devletçidir. Devlet ise egemen ideolojinin en kriminalize hali, toplumsallık karşıtı bir iktidarın anası...

      Rojava'da kurulanın klasik anlamda bir "iktidar" ve "devlet" olduğunu söylemeden önce de iyi düşünmek lazım. İşte yaygın(laştırılan) literatürden kurtulamadığınız için, halk meclislerini örgütlemeye çalışan ve yediden yetmişe özsavunma yapan bir halkın politikasını da sistem politikasının, yaygın gösterinin argümanlarına göre yargılıyorsunuz. Eğer özgürlük hareketinin son dönem yönelimini biraz daha derinlikli okursanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.

      Sil
  2. bana rojavada kurulan yonetimin herhangi demokratik bir ulkeden ne tur bi ustunlugu oldugunu soyler misiniz ? yani bazilarinin çokça dillendirdigi şekliyle "devletsiz toplum" rojavada denenmekte midir ? deneniyorsa kurulan ordu, asayiş, meclis nedir ?
    (sorularim hiçbir şekilde art niyet içermemektedir. çok ciddi olarak idrak etmekte guçluk çektigim açiklamalar ve populer hale gelmiş sozlerden dolayi soruyorum)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

BU METİNE DAİR NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.

'Sara' belgeseli: Sakine Cansız kendini anlatıyor

Fransa'nın başkenti Paris, bundan üç yıl önce, 9 Ocak 2013'te yalnız Kürt'ün değil insanlığın tarihine notu düşülen bir katliama tanıklık etti. PKK'nin kurucularından Sakine Cansız ile PKK'nin öncü kadrolarından Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, Kürdistan Enformasyon Bürosu'nda katledilmişti.