Ana içeriğe atla

Baydemir: Urfa'yı ilk defa halk yönetecek!



Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanlığını 10 yıldır sürdüren Osman Baydemir, 30 Mart'ta yapılacak yerel seçimlerde Urfa Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan Adayı olarak yarışacak. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olarak başarılı bir geçmişe sahip olan Baydemir, Urfa halkında da büyük bir coşku yaratmış durumda. Urfa'da halkçı belediye isteyen bütün kesimler, ilk defa bu kadar kendinden emin. Düzenlenen aday tanıtım mitingindeki kitlesellik ve coşku da bu özgüvenin kaynağının halkın teveccühü olduğunu gösteriyor.
Gazetemizle dayanışma gecesi vesilesiyle Almanya'ya gelen Osman Baydemir'le işte bu süreci konuştuk. Urfa'da gün geçtikçe büyüyen coşku ve kenetlenme konuşmasına yansıyan Baydemir, büyük bir heyecanla, hem geçmiş pratiğini hem de Urfa'ya ilişkin duygu ve projelerini anlattı.

Röportajın blogtaki halinde, gazetede sayfaya sığmaması nedeniyle çıkarılan yerler de var.


Diyarbakır'la başlamak istiyoruz. 10 yıldır Diyarbakır'da belediye başkanlığı yapıyordunuz ve artık kentle özdeşleşmiş bir yüzsünüz. Geçmiş 10 yıla baktığınızda ne görüyorsunuz?
Her şeyden önce, 20 yıllık bir zaman dilimidir ki, halkımın haklı davasının çeperi içerisindeyim. Gücüm oranında yaşamımın son 23 yılını halk lehine, halkımın haklı davasına vakfettim. 10 yıllık zaman diliminde, yerel yönetim kulvarı içerisinde, halka mahcup olmamış olmanın heyecanını yaşıyorum. 
Doğrusunu ifade etmek gerekirse, biz Diyarbakır'da yerel yönetimde hizmet bayrağını arkadaşlarımızdan devraldık. Benim inancım odur ki, arkadaşlarımızdan aldığımız bayrağı yüksek bir yere onurla taşıdık; halkımıza karşı mahcup olmadık ve onurla, heyecanla tekrar arkadaşlarımıza devredeceğiz. İnancım şu ki, bizden devralan arkadaşlarımız da çok daha yüksek bir yere bu bayrağı taşıyacaklardır. Bundan zerre kadar şüphem yok.
Müsaadenizle Diyarbakır halkına da çağrıda bulunmak istiyorum: Esas hizmet adresi, Barış ve Demokrasi Partisi'dir. Bu itibarla da yüksek bir oy oranıyla tekrar arkadaşlarımız Diyarbakır halkının hizmetine gelecek, teveccühlerine mazhar kalacaklardır.

'10 YILDA YENİ BİR KENT YARATTIK'

Diyarbakır'a dair, A'dan Z'ye, AKP ya da devlet belediyeciliğine fark atacak uygulamaları yaşama geçirdik. Öncelikle Diyarbakır'a dair dünya çapında bir farkındalık yarattık. Kültürde, turizmde, dilde, inançta büyük bir fark yarattık. Sosyal politikalarda büyük bir fark yarattık. Kentsel planlamada büyük bir fark yarattık. Ulaşım master planıyla imar master planını eş zamanlı hayata geçirdik. Bugün Diyarbakır nüfusuna baktığımızda neredeyse nüfusun altı yüz binine hitap eden bir alanda, 10 yılda yeni bir kent yarattık. Doğrusunu söylemek gerekirse bu muazzam başarı, her yerel yönetime de nasip olmuyor. En küçük ana artelimiz, nereden bakarsanız 50-60 metredir. Böyle bulvarlar açtık. Modern bir kentin yol haritasını oluşturduk. Aynı şekilde, henüz binaların girmediği yerlere bile biz altyapı götürdük. Dolayısıyla kentsel ihtiyaçlar ve altyapı ihtiyacına en az 5-6 yıl öncesinden karşılık verme imkanına sahip olduk. Ve kentimiz Diyarbakır, hakikaten, Türkiye'de bir ilgi odağına dönüştü.

'SOSYAL BELEDİYECİLİKTE BİRİNCİ OLDUK'

Tam da bu noktada Urfalı kardeşlerime, hemşerilerime bir çağrım var: Arkamızda on yıllık bir büyükşehir deneyimi var. Sosyal politikalarda dünyada ödül almış bir yerel yönetim deneyimi var. Porto Allegre'de düzenlenen, dünyanın 29 ülkesinin ve onlarca metropol belediyesinin katılmış olduğu yarışmada, sosyal belediyecilik uygulamaları alanında Diyarbakır Belediyesi birinciliğe seçildi. Ben Urfa'nın tarihinde, özellikle de 80 yıllık tarihinde hak ettiği hizmeti görmediğine inanıyorum.

Urfa'yı ayrı olarak konuşacağız ama Diyarbakır'dan çıkmadan soralım: AKP'nin de bir Diyarbakır politikası var ki karşınızda mütemadiyen yenilgiye uğradı. Bu seçimlerde de AKP, güçlü olduğunu düşündüğü bir adayla seçimlere giriyor. Ne düşünüyorsunuz? AKP Diyarbakır'da ne ifade ediyor?
Şüphesiz ki demokrasilerde seçimler ana imtihandır. Ve seçimler, halkın teveccühüne başvurulan mekanizmadır. Demokrasilerde her siyasal parti, en güvendiği adayıyla halkın huzuruna çıkma ve teveccüh bekleme hakkına sahiptir. Dolayısıyla Ak Parti de Kürdistan'da adaylarıyla halkın karşısına çıkıyor ve oy talep ediyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, Ak Parti'nin Diyarbakır'da bana göre zerre-i miskal kadar şansı yoktur. Zira Diyarbakır halkı, kimin onun hizmetkarı olduğunu, kimin de onu suistimal ettiğini çok iyi biliyor. Bu 10 yıllık zaman diliminde bizim en büyük hedeflerimizden biri de halkımıza, halkımızın vicdanına, bilgisine, olanı ve gerçeği sunmaktı.

'MARMARAY'IN KAYNAĞI TÜM KÜRDİSTAN'INKİNDEN YÜKSEK'

Ak Parti'nin iktidar olduğu dönem içerisinde bölgeler arası gelişmişlik farkında, Ankara Hükümeti'nin bölgeye sunmuş olduğu olanaklara baktığımızda görüyoruz ki, negatif uygulamalar hala devam ediyor. Ak Parti'nin tek çalışması PR (halkla ilişkiler, reklam) çalışmasıdır. Ekonomik politikalarla ilgili, kentlere vermiş olduğu kamu yatırımlarıyla ilgili sadece PR çalışması yapıyor. Benim iddiam şudur: Marmaray'a verilen kaynak, bütün Kürdistan illerine verilmemiştir. Bütün Kürdistan illerine verilen ulaşım altyapısı kaynağından katbekat daha yüksektir. Bu da AKP'nin bölgeler arası eşitsizlikle ilgili politikasının 70-80 yıllık politikadan farklı olmadığının ispatlarından sadece bir tanesidir. Bunun gibi onlarca örneği ortaya koyabiliriz. Urfa halkımız da bunu çok iyi bilsin.

Daha çok Urfa'yı konuşmak istiyorsunuz; artık oraya geçelim. Başta şunu soralım: Urfa neden bu kadar önemli?
Urfa, 12 bin yıldır yaşamın kesintiye uğramadığı kutsal bir şehir. Kutsiyeti mekanlarına, toprağına, atmosferine, suyuna yansıyan bir şehir. Halilurrahman şehridir, peygamberler şehridir. Ayrıca Urfa, insanlık ailesinin zulme karşı direniş şehridir. İlk direnişin olduğu şehirdir. 

'BİZİM MÜCADELEMİZ DE İBRAHİMİDİR'

Aslında bana sorarsanız, Kürdistan mücadelesine de zulme karşı direnişiyle ilham kaynağı olan bir şehirdir. Aslında bizim mücadelemiz de İbrahimi bir mücadeledir. Ve zalime karşı, zulme karşı, Dehaklara, Firavunlara, Nemrutlara karşı verilen bir mücadeledir. Tam da bu noktada, aslında, Kürt mücadelesi Halilurahman'dan, Hazreti İbrahim'den bayrağı devralmıştır, diye düşünüyorum. Urfa'ya talip olmak demek, Hazreti İbrahim'in direniş ruhunun bayrağını almaya talip olmak demektir. 
İkinci bir husus: Urfa demek Rojava demektir. Urfa demek, Ortadoğu halklarının bir arada yaşaması demektir. Kürt kültürüyle Arap kültürünün, Türk kültürünün, Mezopotamya kültürünün harmanlandığı ve bir arada yaşama merkezine dönüştüğü yer demektir. Bu itibarla da Urfa demek, bizler açısından da büyük bir sembol demektir.

Urfa'ya sistemin de çok ciddi bir yönelimi var. Urfa'yı tanıttıklarını, turistikleştirdiklerini söylüyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz? Sistem Urfa'nın bu çok kültürlü yapısına karşılık gelebilecek bir yaklaşım geliştiriliyor mu?
Seksen yıldır, ama aynı zamanda da özellikle son 10 yıldır, devletin ve AKP hükümetinin Urfa'ya bakış açısı, Urfa'yı sadece ve sadece bir mutfak kültürüne hapsetmeye, yeme içme kültürüne hapsetmeye çalıştı. Urfa'nın muazzam inançsal, kimliksel çeşitliliği ve Urfa'nın Ortadoğu'nun tüm halklarına barış elçisi olabilecek misyonunu ortadan kaldırmaya çalıştı. Aslında Urfa'nın bütün kimliklerine yönelik bir taarruz oldu ve Urfa kimliksizleştirilmeye çalışıldı. 

'URFA MUTFAK KÜLTÜRÜNE HAPSEDİLMEYE ÇALIŞILDI'

Urfa'nın bu kimlikleri elinden alınıp bir mutfak kültürüne hapsedilmeye çalışıldı. Urfa halkı artık kimliğini,
kimliklerini arıyor. Bu itibarla da bizim Urfa halkına bir taahhütümüz var. Ey Urfalı kardeşlerim, sizin kimliğiniz -Kürt olmak, Arap olmak, Alevi olmak, yerli olmak- hizmet görmeniz önünde bir engel değildir. İnancınız hizmet görmeniz önünde bir engel değildir. Kimliğinizi, inancınızı, farklılığınızı artık özgürce haykırmanın atmosferi doğmuştur. Biz sizin kimliğinizle, dilinizle ve inancınızla, cumhuriyet tarihi boyunca görmemiş olduğunuz hizmeti, inşallah sizlere sunacağız. İkinci bir husus, bu minvalde, hükümet hep şu propagandayı yaptı: Yerel yönetimler hükümete yakın olduğu sürece hizmet yapabilir; hükümetten uzaklaştığı müddetçe hizmet yapamaz. Bundan dolayı da 1980'den bugüne değin Urfa'daki yerel yönetimlerin büyük çoğunluğu hep hükümet uzantısı olmuştur. O halde ben sorarım: Eğer bu tez doğruysa, yerel yönetimler hükümete yakın olduğunda yerel daha iyi kalkınır tezi doğruysa, Urfa ilimiz sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksine baktığımızda, 81 vilayet arasında neden 68. sıradadır? Yani Türkiye'nin en çok geri bırakılmış illerinin başında yer alıyor. Bu da bu tezi çürütüyor.

Sizin Diyarbakır'daki hizmet geçmişiniz de çürütür...
Diyarbakır açısından baktığımızda da öyle tabii. Ağlamayana meme yok. Annesi dahi çocuk istemezse, arzu ve mücadele etmezse süt vermez. Dolayısıyla biz Urfa'nın hakkını isteyerek, bunun için mücadele ederek onu hak ettiği noktaya getireceğiz. Gerek turizm altyapısında, gerek ulaşım altyapısında, gerek kentsel perspektifte ihtiyaç duyduğumuz kaynağı sadece Ankara'dan değil, Türkiye-Avrupa Birliği entegrasyonu çerçevesindeki IPA Programı'nın kaynaklarından da elde edeceğiz. 20 yıllık diplomasi deneyimimle aynı zamanda Urfa'ya gidiyorum. İddiam şu: Dünyanın neresinde bir kaynak varsa, mutlaka Urfa ondan nasiplenecektir. Bir elim, bir ayağım Lüksemburg'ta olacak. Bir elim, bir ayağım Brüksel'de olacak, Ankara'da olacak, Dünya Birleşik Kentler Yerel Yönetimler Teşkilatı içerisinde olacak, GAP Belediyeler Birliği ve Türkiye Belediyeler Birliği içerisinde olacak. Urfa Büyükşehir Belediyesi aynı zamanda Urfa'nın ekonomik ve sosyal kalkınmasının da bir nevi öncüsü konumunda bir kurum olacak. Vallahi, eğer belediye ve belediye başkanı hükümetin talimatıyla oturup hükümetin talimatıyla kalkan biri olursa, bunların biri bile gerçekleşmeyecek. 

'URFA'NIN ANKARA'YA İHTİYACI YOK'

Zira yerelin çıkarını merkeze karşı savunan ve bunun mücadelesini veren bir yapı olmayınca, merkez ne verirse onunla yetinmek zorunda kalan bir memur zihniyeti oluşacaktır. Tam da bu noktada, Urfa'ya yapılabilecek en büyük haksızlık, Urfa'yı bir kez daha Ankara'nın arka bahçesine dönüştürmektir. Bu minvalde Urfa halkına çağrımdır: Urfa'nın Ankara'ya ihtiyacı yok. Edirne'nin de Ankara'ya ihtiyacı yok. Adana'nın da Ankara'ya ihtiyacı yok. Ama Ankara Urfasız, Edirnesiz, Adanasız yaşam sürdüremez. Biz Ankara'ya muhtaç değiliz; Ankara bize muhtaçtır. Bu özgüvenle Urfamıza sahip çıkmamız gerekir. Görün bakın, o zaman o kaynaklar nasıl gelecek. Gelen o kaynağın da BDP belediyeciliğinin açık ve şeffaf, hırsızlığın olmadığı, rantın olmadığı, aileciliğin olmadığı, menfaatin olmadığı, tamamen halkın lehine çalışmasıyla tamamen hizmete dönüştürüldüğünü düşünün. Urfa, cumhuriyet tarihi boyunca kavuşmadığı hizmet kalemlerine 2014-2019 hizmet döneminde kavuşacaktır.

'BELEDİYE YERELİN HÜKÜMETİDİR'

Tam da bir yerinden yönetim tarifi yapıyorsunuz. BDP'nin yerel seçim deklarasyonunda da yer alan bir husus bu. AKP ise tam tersi, bir valiyi aday gösterdi ve aslında bu tavrıyla merkeze bağımlılığı istediğini teyit etmiş oluyor. Urfa'daki tek rakibiniz de o. Ne düşünüyorsunuz? AKP'nin bu tavrında siz ne görüyorsunuz?
Bir kentin yerel yönetimi, hele hele büyükşehir belediyesi, o kentin hükümetidir. Urfa ilimizin, Urfa'da yaşayan halkımızın hükümeti, Urfa Büyükşehir Belediyesi'dir. İstanbul şehrimizin hükümeti, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'dir. İzmir ilimizin de aynı şekilde... Dolayısıyla Urfa halkı, yerel yönetimlere baktığında kendi yerel hükümetini görmelidir. Yerelde kendisine hizmet edecek aygıtı, mekanizmayı tercih ediyor. Eğer bu mekanizma Ankara'nın atamış olduğu bir memur olursa, bu memurun Ankara'ya karşı Urfa'nın çıkarını savunma şansı yoktur, ey Urfa halkı! Ankara ne verirse onunla yetinmek durumunda kalacak ve sürekli Ankara'yı Urfa'dan alkışlamak durumunda kalacaksınız. Oysa ki, zaten Urfa'da, İstanbul'da, Diyarbakır'da bir Valilik var. Bir Valilik binası var ki, ulaşamıyorsunuz. Etrafı demir cağlarla kaplı, TOMA'larla korunuyor. Halkın seçimle gelen yegane kurumu olan belediyeyi de ayrıca Valilik'e dönüştürmenin ne anlamı var. Hükümete bir Valilik yetmiyor Urfa'da, ikinci bir Valilik'i daha inşa etmeye çalışıyor. Ben Urfa halkının bu politikaya geçit vermeyeceğine inanıyorum.
Bunun yanında, şüphesiz ki seçim sath-ı mailinde biz nezaketimizden asla ödün vermeyeceğiz. Bu vesileyle de benim Urfalı kardeşlerime hem çağrım hem de taahhüdümdür: En ufak bir gerilimin tarafı biz olmayacağız. Fikrimize ve geçmişteki zikrimize; hem fikrimize hem de amelimize olan güvenimizle, özgüvenimizle, biz bu seçimde iddialıyız. Ve inşallah bu seçimde bir tarih yazılacak; tarihe not düşülecek. Ama seçim sath-ı mailinde tek bir taş atılmayacak, tek bir cam kırılmayacak. Bütün dünyanın ve Türkiye'nin seçim nabzı Urfa'da atacak. Türkiye'nin Urfa'daki demokratik kültürden, bizim öncüsü olacağımız demokratik yarıştan da öğreneceği çok şey olacak. 

Peki, Urfa tarihten bu yana çok değişik kimlikleri, kültürleri, inanç gruplarını barındıran bir merkez. Kuşkusuz yerel seçim çalışmalarının önemli bir konusu da bu olmalı. Bu çok kimlikli yapıya dair ne yapacağınızla ilgili somut olarak ne söyleyebilirsiniz?
Bir kere Urfa Büyükşehir Belediyesi'ni, daha doğrusu Urfa halkının hükümeti olacak olan Büyükşehir Belediyesi'ni tek başına büyükşehir belediye başkanı veya belediye meclisi yönetmeyecek. Mahallelerdeki mahalle meclislerimiz, muhtarlarımız, sivil toplum örgütlerimiz, bütün bunlardan oluşturacağımız Kent Konseyi'miz, öncelikle Urfa'nın ulaşımına ilişkin veya imarına ilişkin, altyapısına ilişkin veya Urfa ilimizin mesela Haliliye Mahallesi'nin esnafının herhangi bir dükkanına yönelik müdahalemize ilişkin kararı, önce Kent Konseyi'nde istişare edeceğiz. Yani kente dair karar süreçlerinin içerisinde halk da yer alacak. Böylelikle biz sadece temsili demokrasi uygulamayacağız; giderek doğrudan demokrasiye doğru bir yol haritası izleyeceğiz. 

'KARARLARIN YÜZDE YETMİŞİNİ KENT KONSEYİ VERDİ'

Bu minvalde ben bir kez daha 10 yıllık geçmiş deneyimimize atıfta bulunmak istiyorum. Diyarbakır'da sivil toplum örgütlerinden, muhtarlardan, kanaat önderlerinden, inanç gruplarından oluşan Diyarbakır Kent Konseyi, üretmiş olduğumuz hizmetlerin ve projelerin yüzde yetmişinin karar vericisidir. Ne kadar karar varsa, bunların yüzde yetmişine bu Konsey'de ve meclislerde karar verildi. Biz sadece uyguladık. Dolayısıyla, karar verici mekanizma bu. Yani cumhuriyet tarihinde ilk defa Urfa, kendi kent uygulamalarına karar verecek. Kararı Osman Baydemir vermeyecek. Ben bilirim, ben yaparım anlayışı sakat bir anlayıştır. Ve maalesef bu anlayış, şu anda hükümetin tepesinde var olan anlayıştır. 

'STADYUMU KURTULUŞ PARKI YAPACAĞIZ'

Bakın, çok küçük bir örnek, Urfa'nın 11 Nisan Stadyumu, merkezde kalmış ve adeta Urfa'nın akciğeri niteliğindedir. O stadyumu şimdi AVM'ye çevirmeye çalışıyorlar. İddia ediyorum: Urfa halkı istemediği müddetçe oraya tek bir çivi çakılamaz. Ve Urfa halkının iradesi alınmadığı için şu anda orasının AVM olması tartışılıyor. Bizim sistemimizde Urfa halkının iradesi alınmadan böylesi bir stratejik karar alınamaz. Bizim yürüttüğümüz çalışmalar gösteriyor ki, Urfa halkı oranın yeşil alan olmasını istiyor. Yapacağımız ilk işlerden biri de 11 Nisan Stadyumu'na 15-20 yaşında ağaçlar dikerek bir yıl içerisinde orayı Kurtuluş Parkı'na dönüştürmek olacaktır.

Peki bunun dışında Urfa'yla ilgili başka somut projeleriniz var mı?
Her şeyden önce temel, stratejik, öncelikli hedefimizi paylaşmak istiyorum. Urfa bir turizm şehridir. Urfa'yı turizmde Diyarbakır'la, Mardin'le yarıştırmayacağız. 

'DÖRTLÜ TURİZM DESTİNASYONU KURACAĞIZ'

Diyarbakır, Mardin ve Urfa, üçlü bir ayak olarak -hatta buna Batman ve Hasankeyf'i de dahil ederek dörtlü bir ayak olarak- turizm destinasyon grubunu oluşturacağız. Yani Mardin'e gelen her bir turistin Mardin'i gördükten sonra mutlaka Urfa'yı, Halilurrahman'ı da görmesini sağlayacağız. Diyarbakır'a gelen bir turistin mutlaka Göbeklitepe'yi görmesini sağlayacağız. Böylelikle dört kent turizmde birbirini destekleyen, besleyen ve kader ortaklığı yapan bir güç birliğine gidecek. Ama açık söylüyorum: Ben Urfa'yı Antep'le yarıştırmam. Eğer yarıştırırsam, ben Urfa'yı Kudüs'le yarıştıracağım. Urfa Kudüs'le yarışmalı. Urfa, Vatikan'la, Roma'yla yarışmalı. Diyarbakır nasıl Kürdistan coğrafyasında politik bir merkezdir; yani Ankara Türkiye için neyse, Diyarbakır da Kürdistan için odur; işte Urfa da İstanbul'dur. Urfa, İstanbul'la yarışacak. Urfa, bugün bulunduğumuz Frankfurt'la yarışacak. Dolayısıyla bizim Urfa'ya biçtiğimiz misyon, kültür, turizm, endüstri, sosyal kalkınma ve ekonomik kalkınmadır. 
Urfa, endüstri ve tarım konusunda, bütün ulusal ve bölgesel sermayenin çekim merkezi haline dönüşecek. Yani Kuzey Kürdistan'ın sermayesinin, fabrikalarının, üretim merkezlerinin, organik tarımın üretim merkezine dönüşecek. Bu itibarla da asla Urfa'yı Diyarbakır'a dönüştürmeyeceğiz. Asla Mardin'i de Diyarbakır'a dönüştürmeyeceğiz. Mardin Mardin kimliğiyle güzeldir. Diyarbakır Diyarbakır kimliğiyle, Van Van kimliğiyle güzeldir. Urfa da Urfa kimliğiyle güzeldir.

'ASLA ARAP KİMLİĞİNİZDEN VAZGEÇMEYİN'

Benim burada Urfa'daki Arap kardeşlerime bir çağrım var: Asla Arap kimliğinizden vazgeçmeyin. Lütfen Arap olarak kalın. Ne Türkleşin ne de Kürtleşin. Çünkü siz Türkleşirseniz de Kürtleşirseniz de Urfa kaybedecektir. Bir zenginliğini, bir dilini, bir çeşitliliğini kaybedecektir. O halde Urfa, Urfa olarak kalacaktır; ama Urfa çok zengin bir kimliğe kavuşacaktır. Dolayısıyla Urfa, bütün Mezopotamya coğrafyasında Urfa kimliğine dair bir farkındalık yaratacaktır. İnşallah, Urfa'nın sahip olduğu değerler açısından da fark yaratacağız.

Urfa'nın bir özgünlüğü de, resmi olarak Türkiye'de Ceylanpınar, Suriye'de Ras-ul Ayn olarak anılan ama aslında ikiye bölünmüş Serêkaniye olan ilçesinde daha da belirgin olan gerçekliği... 'Karşı taraftaki' Serêkaniye'de ise bir devrim var: Rojava Devrimi. Seçim, tam da Rojava Devrimi'nin özerk kanton ilanlarına denk geldi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
İnancım o ki, 21. yüzyıl mazlum halkların yüzyılı olacaktır. 21. yüzyıl, Ortadoğu'da yaşayan Kürtlerin özgürleşme yüzyılı olacaktır. Vallahi ben istesem de istemesem de, siz isteseniz de istemeseniz de bu böyle olacaktır. Urfalı kardeşlerime bu manada da çağrımdır: Vallahi kadere karşı direnemeyiz. Bütün zorluklar, darlıklar mutlaka bir gün aydınlığa çıkacaktır. İşte 100 yıldır Ortadoğu'da yaşamış olduğumuz zahmetler, zorluklar artık aydınlığa çıkıyor. Yollar artık özgürlüğe çıkıyor. Urfa'nın demokrasiden, barıştan yana tavrını koyması, aynı zamanda Rojava'ya bir selamdır, bir destektir.
Özellikle de Arap kardeşlerime, Fars kardeşlerime sesleniyorum: Kürtlerin özgürleşmesi sizin de barışa kavuşmanız demektir. Huzura kavuşmanız demektir. Araplar, Farslar, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler; bizler Ortadoğu'nun halklarıyız ve bir arada yaşamayı öğrendik. Bir arada, özgürce ve kardeşçe... Dilimizden, kimliğimizden, inancımızdan ödün vermeyerek... Birbirimizin dilini, kimliğini, inancını tanıyarak ve ona saygı duyarak... Hoşgörü demiyorum; hoşgörü üstten görmedir. Birbirini tanıma ve saygı duyma temelinde bir arada yaşayacağız.

'URFA'YI DA ROJAVA GİBİ BERABER YÖNETECEĞİZ

Rojava Kürdistanı'nda Arap kardeşlerimiz yönetime katılıyor; Süryani ve Ermeni kardeşlerimiz yönetime katılıyor. İşte demokrasi budur. Urfa'da da tıpkı Rojava gibi Arap kardeşlerimiz yönetime dahil olacaklar. Beraber yöneteceğiz; beraber hizmet edeceğiz. Kürdistan'da yaşayan bütün halklar, etnik kimlikler olarak Kürdistanlıyız. Kürdistan'da yaşamanın bütük haklarından, bütün özgürlüklerinden en az bir Kürt kadar faydalanmalılar. Hatta vallahi bir Kürt'ten de daha fazla. Kürtlerin böyle bir özelliği de var, biliyorsunuz. Dolayısıyla Kürtlerin özgürlüğünden korkmamak, endişe etmemek gerekiyor. Tam tersine, bu özgürlük bütün Ortadoğu halklarına da beraberinde barış ve bereketi getirecektir. Barışın olmadığı yerde bereket olmaz. Özgürlüğün olmadığı yerde de barış olmaz. Barışı ancak adaletle sürdürebiliriz. Biz özgürlüğün savunucusuyuz; barışı inşa ediyoruz; ama adaletten de asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü adaletin olmadığı yerde barış sürekli kalmaz. Bu itibarla da özgürlük, barış ve adalet bizim temel şiarlarımız olacaktır.

DİASPORADAKİ KÜRTLERE SEFERBERLİK ÇAĞRISI

Peki, son olarak, Avrupa'da yaşayan Kürdistanlılara ve özelde de Urfalılara ne söylemek istersiniz?
Diasporada bulunan Urfalı hemşerilerime çağrıda bulunmak istiyorum. Bu seçim elbette ki bir referandumdur. Özgürlükten, barıştan, demokrasiden ve aynı zamanda Urfa'nın kalkınmasından yana olanlar açısından referandumdur. Halk belediyeciliği mi, değil mi? Urfa halkı mı Urfa'yı yönetecek yoksa Ankara mı Urfa'yı yönetecek? Bir halkın evlatları mı Urfa'yı yönetecek, yoksa devletin bürokratları mı? Şeffaflık, açıklık, dürüstlük mü Urfa'yı yönetecek; yoksa kumpas, hile, rant mı Urfa'yı yönetecek? Bu itibarla da bu referandum sürecinde her Urfalı kardeşimize büyük görevler düşüyor. Her Urfalı kardeşim, büyükşehir belediye başkan adayımızdır. Her bir Urfalı'nın bu ruhla seçimlere kenetlenmesini ve aktif rol oynamasını diliyorum. Her birimiz diasporadan, kendi aile çevremize, dostlarımıza, köyümüze sevgiyle, diyalogla mutlaka ulaşmalıyız. İkna edinceye kadar diyaloğumuzu sürdürmemiz lazım. Asla 'bir oy nedir' demeyin. Bir oy Urfa'nın rengini değiştirecek. Her bir oy, Halilurrahman'a, Halil İbrahim'e ceylanın mağarada vermiş olduğu sütün damlası gibidir ve bizi özgürlüğe götürecektir. Bu nedenle de, durumu uygun olan herkesi de Urfa'ya, seçim çalışmalarına davet ediyorum. Ama seçim çalışmalarına katılmak da gelip partide oturmak değildir. Birebir mahallede, köyde, kasabada, ailesinin dostunun dostu her bir bireyi ikna ettikten sonra o bireyin de onlarca kişiyi ikna etmesi ve ikna edilen her birinin de on kişiyi ikna etmesi üzerine kurulu bir kampanyayı organize ediyoruz. Her bir Urfalı aktördür ve büyükşehir belediye başkan adayımızdır. Bu ruhla inşallah, 31 Mart sabahı Halilurrahman'a vuracak güneş ışıkları, en az yüz yıldır doğan güneşten çok daha aydınlık, çok daha berrak ve çok daha bereketli doğacaktır.
Son olarak bir kez daha Yeni Özgür Politika gazetesinin çalışanlarına içtenlikle teşekkürlerimi sunuyorum. Bugünkü ziyaretimiz de aslında bütün gazete emekçilerine, bugüne kadar vermiş oldukları emeklerden dolayı bir şükran ziyaretiydi. Umut ediyorum ki, bu özgürlük süreci öyle bir aşamaya ulaşır ki, artık Yeni Özgür Politika gazetemiz de diasporada değil kendi memleketinde özgür basın geleneğini sürdürme olanağına kavuşmuş olur. 
(Yeni Özgür Politika, 30.01.2014)









 BLOG NOTU:

Eh, burası benim şahsi çiftliğim olduğuna göre, gazetedekinin ötesine geçip birkaç not da yazabilirim heralde:) Röportaj sırasında ve sonrasında Baydemir'le ilgili izlenimlerime dair birkaç söz edeyim.
Röportaj, gazete bürosunda, kahvaltı sonrası yapıldı. Karşılıklı otururken Baydemir öyle bir havadaydı ki, bir an kendimi tek başıma seçim mitinginin kitlesi zannettim. Röportajı çözerken de olduğu gibi bıraktığım "ey Urfa halkı" gibi ifadeleri, alabildiğine coşkuyla art arda sıralıyordu. Bu kötü bir şey mi? Elbette hayır. 10 yıllık bir belediyecilik deneyiminin ardından bile yeni başlıyormuşçasına heyecan ve coşkuyla yaptığı işi anlatmasında bir kötülük olamaz. Sadece benim açımdan zorlu geçti, o kadar:)
Diğer bir izlenimim şu ki, Baydemir gerçekten Urfalı olmuş:) Yani öyle böyle değil, tam Urfalı olmuş. Urfa'yı anlatırken, tarihine, kültürüne ve olası belediye eşbaşkanlığı sırasında yapmak istediklerine dair konuşurken, bir Urfalının heyecanıyla konuşuyordu. Ayrıca Urfalıların referans gösterdiği tarihsel olaylara ve kullandıkları literatüre de oldukça hakim hale geldiği zaten röportajdan da görülüyor. Röportaj sırasında Diyarbakır'la ilgili cevapların bile sonunu Urfa'ya bağlamasından da anlaşılabilir aynı şey.
Röportaj öncesinde, "Osman" meselesini de sordum:) "Yahu nedir bu Osmanların çektiği? Çektiriyorlar bana bunlar!" diye arkadaşları şikayet ettim. Adımın başına Ali koymamı önererek uzlaşma teklif etti. Kabul etmedim tabii ki! Bu konuda uzlaşmak lügatımda yok. Osman-Ömer-Bekir hak ettiği statüye kavuşana dek direnmeyi sürdüreceğim! Osman Başgan Urfa'da rahat tabii. Umarım bir gün Dersim'de çalışma yürütür de konuşuruz yine bu konuyu!
Bir-iki eleştirim varsa da seçim sath-ı mailinden düz yola çıkıncaya dek tutayım kendimi. 
Son söz: "Vallahi de billahi de, qur'an hakkı için", Osman Baydemir Urfa'ya çok iyi yakışır! Ankara'dan atanmışlardan daha güzel isot da yer, çiğ köfte de yoğurur! Urfa halkının da bu kez, Kürt'ü, Arap'ı, Türk'üyle "kendini yönetme"ye oy vereceğine yürekten inanıyorum. Zira o coşku, buralarda bile tezahürünü buldu.


Yorumlar

  1. urfa BDP nin eline geçmesin diye AKP'y oy vermek zorundayız

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

BU METİNE DAİR NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.