Ana içeriğe atla

'Çözüm süreci savaş ittifaklarını dağıttı'


Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal'la Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Süreci'nin bir yılını, sürecin muhataplarının tutumları, Rojava Devrimi, yaklaşan yerel seçimler ve ulusal birlik çalışmaları bağlamlarında konuştuk. Newroz Deklarasyonu'nun ve ardından gelişen sürecin Türkiye ve Kürdistan'da siyasal dengeleri sarstığını vurgulayan Kartal, "Başlayan süreç, savaş eksenli gelişen ittifakların dağılmasına neden oldu" dedi.

Öcalan'ın Newroz Deklarasyonu sonrası Kürt sorununun demokratik çözümünün önünün açılacağına dair beklenti oluştu. Ama gelinen noktada Kürt tarafının "Hükümet samimi yaklaşmıyor" yönünde eleştirileri var. Öncelikle, Deklarasyon'dan/sürecin başlangıcından bugüne hükümetin/devletin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Deklarasyon, Türkiye halkları açısından, başta Kürt sorununun çözümü olmak üzere Türkiye'nin demokratikleştirilmesi ve yeni bir toplumsal uzlaşmanın yaratılması için yeni, tarihsel bir fırsat yarattı. Ancak hükümet, yaratılan bu büyük fırsatı ağırlıklı olarak hükümetin elini rahatlatmak, çatışmasız bir ortamda kendisinden yana süreci geliştirmek için kullandı. Bu konuda hükümet diyebiliriz ki, evet, bu süreci sürdürdü, böyle bir sürecin olduğunu adını koyarak söyledi; ancak sürece bağlı olarak somut, gerekli adımları atmadığı için süreci kilitledi. Başkan Apo, sürecin tamamen heder olmaması ve barış ve çözüm için yaratılan bu tarihsel fırsatın tamamen ortadan kalkmaması için büyük bir sorumlulukla ve sağduyuyla süreci sürdürdü ve 30 Mart'a, seçim ertesine kadar süreç uzatıldı. Fakat şunu söyleyebiliriz ki, AKP bu sürece karşı büyük bir sorumsuzlukla yaklaşıyor. Bu tarihsel fırsatı tek taraflı kullanma hedefinde. Bunu ısrarla sürdürdü. Artık gelinen noktada, Newroz Manifestosu, genel olarak bütün Türkiye kamuoyu ve siyaseti üzerinde tarihsel bir etki yarattı. Bu bir yılı aşkın sürecin çatışmasız geçmiş olması, Türkiye toplumunda çözümle ilgili çok büyük bir politik destek ve etki yarattı. Yine Kürt toplumunda sorunun çözümüne dair çok büyük bir etki yarattı. Özellikle özgürlük mücadelesinin dışında kalan, sistem partilerinin etrafında dolanan grupların özgürlük mücadelesine ve çözüme yönelmesi, bütünleşmesi konusunda büyük etki yarattı.

'SÜREÇLE SAVAŞ İTTİFAKLARI DAĞILDI'
Diyebiliriz ki AKP'nin geçen bir yıllık süre içinde somut bir adım atmamış olmasına rağmen Önder Apo'nun başlattığı tarihsel süreç ve kendisinin yaklaşımı, gerek Türkiye'de ve Ortadoğu'da gerekse de dünyada son derece önemli etkiler yarattı. Bütün bunların sonucunda Türkiye siyasetinde özgürlük mücadelesine karşı savaş eksenli oluşturulan ittifaklar dağıldı. AKP ve Cemaat arasında yaşanan krizin kökeninde de bu vardır. 2002 yılından 2012 yılının sonuna kadar PKK'yi, özgürlük mücadelesini tasfiye eksenli olarak oluşturulan ittifak başarısız kalınca, gerilla, zindan ve halk olarak sürdürülen mücadele AKP'yi zorunlu olarak Önder Apo'yla diyaloga oturmak zorunda bıraktı. Böyle olunca, başlayan süreç, savaş eksenli gelişen ittifakların dağılmasına neden oldu.
Türkiye'de siyaset mekanizması, arenası yeniden tahkim ediliyor. Yeniden güç dengeleri oluşuyor. Bu temelde denilebilir ki, Newroz Manifestosu, Türkiye'de siyasi dengeleri de alt üst etti. Şu anda bu yeni oluşan dengeler çerçevesinde bir seçim sürecine gidiliyor. Barış eksenli yeni güç dengeleri oluştu. Bu süreçte somut adım atmamakla beraber sürecin sürmesinden yana olduğunu ifade eden bir AKP tutumu var. Bu noktada da seçim sonuçları bu tarihsel sürecin gidişatı için çok önemli etkiler yaratacak. Seçimlerde alınacak oy oranları, sürecin gidişatını belilrleyecek önemli bir etken olacak.

Kürt Özgürlük Hareketi açısından nasıl geçti bu bir yıl? Özgürlük Hareketi, süreçte üzerine düşen adımları attı mı?
Adım atma noktasında Önderliğimiz ve hareketimiz gerçekten çok büyük bir sağduyu ve sorumluluk gösterdi. Üç temel aşama olarak belirlenen çözüm sürecinin birinci aşaması, ağırlıkla Özgürlük Hareketi'nin görev üstlendiği ve adım atması gereken bir aşamaydı. Hareket gerçekten gerekli adımları attı. Önder Apo'nun devletle görüşmeleri sonrası süreci başlatan da Kürt tarafı oldu. Fakat artık ikinci aşamada hükümetin atacağı adımlar olacaktı; hükümet adım atmadı. İkinci aşamada hükümetin gerekli adımları atmaması, üçüncü aşamayı da şu an için boşa çıkardı.

'HER ŞEYE RAĞMEN SORUMLU DAVRANDIK'
Bütün bunlara, sürecin kilitlenmesine, düğümlenmesine rağmen Önder Apo ve hareketimiz, sürecin devam etmesi konusunda gerekli sorumluluğu, hassasiyeti gösterdi. Hem uluslararası zeminde hem de Türkiye'de sürecin boşa çıkarılmasına yönelik yoğun bir konsept geliştirildi. Paris Katliamı, Gever'de yurtseverlere yönelik doğrudan hedef gösteren yönelimler, Roboskî davaları süreci, KCK davaları, en son milletvekillerine yönelik Cemaat eksenli mahkemelerin savcı ve hakimlerinin yönelimleri... Yani, sürecin boşa çıkarılmasına yönelik çok yoğun bir çaba içinde oldular. Ama bu sürecin sürdürülmesi ve Türkiye'nin demokratikleştirilmesi, çözüm eksenli olarak yeniden dizayn edilmesi için Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi son derece kararlı ve öngörülü davrandı. Bu yalnız Türkiye değil bütün bölge açısından krizin çözülmesi ve Kürt sorununun demokratik çözümü noktasında bir gelişme yaratabilirse, gerçekten büyük, tarihsel bir birikim yaratacaktır.

'SEÇİM SONRASI YENİ SÜREÇ İŞARETİ'
Artık görünen o ki, devletle Önder Apo arasındaki görüşmeler bir düzeye gelmiştir. En son bir önceki görüşmede Önder Apo'ya KCK Yürütme Konseyi tarafından iletilen bir mektup vardı. Önder Apo, "Eğer ben görüşmelerinden yeşil ışık alırsam, bir umut görürsem mektuba cevap yazacağım; aksi durumda cevap yazmayacağım" demişti. Sürecin nasıl gelişeceği de bu temelde ele alınacaktı. Bu son görüşmede yeni mektup yazdığını ve bunu heyete ileteceğini, devlet heyetiyle yapılan görüşmeler noktasında umutlu olduğunu ifade etti. Dolayısıyla bunu, seçim sonrası çözüm eksenli yeni bir sürecin başlayacağı ve sürecin yasal çerçeveye oturtulacağına dair bir işaret olarak algılıyoruz.
Fakat her şeyden önce, şu anda öncelikli olarak seçime yoğunlaşmalıyız. Seçimi etkili bir biçimde sonuçlandırmalıyız. Seçim sonuçlarıyla Önder Apo'nun elini güçlendirerek Kürt sorununun çözümü için seçim sürecini değerlendirmeliyiz.

Kürt Özgürlük Hareketi, süreci başından bu yana "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Süreci" olarak kodladı. Bu tanımlamadaki "inşa" da bazı görevleri çağrıştırıyor. Özgürlük Hareketi açısından, bu görevler bağlamında nasıl gelişti bu bir yıllık süreç? Sürece cevap olan bir pratik geliştirilebildi mi?
Bu çok önemli bir noktası aslında. Önder Apo işin başından beri Özgürlük Hareketi olarak bu sürecin AKP'nin atacağı adımlara endeksli bir süreç olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, özünde AKP'nin tutumu ne olursa olsun Özgürlük Hareketi'nin ve onunla ilgili bütün örgütsel mücadele zemininin demokratik, toplumsal inşa sürecini yaşamın her alanında, sekiz ana başlıkta etkili bir şekilde yürütmesi gerektiğini vurguladı. Hukuksal, siyasal, ekonomik alanda, eğitim alanında, kadın alanında, diplomaside, kısacası yaşamın bütün alanlarında Önder Apo'nun belirlediği sekiz ana başlık altında inşa faaliyeti yürütülmesi gerekiyor. 

'YAPILAMAYANLARI DA YAPMAK GEREKİYOR'
Siyasette halk meclislerine, ekonomide kooperatiflere, topluluk ekonomisine dayanan, yaşamın her alanında bir halk seferberliği inşa eden, demokratik, toplumsal iradeyi öne çıkararak bu temelde toplumu örgütleyen, Önderliğimizin, halkımızın, mücadelemizin temel hedefi olan ahlaki-politik toplumu yaratma hedefiyle güçlenen bir mücadele tablosunu ortaya çıkarma konusunda, bu süreç gerçekten de etkili bir şekilde değerlendirilemedi. Bu konuda Önderliğimizin de yoğun eleştirileri var. Bu temelde artık seçim sonrası süreçte, yapılamayanların mutlak surette yapılması gerekiyor. Olmazsa olmaz biçimde bu geçen süreçte yapılamayanları yapmak gerekiyor. Eğer geçtiğimiz dönemde bunlar daha etkili şekilde geliştirilebilseydi, AKP ve devlet adım atma noktasında daha da zorlanabilirdi. Bütün alanlardaki toplumsal şekillenme, köyde, kentte, yaşamın her alanındaki örgütlenme, hem Türkiye siyasetini genel anlamda olumlu etkileyecektir; hem de bölgesel anlamda halkları olumlu etkileyecektir. Bunun yurtdışına da yansıyan boyutu olacaktır.
Sonuçta, böyle bir yetersizlik var. Bu konuda yoğun bir değerlendirme de Özgürlük Hareketi tarafından yapıldı. Kurumsal anlamda da özeleştirel bir tablo ortaya çıktı. Bütün bunların ışığında seçimlerden sonra büyük bir hamlenin yapılacağına inanıyorum. Çünkü seçimler, bu süreçte çok önemli bir kazanımla mücadeleyi geliştirecek. Mevcut olan mevzileri ve siyasal etki alanını katlayan bir seçim atmosferi yaşanıyor. Bu ivmeyle, bu hamleyle söylediğimiz bu sekiz ana başlık altında yeniden toplumsal inşaya ağırlık verilmesi ve bu temelde de çözümün dayatılması gerekiyor. Ya çözüm gelişecek, gerekli adımlar atılacak ya da Özgürlük Hareketi ve bu halk kendi çözümünü yaratacak.

Seçimlerle sıklıkla vurgu yapıyorsunuz. Sürecin başarıya ulaşması noktasında çok mu önemli seçim sonuçları? Nasıl bir önemi var?
Elbette. Seçimler hem Türkiye siyaseti ve hükümeti açısından hem de Kürt Özgürlük Hareketi açısından şüphesiz ki önemlidir. AKP'yle ilgili hırsızlık, yolsuzluk bir yığın iddia var ve bunlar son derece ciddi. Ama bunun yanında bu sürecin genel karakterinin Kürt sorununun çözümüyle ilgili olduğunu, PKK'yle, Önder Apo'yla görüşme temelinde gelişecek bir sürece müdahale olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktadan bakıldığında da dolayısıyla Türkiye kamuoyu açısından oluşacak seçim sonuçları önemli.
Kürt Özgürlük Hareketi açısından bakarsak, Önder Apo'nun ve özgürlük hareketinin yürüttüğü sürece halkın desteği açığa çıkaracak. Hem Türkiye metropollerinde hem Kürdistan'da Kürt halkının ve Türkiyeli devrimcilerin, demokratların sürece verdiği destek açısından bir tablo oluşacak; bu yönüyle çok önemli.
Diğer boyutuyla da bu çözüm eksenli süreçte Türkiye kamuoyunun hükümete verdiği destek de ortaya çıkacaktır. Hükümet de çözüm sürecini yürütme noktasında ancak halktan aldığı destek çerçevesinde güç alabilir. Bu çerçevede de Türkiye siyaseti yeniden dizayna tabii tutulabilir. Önümüzde bir cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler de var. Görünen o ki hem cumhurbaşkanlığı seçimi hem de genel seçimler sonrası biraz da yeni anayasa eksenli olarak yeni bir sistemin dizayn edilmesi süreci olacaktır. Bu yüzden de süreci doğrudan etkileyecektir.

Sürecin başlangıcı sonrasında ulusal birlik tartışmaları da ivme kazandı. Ulusal birliğin süreçle nasıl bir ilişkisi var? Bu çalışmalar bugün ne aşamada?
Ulusal birlik çalışmalarını doğrudan etkileyen temel bir faktör, Kuzey'deki Kürt sorununun çözümüne yönelik Önder Apo'nun başlattığı süreçtir. Kürtlerin Ortadoğu'da güç kazanması, pozitif gelişmeler, ulusal birlik çalışmalarını olumlu etkiliyor. Ama özellikle KDP'nin Rojava'yla ilgili tutumu, bu çalışmaları olumsuz etkiledi. Fakat hem Rojava'daki sürecin giderek gelişmesi, geriye doğru değil olumluya doğru ilerlemesi, bir toplumsal devrime dönüşmesi ve hem de Ortadoğu ve dünyada giderek kendisini kabul ettiren hale gelmesi, yarattığı pozitif imaj, bu durumu değiştirecektir. Kuzey'de Önder Apo'nun bugüne kadar sürdürdüğü bu sürecin Türkiye kamuoyu, Ortadoğu ve dünyada yarattığı imaj da ulusal birlik çalışmalarını olumlu etkiliyor.

'KDP OLUMSUZ TUTUMUNDAN VAZGEÇMELİ'
Ulusal birlik konusunda Önder Apo'nun ısrarı sürüyor. Özellikle KDP'ye ve diğer partilere yönelik bu konudaki yaklaşımını ısrarla sürdürüyor. Biz inanıyoruz ki, 2014 yılı Kürtlerin ulusal birliği çalışmaları açısından da önemli gelişmelere sahne olacak. Kürtlerle ilgili pozitif imaj da daha da gelişecek. Seçimlerin yarattığı çok önemli bir ivme olacak. Ayrıca Türkiye siyasetinde de artık başta Önder Apo olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi, süreci belirleyen, çok önemli bir noktada duruyor. AKP'yle de muhalefetle de ilişkili birçok çevre, Kürt Özgürlük Hareketi'nin süreci belirleyen bir rol oynadığını söylüyor. Önümüzdeki süreçte de Kürt Özgürlük Hareketi ve Önder Apo'nun bu misyonu sürecektir. Dolayısıyla Türkiye'de Kürtlerle ilgili yükselen bu pozitif imaj da Ulusal Kongre çalışmalarını olumlu etkileyecektir. Bu gelişmeler, dolayısıyla, KDP'nin ulusal birlik çalışmalarıyla ilgili bugüne kadar sürdürdüğü olumsuz tutumun da değişmesinde çok etkili olacaktır.
Bugünlerde zaten Güney Kürdistan'daki KDP dışındaki bütün partiler, Rojava'ya destek verdikleri yönünde bir basın toplantısı düzenliyorlar. KDP, Rojava konusunda tek başına kalıyor. Dolayısıyla bütün bu gelişmeler, KDP'yi zorlayacaktır. Bizim beklentimiz odur ki, Kürdistan kamuoyunun da pozitif etkisiyle KDP, ulusal birlik çalışmalarındaki negatif tutumundan çıkacaktır. KDP'nin 2014 yılında daha da gelişecek pozitif gelişmelerin de yanında olması gerektiğini düşünüyoruz.

KDP'nin bu tutumu sürece de zarar veriyor, denilebilir mi?
Şüphesiz ki bu tutum, Kürt ulusal birliğine çok büyük bir zarardır. Güney Kürdistan'dan sonra ikinci bir parçada, Rojava KürdistanI'nda Kürt sorununun çözümü noktasında büyük bir tarihsel fırsat yakalanmıştır. Rojava'nın Suriye siyaseti içinde ve uluslararası siyasette kabul görmesini beklerken herkesten önce Kürt halkının desteklemesi gerekiyor. Şu anda herkes destekliyor, bir tek KDP kalmıştır. Hatta KDP Rojava sürecine doğrudan karşı duran bir tutum içindedir.

'EN BÜYÜK ZARARI KENDİSİ GÖRÜR'
Çözüm süreciyle ilgili de öyle. "Ben çözümü destekliyorum" diyor; ama hayır. Bu çözüme yönelik bir destek değil; AKP'yle yürüttükleri ortak ekonomik çıkarlar eksenli bir sürece verilen destektir. Onun için bu yaklaşım, Kuzey'deki süreci de geliştiren bir tutum değildir. KDP'nin çok açık bir şekilde, hem Kuzey'deki çözüm sürecinin geliştirilmesi hem de Rojava noktasında olumsuz tutumdan çıkması ve pozitif bir tutuma girmesini bekliyoruz. Bütün Kürt kamuoyunun da tutumu budur. Özgürlük Hareketi'nin tutumu budur. Önder Apo'nun kendisine sürekli mektup göndermesinin hedefi budur. KDP'nin bu tarihsel misyonunu oynaması gereklidir. Bütün bunlara rağmen KDP bu bilinen tutumunda ısrar ederse, tabii ki Kürt halkı bundan zarar görecektir; ama en büyük zararı da KDP'nin kendisi görecektir.

Rojava'dan bahsettiniz. Rojava Devrimi de tam da süreçten sonra güçlü bir alternatif yarattı; kantonlar ilan edildi. Rojava Devrimi'nin sürece etkisi, süreçle ilişkisi nedir?
Sürecin en temel etkileyenlerinden biridir, Rojava. Süreci etkileyen temel iki olgu vardı: Birincisi, Newroz'da Önder Apo'nun ilan ettiği deklarasyondur. İkincisi de Rojava Devrimi'dir. 
Rojava Devrimi, 21. yüzyılın devrimiydi. Ortadoğu gibi bir coğrafyada, inançlar ve halklar arası kan gölüne dönüştürülen, uluslararası kapitalist sistemin bölgedeki güç temsilcileri, onların bölgedeki işbirlikçileri eliyle iktidar amacıyla yürütülen hegemonik savaşların yarattığı kan gölünde ortaya çıkan bir devrimdir. Farklı kimlikler, farklı kültürler, farklı halklar arasında bir taraftan Suriye'nin diğer bölgelerinde bir yıkım yaşanırken, Irak'ta aynı şekilde bir yıkım yaşanırken Rojava'da, inançlar, halklar arasında kadın temelinde bir devrim yaşanıyor.
Rojava, sadece Suriye'yi değil bütün Ortadoğu'yu, en çok da Kuzey'deki süreci etkiliyor. Kürt sorununu kördüğüme dönüştüren, çözümsüz bırakan, özgürlük hareketini bölgesel çıkarlar çerçevesinde kriminalize eden uluslararası politikaları boşa çıkaran, o zincirleri koparan, Özgürlük Hareketi'nin kadın özgürlükçü, çoğulcu, ortak yaşama gücünü ve iradesini gösteren bir mücadele ortaya çıktı. Bu temelde hem Kuzey Kürdistan ve Türkiye'deki süreci olumlu etkilemektedir; hem de bütün Ortadoğu'da yeni bir çözüm formülasyonu yaratmakta, çözümün adresi olmaktadır. 

'ROJAVA'DAKİ SEÇİMLER YANIT OLACAK'
Rojava'da önümüzdeki günlerde seçim var. Geçiş yönetimi ilan edildiğinde dört ay içinde denilmişti; yaklaşık bir ay geçti. Birkaç ay içinde seçim yapılacak. Seçimler, başta KDP olmak üzere Türkiye ve diğer bölge ülkelerine ve diğer uluslararası güçlere, Rojava'nın Cenevre'ye kabul edilmemesinde rol oynayan ülkeler gibi güçlere, uluslararası olumsuz çevrelere ciddi bir yanıt olacaktır. Demokratik bir yarış gerçekleşecek. Herkes çağrılacak. Avrupa'dan, Türkiye'den, Güney Kürdistan'dan her yerden bağımsız gözlemciler gidip izleyecek. Adeta halkların özgürlük bayramı havasında seçimler yapılacak; halk, iradesini seçecek. Bunun sonucunda da Rojava, bu demokratik seçimlerle birlikte kendisine yönelen bütün olumsuzlukları aşan ve bölgesel ve uluslararası anlamda kendisini kabul ettiren bir hal alacaktır. Bu tabii Kuzey'deki süreci çok daha olumlu etkileyecektir.
Rojava Devrimi Türkiye siyasetini de etkiliyor. Türkiye'de yakın zamanda Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Türkiye'de şu anda parlamentonun, hükümetin durumu gösteriyor ki, genel seçimler normal zamanında, 2015'te yapılamayacak. Bir erken seçim gündeme gelecek. 2014 yılında hem Cumhurbaşkanlığı hem de genel seçimler yapılacak. Rojava da bu süreci, Kürt sorununun çözümü noktasında Türkiye kamuoyunu olumlu yönde etkileyen bir faktör olarak etkileyecektir.

Uluslararası güçlere sıklıkla vurgu yapıyorsunuz. Avrupa'nın sürece yaklaşımı nasıl? Görevlerini yerine getirdiklerini düşünüyor musunuz?
Barış süreciyle ilgili Avrupa'nın söylem olarak bir desteği oldu. "Avrupa Birliği olarak süreci destekliyoruz" gibi söylemleri oldu. Ama somut politikalarda maalesef bir şey yok. Mesela somut politikalarda barış sürecine yönelik ne olabilirdi? Bir katliam işlendi; Paris Katliamı gerçekleştirildi. Avrupalı devletler, bunun çözüm sürecine yönelik bir konsept olduğunu çok açık biliyorlar. Bunun üzerine giderek, bunu aydınlatarak, arka planındaki karanlığa ışık tutarak, çözüme karşı olan güçlere tutumlarını gösterebilirlerdi; çözümü isteyen güçlere de destek verebilirlerdi. Bu olmadı.
Kürt sorununun çözümüyle ilgili Avrupa Birliği bir çözüm projesi oluşturabilirdi. Bu noktada da Avrupa'daki Kürt kurumlarını, siyasetçilerini ve Kürt halkını hesaba katan ve gerekli desteği sunan bir yaklaşım içinde olabilirdi. Dolayısıyla Avrupa Birliği Kürt sorununun çözümünde pozitif bir rol oynayabilirdi; bu fırsatı vardı. Ama maalesef Avrupa Birliği, Kürtleri kriminalize eden politikalarını halen sürdürüyor. Yani Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi bir taraftan kriminalize ve terörize edilirken çözüm sürecinin etkili bir şekilde yürümesi zordur. Avrupa Birliği bu konuda da üstüne düşeni yapmıyor.Avrupa Birliği bu konuda hep temkinli yaklaşıyor. Türkiye'yle ekonomik ve siyasi ilişkileri doğrultusunda politika belirleyen bir yaklaşım içindedir. 
Bizim yaklaşımımız şudur: Kürt sorununun halkların iradesiyle çözülmesi sayesinde Türkiye'nin kurulan uluslararası tuzaklardan kurtulabileceğini, Türkiye halklarının uluslararası güçlere muhtaç olmaktan çıkarılabileceğini düşünüyoruz. Önder Apo'nun yürüttüğü yoğun çalışmalar eğer etkili olursa, Türkiye hükümeti/devleti seçimlerden sonra gerçekten somut adımlar atarsa, uluslararası güçlerin çözüm önünde ördüğü ağ, engel olmaktan zorunlu olarak çıkacaktır.

Newroz Deklarasyonu'ndan bu yana Avrupa'daki Kürdistanlılar açısından süreç nasıl işledi? Sürecin ihtiyaçlarına karşılık gelen bir pratik sergilenebildi mi?
Avrupa'da yaşayan Kürdistanlılar açısından çok önemli bir misyon vardı. Önder Apo, biliyorsunuz, çözüm süreciyle ilgili dört temel konferans önerdi; bir tanesi de Avrupa'daydı. Avrupa'daki konferans, Avrupa'da yaşayan halkların, siyasi grupların bir araya gelmesi için bir fırsat oldu. Sonuç olarak da biliyorsunuz, Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi ortaya çıktı. Şunu söylemek lazım ki, nasıl geçen bir yıllık süre içinde Kürdistan'da demokratik çözüm sürecini demokratik toplumu inşa ederek geliştirme noktasında tam misyon oynanamadı ve biraz eksik kalındıysa, Avrupa alanında da eksiklik yaşandı. Hemen hemen 50 çevrenin içinde yer aldığı bir platform olan ABDEM de aynı temelde, halkların birliğini geliştirerek ve diplomasi alanında rolünü oynayarak önemli bir tarihsel süreç yaratabilirdi. Bazı çalışmalara rağmen diyebiliriz ki, istenen düzey yakalanamadı, eksiklik oldu. Ama ben inanıyorum ki, seçimlerin yaratacağı ivmeyle Türkiye'de, Kürdistan'da ve Avrupa'da yeniden bu süreci geliştirme ve demokrasiyi inşa etme noktasında çalışmalar hız kazanacaktır.

Peki, son olarak: Önümüzdeki dönemde sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için nasıl adımlar atılması gerekiyor?
Bu konuda ne yapılması gerektiği Önder Apo tarafından kamuoyuna açıkça deklare edildi. Birincisi, Önder Apo'yla başlatılan bu sürecin yasal altyapısı oluşturulmalı. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu görüşmeleri yasal çerçeve içine almalı. Bu görüşmeler artık siyasi iradenin, Meclis'in gündemine girmeli. Yürütülen müzakerelerin hukuksal altyapısı yaratılmalı. Bununla beraber, sekiz ana başlık altında yürütülmesi gereken tartışmalar ve yapılması gereken anayasal değişiklikler var. Kürt sorununun çözümü ve süreç konusunda gerekli müzakereler gerçekleştirilmeli. 

'HAKEM BİR GÜÇ DAHİL EDİLMELİ'
Ayrıca sürecin sağlıklı geliştirilebilmesi için üçüncü bir tarafın dahil edilmesi gerekiyor. Süreci gözlemleyen, hakem bir gücün, "Evet, bu konuşuldu, bu tartışıldı, bu kararlaştırıldı" diyecek bir gücün dahil edilmesi gerekiyor. Evet, şu anda İmralı'da Başkan Apo'yla devlet heyeti arasında bir diyalog gerçekleştiriliyor; bir tarafta Başkan Apo, bir tarafta devlet heyeti. Başkan Apo bir şey söylüyor, devlet heyeti bu konuda sus-pus. Böyle bir müzakere süreci olmaz. Bugüne kadar Başkan Apo buna bilerek katlandı. Kamuoyu oluşması için, sürecin kamuoyuna mal edilmesi için, önyargıların kırılması için, hükümetin/devletin giderek buna uygun bir hal alması, hazırlanması için katlandı. Bu gerekçelerle, büyük bir fedakarlıkla bugüne kadar getirildi. Ama artık gelinen aşamada, son süreçte artık yasal altyapının hazırlanması lazım. Üçüncü bir tarafın, gözlemci tarafın, hakemin devreye girmesi lazım. Bu taraf, hem tıkanan süreçlerde tıkanmanın aşılması için rol oynayacak hem de müzakerelerde nelerin görüşüldüğü konusunda tanık olacak. Bu temelde yürütülecek çalışmaların sonucunda gerekli yasal ve anayasal adımların atılması gerekiyor.

FELAKETE SÜRÜKLENMEMEK İÇİN...

Önder Apo geçen yıl tartışmalar çerçevesinde bir genel mutabakat metni hazırlamıştı. Bu metin hem devlete hem Kandil'e hem BDP'ye hem Avrupa'ya, her tarafa sunuldu. Bu çerçevede Kürt tarafının çözüm noktasındaki talepleri ve yapılması gereken anayasal değişikliklerin ne olduğu herkese sunuldu. Bütün bunların yapılmasıyla belki bu süreç bu şekilde geliştirilirse, önümüzdeki seçimlerden sonra meclis, bir kurucu meclis gibi rol de oynayabilir. Onun için, somut olarak ne yapılması gerektiğiyle ilgili şunu özetleyebiliriz: Yapılması gereken Önder Apo'yla yürütülen görüşmelerin artık pratikleştirilmesi, yasal adımların atılması, Önder Apo'nun bugüne kadar sabırla getirdiği sürecin seçimlerden sonra artık yeni bir uzatma, zamana yayma sürecine tabii tutulmaması, Önder Apo'nun bu konudaki sabrının artık sınanmaması, pratik olarak yanıt verilmesi gerekiyor. Eğer böyle bir süreç gelişirse, hareket ve halk olarak da gerekli adımlar atılır. Ama yok bu adımlar atılmazsa da, şunu söyleyeyim, bugüne kadar gösterilen sabır ve tahammülün artık bitmesi halinde gelişecek sürecin tahminlerin çok ötesinde bir kıyamet süreci olması ihtimalinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bunun artık bir tahmin değil, gözle görülen, gelen bir felaket olarak görülmesi ve herkesin bu temelde sorumlu davranması gerektiğini düşünüyorum.

Röportajın bir bölümü, Yeni Özgür Politika gazetesinin 14 Mart 2014 tarihli nüshasında yayımlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.