Ana içeriğe atla

Dersim özüyle ilerleyecek


BLOG NOTU:
(Şahsi çiftliğimde, söyleşi öncesi gazetede olmayan birkaç ek not)

Yerel yönetimler söyleşilerinin kalıp cümlesi, "X özgünlükleri olan bir yer" oldu. Fakat sanırım bu klişemizin en fazla oturduğu kent, tarihi, insanı, doğası ve politik atmosferiyle, Dersim.

Özgünlükleri sıralamaya girişmeyeceğim; zira gına geldi! Hakkını veremedikçe söylediklerimizin, daha fazla söyleyip duruyoruz. Sonra bir de, bu kadar çok söylediğimiz için hakkını veremiyoruz!

Neyse. Mehmet Ali Bul abêmizden bahsetmeliyim.

İnsan Dersim gibi bir yerin belediye başkanından, açıkçası, çok şey bekliyor. Mesela, Dersimlilerin o kendilerine has özgüvenleri, "Politikayı en iyi biz biliriz" pozlarıyla, şöyle bir "havasını atmasını" beklemiyor değil. Sonra, Adnan Yücel şiirlerinden fırlama coşkulu bir nutuk mesela. Dersim'in dağına, taşına çeken öfkeli, inatçı, net bir duruş bekliyor.

Mehmet Ali Bul'un belediye başkanı olduğunu bilmesem, buna rağmen, "Yahu ne tatlı, ne mütevazi bir adam bu" demekten alamazdım kendimi. Güleryüzlü, konumundan dolayı zerre yüksünmeye sahip olmayan biri.

Bu, siyasette dezavantaj olarak da düşünülebilir. Hatta vardır da elbet dezavantajları. Ama olsun. Tuncer Bakırhan ve Mehmet Ali Bul'daki başkanlık ekolü, kimi görseler Noel Baba gibi selamlayanlarınkinden katbekat evladır.

Hasılı, Mehmet Ali Bul'un dediklerine de, tıpkı Tuncer Bakırhan'ın dediklerine nasıl inandıysam, öyle inandım. Zira karşımda nutuk ustası, "Yapacağız, yapacağız" diyen biri yoktu. Aksine açıklıkla, "Hiçbir projemiz yok. Halk meclisleri olmadan proje yapmayacağız. Ya halk kabul etmezse" diyen bir başkan vardı.
Daha ne ister insan!

Umarım Dersimliler, karizmatik pozlar beklemezler; kıymetini bilirler bu tevazunun.


Dersim Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Ali Bul ile Almanya'nın Düsseldorf kentinde gerçekleştirilen 6. Dersim Alevi Kültür Festivali sırasında, göreve yeni başladıkları belediyedeki mevcut çalışmaları ve planları hakkında görüştük. Çalışmalarını halk meclisleri ve kent konseyleri üzerinden yürüteceklerini belirten Bul, somut projeleri de bu kanallar üzerinden oluşturacaklarını söyledi. Bul, diasporadaki Dersimlilere de, Dersim'in bakir doğasının türlü imkanlar sunduğunu hatırlatarak, "geri dönme" çağrısı yaptı.

Seçim zaferinizden bu yana 2 ay geçti. Nasıl geçti bu iki ay?
Seçim sonrasından bu yana halkın yoğun tebrik ziyaretleri vardı. Belediye dahilindeyse eşbaşkanlık sistemize alışıldı. Ayrıca, bütün esnaflarımızı tekrar ziyaret ettik. Belediye personelleriyle ayrı ayrı toplantılar düzenledik. Görev dağılımı konusunda çalışmalarımız oldu. Bunun yanındaysa rutin belediye işlerinin yürütülmesi, yol, su arızalarının giderilmesi, üniversite hattındaki toplu taşıma ihalesi gibi çalışmalara devam ettik. Tabii yeni projeleri de tartıştık.

Yerel seçimlerden önce, propagandanızın temel ayağı Demokratik Özerklik üzerine kuruluydu. Buna dair nasıl adımlar atacaksınız?
En önemli projemiz, Demokratik Özerkliğin inşasıdır. Daha önce de söyledik bunu; ama tam olarak oturtulabildiği söylenemez. Bu dönem, adımlar atarak ilerleteceğiz. Halk meclisleriyle belediyelerin halkla yönetilmesi gibi, anadilde eğitim yapan kreşler gibi adımlar atacağız. Bütün kurumlara da çağrılarımızı yaptık. Devrimci Güçbirliği'ne ve diğer demokratik kitle örgütlerine çağrıda bulunduk. Halk meclislerini oluşturmaya başlıyoruz. Mahalle meclisleri, kent konseyi gibi organlar düzeyinde halkın yönetime direkt katılımıyla yönetimin şekillenmesi noktasında planlarımız var. Demokratik Özerkliğin sosyal, siyasal/hukuksal ve ekonomik boyutuna yönelik adımlar atacağız. Artık bunu işleyeceğimiz kadar işleyeceğiz; ama sistemin nasıl bir tutum aldığını, alacağını da biliyoruz. Mesela eşbaşkanlık sistemine karşı tutumları örnektir. Yazışmalarımızı eşbaşkanlık sistemine göre yaptığımız için Valilik'te iki ay bekletildi. Vali bizi ziyaret ettiğinde de sorduk; "İçişleri Bakanlığı'ndan görüş istedik" dedi. Kısa bir süre önceyse bütün yazılarımız dosya halinde iade edildi. Yani biz bu adımlarımızın karşısında sistemin de tedbir alabileceğini biliyoruz. Ama kendi işleyişimizi, halkın yönetimini oluşturmak için çabamızı sürdüreceğiz.
Eşbaşkanlık ısrarımızı da sürdüreceğiz. Resmiyette eşbaşkanımız Nurhayat Altun, seçime belediye meclis üyesi adayı olarak girmek zorunda kaldı. Fakat o yalnızca resmidir. Biz eşbaşkanız ve imzamızı da eşbaşkan olarak atıyoruz. Kararlar alınırken ortaklaştırmaya, demokratik yöntemlerin uygulanmasına çalışıyoruz. Kadın iradesi eksik; bunu aşmaya çalışıyoruz.

Dersim'in özgün kültürüne, yaşam biçimine, inancına dair bir perspektifiniz var mı?
Elbette. Öze dönüş dediğimiz bu zaten. Alevilik'teki analık, pirlik gibi inanç değerlerini biraz daha öne çıkararak sistemin dayattığı, Kemalizmin dayattığı cemevleri türünden değil de, kendi özüne uygun bir inanç yaklaşımı yaratmak istiyoruz. Sistemin alaycı tavrı da sürüyor. Ama biz kendi coğrafyasıyla, doğasıyla bütünleşen, güneşiyle, ayıyla, toprağıyla bütünleşen bir inanca sahibiz; bununla da mutluyuz. Gerekli adımları da atacağız. Bu kimseyi rahatsız etmemeli.

Peki, bütün bu projeler iyi de, somut projeleriniz hakkında, 'Şu yapılacak, böyle olacak' türünden bilgiler verebilir misiniz?
Somut projeler için önce halk meclislerini tam olarak oluşturmamız gerekiyor. Biz direk belediye olarak projelerimizi öne çıkarabiliriz; ama halk tarafından kabul edilmeyebilir. Halkın kendisinin köy meclisleri, mahalle meclisleri üzerinden ihtiyaç ve taleplerini tespit etmesiyle, daha iyi bir projelendirme aşaması yaşayacağız. Bizim kendi başımıza tasarladıklarımız halk tarafından kabul görmeyebileceği gibi, katılımcı bir yöntem de olmaz. Bizim sistemimize uygun değil. Ama Dersim halkının üzerinde ortaklaştığı bazı projeler var elbette. Mesela, nasıl ki Almanya'da Hitler'in gerçekleştirdiği katliamları anlatan anıtlar varsa, biz de Dersim'de katliamı anlatan, tarihle yüzleşmeyi sağlayan anıtlar yapacağız. Tarihin tekerrür etmemesi için çocuklarımızın tarihlerini öğrenmesi gerekiyor. Buna yönelik çalışmalarımız olacak. Önemli bir çalışma bu. Çünkü aydınlanmayan katliamlar, her zaman tekrar etme ihtimaline de sahip olur. Şimdiye kadar yeterince olmaması bizim de eksikliğimiz şüphesiz. Şimdi bu anıtları oluşturacağız.

Henüz somut projemiz yok diyorsunuz ama çok önemli bir projeyi hayata geçirdiniz. Dersim Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (Dersim-Der) kuruldu ve siz de eşbaşkanısınız...
Bizden önceki arkadaşlarımızdan devraldığımız bir proje olduğu için bu dönemin projesi olarak söylemek istemedim. Evet, şimdi biraz daha somutlandı. Kongreye gidildi ve ben de eşbaşkan olarak seçildim.
Dersim-Der çalışması kapsamında biz Dersim'deki bütün kurumlara gittik. Sanayi ve ticaret odalarına, esnaf örgütlerine, kitle örgütlerine... Bu kurumlarla protokoller yaparak derneğin çalışmalarıyla ilişki kurmalarını istedik. Yerel yönetim olarak önümüze şunu koyduk: Eğer bu kentte tok karınla yatağa girenlerin yanında uykusuz, aç kalanlar varsa, bu uyku bize de haram olsun. Bütün kurumlara da bunu anlattık. Şimdi yoksulluk haritaları mahalle meclisleri tarafından tespit ediliyor. Yapacağımız ilk yardımların çok doğru yerlere gitmesi konusunda ciddi bir hassasiyetimiz var.
Proje yeni; ama ciddi bir kabul gördüğünü de görüyoruz. Mesela kamu çalışanları, maaşlarından düzenli olarak, aylık on lira, yirmi lira da olsa aktarmaya karar veriyorlar.
Tespit ettiğimiz gerçek yoksullara, çalışamayan kesimlere en azından gıda yardımı yapmak istiyoruz.

Ama dayanışma dernekleri, en nihayetinde yoksulluğa köklü çözüm sağlama ehliyetine sahip kurumlar değil. Demokratik Özerklik'in çok önemli bir yanı da ekonomik çözümler içermesi. Buna dair bir perspektifiniz de var mı?
Var tabii... Kapitalist kentlerde, tahrip edilmemiş tek metre kare yoktur. Ama Dersim öyle değil. Organik tarım için de, hayvancılık için de elverişli bir kent. Kapitalizm fazla tahrip etmedi Dersim'i. Yeni yeni barajlar ve maden aramalarıyla saldırılar gelişti. Kapitalizm de hissetti toprağımızın bakir olduğunu.
Bizim, bu noktada, köye dönüşleri teşvik etmemiz gerekiyor. Kendi tercihiyle il dışına çıkan veya devlet tarafından sürgün edilen, Avrupa'ya gelmiş insanlarımız var. Samimiyetle inanıyorum ki, mesela Avrupa'daki işverenlerimiz, insanlarımız, kendi köylerinde besi ahırları kurduğunda, organik tarım yaptığında Dersim, yeniden Dersim olabilir. Bu ciddi bir projedir. Bizim topraklarımız çok temizdir; kapitalizmin girmediği topraklardır. Saflığıyla duruyor. Bu açıdan böyle projelere de uygun.

Köye dönüşlerden bahsettiniz. Buna dair planlarınız var mı?
İdari olarak köye dönüşlerin bir muhatabı da İl Özel İdaresi. Belediyeler, resmi olaral kendi idari sınırları içerisinde hizmet edebiliyorlar. Köylerin tamamının ilişkili olduğu hizmet kurumları ise İl Özel İdaresi ve İl Genel Meclisi'ne bağlı birimlerdir. Bu kurumlarda da maalesef bizim etkimiz biraz zayıf, seçilmişlerimiz az. İl Genel Meclisi'nde CHP üyesi sayısı fazla. Bizim 5, TKP'nin 1, AKP'nin 1, CHP'nin 10 İl Genel Meclisi Üyesi var. Tabii yine de buradaki beş üyemizle köylerin altyapısının, yollarının eksik olduğu yönünde bir tazyik oluşturuyoruz, oluşturacağız. Biz de yerel yönetimler olarak ilişkileneceğiz. Köylerdeki yol, ulaşım, kanalizasyon gibi sorunların çözümü yönünde, ilgili her kuruma baskı yapacağız. Kendi insanlarımıza da sürekli çağrıda bulunuyoruz, bulanacağız. Organik tarım ve hayvancılıkla ilgili projeler de bu noktada çok önemli. Avrupa'nın destekleyebileceği projeler de var. Biz de destekleyeceğiz bu projeleri. Böylelikle adım adım ilerletebiliriz diye umuyoruz.

Bunun yanında, seçimlerde BDP ve Devrimci Güçbirliği olarak yalnızca Dersim Belediyesi'ni kazanabildiniz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Öncelikle, seçimlerde ilçelerde kaybettiğimizi, ben kabul etmiyorum. Hayır, biz ilçelerde de kazandık. Pülümür, Çemişgezek gibi ilçelerimizde, ilçe örgütlerimiz bile yoktu; yeni yeni kurduk. Küçücük seçmen gruplarıyla seçimlere girilen ilçeler oldu ve buralarda yabancı oylar seçim sonuçlarında belirleyici oldu. BDP'nin kazanmaması için polis, asker ve bazı memur oyları, BDP karşısındaki adaya gittiğini gördük. Bu küçük yerlerde 100-200 oy, hatta daha azı bile dengeleri değiştirebiliyor. Ama bu yabancı oylar çıkarıldığında, biz 7 ilçeyi de almışız. Mesela Mazgirt'te, 10-20 oyla kaybettik; 150-200 polis oyu var orada. Yine Pertek, Ovacık ve Hozat keza öyle. Askerin, polisin değiştirebileceği oylarla biz oraları seçim sistemi üzerinden kaybetmiş görünüyoruz. Ama BDP ve Güçbirliği olarak biz bu ilçelerde kazandık diye düşünüyorum.

Bu ilçelerle, ilçe belediyeleriyle iletişiminizi nasıl kuruyorsunuz?
Örneğin, önümüzdeki Munzur Doğa ve Kültür Festivali öncesinde, Akpazar da dahil olmak üzere bütün belediyelerimizi davet ettik. Dersim'in inanç, dil ve kültür bütünlüğünü vurguladık ve festivalin Dersim'in tamamını kapsayacak bir festival olması gerektiği noktasında çağrılar yaptık. Ovacık, Pülümür, Hozat, Akpazar belediye başkanlarımız ve kentin siyasi omurgasını oluşturan bütün siyasi partilerimiz, örgütlerimiz geldi. Ortaklaşarak, bundan sonraki yürüyüşü birlikte götürmemiz gerektiğini dile getirdik. Dersim Belediyesi olarak bu tür organizasyonların kararını birlikte almak istediğimizi söyledik. Kabul de gördü. Dersim'de sadece merkeze ait bir duruşun çok iyi olmayacağını ve halka da haksızlık olacağını ifade ettik. Karşılık gördü bu yaklaşımımız. Dileriz bunu daha da ilerleterek Dersim'in bütünlüğüne katkı sağlayabiliriz. Hatta daha geniş tutarak, Varto'dan, Koçgiri'den, Elazığ, Malatya, Adıyaman ve Maraş'a kadar dil, kültür ve inanç bütünlüğünü oluşturacak bir çalışmaya, aslında ihtiyaç var.

Dersim'in kültürel bütünlüğü, dediniz. Dilin, Kirmanckî'nin yaşaması da bu noktada oldukça önemli...
Evet, dili yaşatmak için Eğitim Destek Evi'miz var, belediye bünyesinde. Burada eğitim gören çocuklarımıza anadillerini de öğretiyoruz. Yine, yeni açacağımız kreşlerde de direkt anadilin eğitimi çalışmasını yapacağız. Ama şunu biliyoruz ki, bütün cumhuriyet tarihi, dil üzerinde ciddi bir tahribat yarattı. Bu 90 yıllık tahribatın tamiri de pek o kadar kolay değil. Öyle bir durum ki, şu anda herkes Türkçe konuşuyor. İletişim dili iki kelime Kirmanckî'den sonra hemen Türkçe'ye dönüşüyor. Açıkçası bu konuda işimiz biraz zor. Diğer bölgelerdeki tahribattan çok daha fazlası Dersim'de var. Özellikle 37-38 Soykırımı'ndan sonra yatılı okullarla dil tahribatı çok derinlemesine yapıldı. Bunun dönüşü, evet, biraz zor olacak; ama adımları, çalışmaları başlattık. Kreşler ve eğitim destek evleri üzerinden elimizden geleni yapacağız. Hatta gelecekte gücümüz yeterse, anadilde eğitim yapabilecek bir ilköğretim okulu da açılabilir. Yani sistemin ne kadar kabul edeceği, bizi çok da ilgilendirmiyor; biz adımlarımızı atacağız.

Peki, son olarak, söyleşiyi Avrupa'da gerçekleştiriyoruz. Diasporada Dersim'den de çok Dersimli yaşıyor. Yerel seçimler sırasında da etkili bir destek sundular. Şimdi, seçim sonrasında onlara dair projeleriniz, çağrılarınız var mı?
Diasporadaki Dersimlilerin seçimde gerçekten diğer seçimlere göre farklı bir çalışma yaptıklarını izledim. Müthiş bir dayanışma, müthiş bir istek... Bu da aslında, kendi topraklarından zoraki göçertilmiş insanların toprağına olan özlem ve sevdasının ifadesiydi. Seçim çalışmalarında çok ciddi katkıları oldu bize. Dersim'e kadar geldiler, direk çalışmalara katıldılar.
Bizim diasporadaki Dersimlilere en önemli çağrımız, Dersim'e dönmeleridir. Burada işlerini, düzenlerini kurmuşlar belki; ama bu düzeni Dersim'de de kurabilirler. Kentimiz, toprağımız buradan da daha uygundur. Dönmeleri, topraklarında yaşamaları gerekiyor.
Ayrıca Dersim-Der çalışması da önemli. Burada görüştüğüm kişilere de derneğin çalışmalarını anlatıp katkılarını isteyeceğim. Gerçi, biz biliyoruz ki insanlarımız topraklarına ve insanlarına sevdalıdır. Biz söylemesek de yaparlar, desteklerler zaten.

(Yeni Özgür Politika, 6 Haziran 2014)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.

'Sara' belgeseli: Sakine Cansız kendini anlatıyor

Fransa'nın başkenti Paris, bundan üç yıl önce, 9 Ocak 2013'te yalnız Kürt'ün değil insanlığın tarihine notu düşülen bir katliama tanıklık etti. PKK'nin kurucularından Sakine Cansız ile PKK'nin öncü kadrolarından Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, Kürdistan Enformasyon Bürosu'nda katledilmişti.