Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fötrlü devrimcinin yakışıklılığı ve hayatın gerçeği

Bazı tuzu kurulara demagogluk gibi gelecektir; ama bir gerçek var: Kürt milleti, milli kimliğinden dolayı bok yedirilmiş bir millettir. Dolayısıyla, (marksist külliyatı yalamış yutmuş şeflerimiz bizden iyi bilir pekala!) milli kimliğini kabul ettirme kavgası, gayet haklı ve meşrudur. Yine dolayısıyla, Kürt milletinin olmaz hakarete maruz kalmasına sebep milli kimliğini "kazanma" kavgasını düzeniçilik argümanıyla eleştirenin, hayatta ve reelpolitikte karşılığı olan bir alternatifle görünür olması gerekir. Retorikte herkes -ama herkes- haklıdır.

Ferzad Öğretmen'in kalbinin rüzgarı

Amed'in Benusen Mahallesi, surlara uzanan küçük bir tepecik üzerine kuruludur. Kentin en yoksul mahallesi olduğunu söylemek, herhalde abartı olmaz. Yokuşlar arasında biraz gezinirseniz, sokakların çamurundan ve ayakkabısız çocuklardan hemen işitirsiniz zaten, mahallenin arz-ı halini. Bir de, boynuna nikon ya da kanon bağlı sümük avcılarından…

Amed'deki öğrenciliğim sırasında, iki yıl boyunca bu mahalledeki Benusen Eğitim Destek Evi'nde gönüllü öğretmenlik yaptım. Afedersiniz, Türkçe öğretmenliği… Bugün isimlerini daha fazla işitmeye başladığımız Eğitim Destek Evleri, Kuzey Kürdistan'daki 50 şubesinde öğrencilere, lise ve üniversiteye giriş sınavları için hazırlık kursları veriyordu. Dolayısıyla, Türkçe, Matematik, Tarih (İnkılap Tarihi ve Osmanlı Tarihi de dahil tabii), Fen Bilimleri gibi bütün dersler, çoğunluğu gönüllü öğretmenlerce insani, ulusal ve/ya devrimci bir duyarlılıkla öğretiliyordu. Bunların yanındaysa haftada iki saatlik Kürtçe eğitimi vardı.

Hapishane mutfağı

Sedat Avcı'nın Bolu Hapishanesi'nden gönderdiği mektubu okurken kendi dertlerinden utanıyor insan. 16 yılını hapishanede geçirmiş bir tutsağın yaşam enerjisi dolu seslenişi, tecrit koşullarında yarattıklarına dair anlatımları, sadece yemek tarifi değil kuşkusuz. Bu coşku ve yaratıcılık, hayata çağırıyor; dolayında isyana... Sedat Avcı ve onun gibi binlerce devrimciyi zindandan kurtaracak denli güçlü bir isyana... Biz "dışarıdakiler" hapishaneden kurtulmadıkça, onlar da hep dört duvar arasında olmak zorunda kalacaklar.

Mektubu okuyanlardan ricam, bir de cevap yazmalarıdır. "Yalnız bırakmamak" için elimizden gelen, oldukça pratik bir dayanışma örneği bu. Bunu da yapamıyorsak...

FOTO HABER: Festivali güzelleştiren kadınlar...

Almanya'nın Düsseldorf kentinde, Cumartesi günü düzenlenen 22. Uluslararası Kürt Kültür Festivali'nin en ilgi çekici katılımcıları, her yıl olduğu gibi Kürt kadınlarıydı. Kadınlar, rengarenk ulusal kıyafetleri, zafer işaretleri ve gülümsemeleriyle, festivale güzellik kattı. Onların olmadığı bir festival, her şey bir yana, güzellikten yoksun kalırdı. Kavgayı güzelleştiren, onun ruhunu sağaltan kadınlar, festivalde de aynı etkiyi yaptı.

Kurumların adaleti ya da 'Laz Kemal'in selamı'

Rivayet edilir ki, Diyarbakır 5 Nolu Zindanı’nda Esat Oktay Yıldıran öncülüğündeki işkence düzenine saf bir inançla direnen Laz Kemal namlı Kemal Pir, ölümünden önce Esat Oktay Yıldıran’ın öldürülmesini istemiş. Yıllar sonra Esat Oktay’ı bir belediye otobüsünde sesinden tanıyarak takip eden, ardından tek kurşunla öldüren kişi de silahını ateşlemeden önce, “Laz Kemal’in selamı var” demiş.

Sanat kurumlara sığar mı?

"Ne pahasına olursa olsun, deniz ve demiryolu ulaşımı, meta dolaşımı, demirsiz metaller gibi ulusal ekonominin çok önemli kesimlerindeki geriliğin üstesinden gelmeliyiz. Sosyalist tarımımızın en önemli kesimlerinden olan hayvancılığı yaygınlaştırma çalışmasını geliştirmeliyiz."

Yukarıdaki cümleler, sosyalist bir devletin ekonomi çalıştayına ait gibi görünüyor, değil mi? Fakat hayır; bu sözler, 17 Ağustos 1934'te toplanan Sovyet Yazarlar Birliği Birinci Kongresi'nde konuşan "Edebiyat Komiseri" Jdanov'a ait.