Ana içeriğe atla

Hapishane mutfağı


Sedat Avcı'nın Bolu Hapishanesi'nden gönderdiği mektubu okurken kendi dertlerinden utanıyor insan. 16 yılını hapishanede geçirmiş bir tutsağın yaşam enerjisi dolu seslenişi, tecrit koşullarında yarattıklarına dair anlatımları, sadece yemek tarifi değil kuşkusuz. Bu coşku ve yaratıcılık, hayata çağırıyor; dolayında isyana... Sedat Avcı ve onun gibi binlerce devrimciyi zindandan kurtaracak denli güçlü bir isyana... Biz "dışarıdakiler" hapishaneden kurtulmadıkça, onlar da hep dört duvar arasında olmak zorunda kalacaklar.

Mektubu okuyanlardan ricam, bir de cevap yazmalarıdır. "Yalnız bırakmamak" için elimizden gelen, oldukça pratik bir dayanışma örneği bu. Bunu da yapamıyorsak...



Değerli Osman heval,

Eminim ki şu an, "Bayram değil, seyran değil. Bolu nire, Alamanya nire" diye başlayıp, "Bu da kim" deyip bi daha bi daha bakmışsındır zarfın üzerindeki isme. Peşin peşin yazayım da, hevalimi yersiz endişe ve meraktan kurtarayım, değil mi? Merak etme heval, tanışmıyoruz. Ayıptır söylemesi, senin PolitikART'ın Mayıs sayısında çıkan yazını okuyunca, "Bu arkadaş bir de bizim yemeklerimizi tatmalıymış" deyip başlıyorum yazmaya. Baver'in olsun ki, bu ikinci kaxidimdir.

Tabii senin yazını okurken kendi kendime, "Ma êle vardır heval, oradan arife tarif yapıp sonra da dergiye çıxıp reklamın yapmax. Gören de diyecax abêmiz suşi yapî." Dedim ya, sen biz zindancıların tariflerini bi' duysan var ya, inancın olsun Ahura Mazda'ya ki kesin Kurdish Gurme olup çıxarsın.
Neyse heval, ayıptır söylemesi, bizim de piçek yemek tarifimiz vardı; arkadaşlarla dedix, bu Avrupa görmiş abêmize yazax da abêmiz de yapsın bi' şeyler. Ama en başından anlaşalım heval: Allah rızası için eldiven meldiveni katma işin içine. Ahan işte, bizimkiler not atıp duruyorlar havayoluyla: "Heval Sedat sen de eldiven kullanisan?"

Belê heval, dedik ya, bir iki zindan menşeili yemeğimiz vardı, seninle paylaşalım istedik. Gerçi sen vejetaryenlikten girip veganlıktan çıkmışsın ya, vallahi bizimkisi doxal kaynaklı olmayıp, temelinde de fukaralığımız yatıyor. Ma heval sucuk, salam, sosis, bilemedin pastırmaya para vardı da biz mi almadıx? Komüncümüze hesap verme korkusu bizi zaten doğallığında vejetaryen, yani doğal toplumcu yapi.

Neyse, lafı fazla uzatmadan geleyim yemeğimize...

İlkinin ismi börektir. Bunun için öncelikle 25-30 santimlik bir çekpas sapına ihtiyacın olacak. Bunun her iki ucunu üç-beş santimle inceltip bir oklavaya benzeteceksin. Yüzeyinin pürüzlülüğünü de kırılmış bardak camını sürtme yoluyla halledebilirsin. Encax, mamafî, bunun yapımı zahmetlidir diyorsan acele etmemeni öneririm, lakin asıl mahareti her ay mutat bir şekilde taa Orta Asya'nın Tanrı Dağları'ndan çıkıp gelmiş sevgili ve bir okadar da kardeşlerimiz olan Romê'lerimizin arama, pardon ziyaretlerinde saklamakta göstermelisiniz. Haa, oldu da yakalattın mı başla hemen, "çekpas sapını amaç dılı kullanmaktan" savunma yapmaya!

Hazırsan başlayalım heval!

Böreğimiz için bize bolca ekmek içi lazımdır. Seni bilemeyiz ama bizim öyle bir sorunumuz yok, zira Allah var, heqlerini inkar edemeyiz, günlük iki ekmek veriler. Bir buçuk tenesi de kafadan xamur zaten. İşin püf noktası şu, ekmeğin bir kısmını güneşte kurut ki, lazım olur. Hatta kuruttuğun ekmeği karavanaya koyup su bardağıyla toz haline getirerek bir köşeye kaldırabilirsin. Ma dedix ya, lazım olur! İşte ekmeklerini az biraz sıcak suyla hamur haline gelecek kadar yoğurman lazım. Baktın çok laçka, cıvıklaştı, o toz haline getirdiğin kurutulmuş ekmeği katarak kıvamını bulabilirsin. Sonra içine üç dört kaşık ekşi yoğurt (niye tazesi değil diyorsan, buralarda bulunmaz da ondan!) iki çay kaşığı sıvı yağ, iki çay kaşığı toz şeker atarak biraz daha yoğurup dinlenmeye alıyorsun. Gelo niye dinlenmeye alınıyor, daha çözemediğimi itiraf ediyorum.

Bu xamurumuz yol yorgunudur şimdi, o dinlenirken biz iç harcını hazırlayalım istersen. Kurtî-kurtasî heval, Allah ne nasip etmişse diyelim de, 3-4 diş sîr, 4-5 tene kurî pîvaz, 5-10 tene de sivri biberi doğratıp iki bardak suyla semaverde ( :)) haşlıyorsun. Tabii haşlamak derken, bizim hevaller soğan, biber û sîr'i alıyorlar karşılarına, başlıyorlar kişilik çözümlemelerine! Diyîsen belki bu xerîbanların varolmaxtan kaynaklı sorunları vardır. Neyse, şöyle üç beş dakika haşlayıp suyunu süzdükten sonra karavananın içine koyuyorsun. İçine ince kıyılmış maydanoz, tuz muz derken kantinden alınabilen yegane baharatlar olan pul biber û karabiberin ardından çok küçük parçalar halinde doğranmış domatesleri ilave edip kenara koyuyorsun.

Belê heval, gelax hamur açmaya. Mezince bi' parça alıp çay tepsisine yayıyor, birkaç damla sıvı yağın yardımıyla da inceltiyorsun. Sonra bizim çekpas, pardon oxlavanın devreye girmesiyle de iyice düz ve ince xamur elde ediyor; ardından da şekerliğin kapağıyla da yuvarlak kalıplar çıkarıyoruz. Yalnızın, kalınlığı çok da ince olmasın. Xema bu işi bütün xamur bitinceye kadar yineliyorsun. Sonracıxıma söyliyex abêmize, koy kalıpları önüne ve tam ortasına tepeleme bir kaşık iç harcını koyup iki ucunu birbirinin üstüne koyup, ağzını da parmağınla ezerek yapıştır. Aman hevalcan, ağzında en küçük bir açıklık olursa devletin maliyesi gibi öyle bir açık verir ki, iki dakikada bütün yağı yakarsın.

Şimdi gelax işin püf noktasına. Bir şişe yağın üçte birini semavere koyuyorsun. İyice sorkırın ettiğin yağın içine üç tane böreği bırakıyorsun. Hema, encax, mamafî, katiyen karıştırmayasan meseleyi, şey yani böreği. Semaveri şöyle birkaç kez sağa sola salladın mı tamamdır. Zaten kızaran börek, "Ye beni, ye beni" diyem fırliyî yukarı. En fazla 3-4 dakikada bir parti hazırdır. Yalnız iki hususa dikkat etmelisin. İlkin, arada sırada semaverin fişini çıkar ki, sigortaları atmasın. Diğer husus ise, o demin xamur açmak için kullandığın oklavayı yaıbaşından ayırma da, bazen sağdan soldan gelen sızma harekatlarına karşı o oklava tarihsel misyonunu yerine getirebilsin! Ahan da hevalcan, böreğimizin sorkirin işi bitti ya, bunu sıcak sıcak yemek var ki, baverin olsun ki göğsünü ne kadar şişirsen kimse bir şey diyemez. Haa unutmadan, her bişi bittikten sonra saan zehmet şu semaveri iyicene bi sabunlamax gerekî. Ahan işte senin eldivenlere şimdi ihtiyaç olacak sanırsam!

Belê heval, az önce dedim ki bir börek tarifi yeter. Zaten bu Entepli abêmiz az çok bi' şeyler biliyordur. Bilmiyorsa da yazar, sorar biz de cevaplarıc. Sonra fark ettim ki, ulan bu mektup taa Alamanyalara qeder gidecek. Ha bir kağıt, ha iki kağıt! Gidecax zaten 5-6 qaymemiz. En iyisi bir de çiğköfte ve tulumba tarifi yapax da, abêmizin sofrası zengin olsun.

Şimdi soframızın nesi eksiktir, biliyor musun heval? Çiğköftesi eksiktir. Di serê de, diğer hevallere ve bilcümle ecnebi komşilara haber salisan, "Hevalno, kepek ekmeğinizi atmayın da bana gönderin" diye. Gelen yekün ekmeğimizi havalandırmaya, yani balkona, Akdeniz sahillerinde bronzlaşan sosyeteler misali sere serpe yayıyorsun gazetenin üzerinde. Bir gün, iki gün ve duyduğuma göre oralarda güneş fazla olmadığından 5-6 gün içinde gevir olan ekmekleri karavananın içinde, su bardağının yardımıyla un ufak ediyorsun. Tabi etli yapmak istersen karavanaların içine düşersin hafta boyunca ve yaptığın arama tarama faaliyetlerinde karşılaştığın örgüt mensubu bikaç parça eğer ki hevallerden kurtarabilmişsen onları da Hecî Hıso'nun kasabında iki kere çekilmiş hestir, pardon dana eti gibi katabilirsin içine. Velhasıl kelam, kurtî kurtasî bi Entepli olarak çiğköftenin yapımını da bilmiyorsan gidip kendine zeytinli pizza söyle daha iyidir be heval! Bizim malzemeyi de yazayım istersen: Birkaç biber, iki domates, soğan hwd.

Afiyet be ji tere heval!

Sedat Avcı
F Tipi Kapalı Cezaevi
Bolu

* Y. Özgür Politika gazetesinin eki PolitikART'ın 149. sayısında yayımlandı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.

'Sara' belgeseli: Sakine Cansız kendini anlatıyor

Fransa'nın başkenti Paris, bundan üç yıl önce, 9 Ocak 2013'te yalnız Kürt'ün değil insanlığın tarihine notu düşülen bir katliama tanıklık etti. PKK'nin kurucularından Sakine Cansız ile PKK'nin öncü kadrolarından Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, Kürdistan Enformasyon Bürosu'nda katledilmişti.