Ana içeriğe atla

Boşa düşmüş bir yasağın anatomisi


21 yıl önce bugünlerde, Almanya mahkemelerinden bir karar çıktı: Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve ona bağlı addedilen demokratik kurumlar kapatılacak; bu çalışmaların yürütücüleri soruşturulacak, cezalandırılacaktı.


Almanya'nın dört bir yanındaki Kürt dernekleri, polis baskınlarına maruz kaldı. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK), FEYKA, ajanslar, matbaalar, bürolar... Kürt halkının yarattığı bütün değerlere yönelik vahşi bir saldırıya start verilmişti. Kürdistanlılar, yüz binler olup alanlara aktı, yasağı tanımadıklarını ilan etti. Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin mahkemelerce yasaklanan bayrakları, sembolleri, sloganları, meydanlarda daha gür, daha kararlı haykırılıyordu artık. Yasak, daha ilk gününden boşa çıkarılmış; Kürt halkının özgürlük kavgasının baskılara daha da güçlenerek yanıt verme karakteri, bu kez Almanya'da -ve hemen ardından Avrupa'nın dört bir yanında- kendini göstermişti.

Kürtlerin yasak dolayısıyla maruz kaldığı hukuksuzluklara ilişkin 1996 yılından bu yana çalışmalar yürüten Azadî Hukuk Bürosu'nun verilerine göre, yasağın ne kadar kişiyi mağdur ettiği sorusuna yanıt vermek oldukça zor. Mağduriyetlerin önemli kısmı kayıt altına alınmış değil. Üstelik yasak -akademisyenlerin, insan hakları örgütlerinin ve demokratik çevrelerin de tespit ettiği üzere- hukuki değil, siyasi nitelik taşıyor. Sistematik baskıyla, Kürt halkının PKK ile birleşen özgürlük mücadelesinden vazgeçmesi, korkarak geri çekilmesi, sisteme entegre olması ve bağımsız iradeleşme yönündeki adımlarından vazgeçmesi; diğer halkların ise Kürt Özgürlük Hareketi'ne kriminal olduğu algısıyla yaklaşıp uzak durması hedefleniyor.

Yasak, Türkiye'nin Kürt halkına yönelik politikalarıyla da hem güç dengeleri hem de uygulama biçimi bağlamında paralellik arz ediyordu. Yasakla birlikte Avrupa devletleri, Türk devletine benzer metotlarla fişlemelere, kurum baskınlarına, gözaltı ve tutuklamalara başvurmaya başladı. Hatta yasağın ilk yıllarında, 17 yaşındaki Halim Dener'in PKK bayrağı içeren bir afiş asarken Alman polisi tarafından katledilmesi, uygulamaların ne denli benzeşebileceğinin somut örneğine dönüştü. Uygulamadaki bu benzerliğin kaynağında, Türk devletiyle girilen kirli ilişkilerin payı, kuşkusuz ki büyüktü. Bu ilişkiler, büyük hukuk skandallarına yol açtı. Televizyon kanalları, gazeteler kapatıldı; Kürt yurtseverleri tutuklandı; kurumlar basıldı; dönem dönem istihbari işbirliğine varan özel savaş ortaklığı geliştirildi.

"PKK yasağı boşa düştü" dedik; o halde bunu kanıtlamalıyız. Herhangi bir kararın, uygulamanın boşa düşmesi, hayatın içindeki sonuçlarının belirleyici olmaktan çıkması anlamını taşır. O halde, PKK yasağının niyetlerini ve hayattaki sonuçları karşılaştırarak, yasağın boşa düştüğüne dair savımıza birkaç kanıt sunabilliriz. Öyle ya, hayatın zaten daha ortaya çıktığı anda yenilgiye uğrattığı ve "salt hukuksal" bir varlığa dönüştürdüğü bu uygulamanın akıl dışılığına kanıtlar bulmak, pek de zor bir iş sayılmaz!


Diasporada Kürt halkı bugün 
daha motive, daha mobilize!

PKK yasaklandığında, Kürtler Almanya ve Avrupa genelindeki örgütlülüklerini henüz büyütmüştü ve mücadelelerini gün geçtikçe artan bir tempoyla sürdürmekteydi. Yasaktan bu yana geçen 21 yılda Kürtler, Avrupa'nın her yerinde dernekler, kültür merkezleri, enformasyon büroları, televizyon kanalları, gazeteler, spor kulüpleri, kadın merkezleri ve başka kurumlar açtı. Diasporadaki Kürdistanlılar, ülkelerinin dört parçasındaki özgürlük mücadelesine her açıdan büyük destek olmayı aralıksız sürdürdü. Bu sırada binlerce sokak eylemine imza attı. Avrupa'nın sadece göçmenler bazında değil, genel anlamda da en büyük ve en mobilize kitle eylemlerini gerçekleştirdi. Her yıl milyonlarca kişi, Kürt Özgürlük Hareketi'nin düzenlediği eylem, etkinliklerde bir araya geldi. Festivaller ve merkezi eylemlere, eşi benzeri görülmemiş bir mobilizasyonla katılım sağlandı. Üstelik bütün bu eylemlerin temel sloganları yasaklanan PKK ve Abdullah Öcalan'a dair oldu hep. Eylemlerdeki renk tayfının en belirgin unsuru da PKK sembolleri ve Öcalan'ın fotoğrafları olageldi. Böylelikle, Kürt halkı adeta meydan okuyordu; "Siz yasakladıkça biz değerlerimize daha çok sarılacağız" diyordu.

PKK yasağını doğuran, kuşkusuz Kürt halkının bu büyük özgürlük tutkusundan, motivasyonundan ve mobilizasyonundan duyulan derin korku oldu. Egemenlerin o korkusu sürüyor;  sürecek de. Fakat Kürt halkı da ulusal demokratik iradesinden, duruşundan vazgeçmeyeceğini, kabul edilmek zorunda olduğunu, dosta düşmana iyice kavratmış bulunuyor. Bugün yasakta ısrar ediliyor olsa dahi uluslararası güçler, Kürt halkını ve onun iradesinin cisimleşmiş hali olan PKK'yi bir gerçeklikten de öte muhatap olarak görmek zorunda kalıyor. Kuşkusuz bunu yaratan, yasaklara, akla gelebilecek her metodla devreye konulan baskılara gösterilen erinmez, eğrilmez, tutarlı ve sürekli dirençtir. Bu iradeleşmenin, kabul ettirmenin ortaya çıkışında ise diasporada yaşayan Kürdistanlıların da özel bir katkısı vardır.


Korkarak geri çekilmedi,
daha da ileriye atıldı

Kürt halkı Rojava'da destan yazıyor. Öyle bir destan ki bu, kapitalizmin yarattığı bencilliğin, değer yitiminin ortasında hakikatli insanlığın güneşine dönüşüyor. Üstelik bu destan, karanlığa mahkum edilmek istenen Ortadoğu'nun göbeğinde ve cehennem zebanilerinin yanıbaşında yazılıyor. Hal böyle olunca da dünya halklarının umut yatağına dönüyor, Kürdistan. Bütün kıtalardan, ülkelerden insanlar, yüzünü Kürdistan'a dönüyor, Özgürlük Hareketi'ne desteğini ortaya koymak için çeşitli yollar deniyor.

Bu destanın harcı, Avrupa'da yasak edilen PKK tarafından karıldı. Kobanê'de, Rojava'da ve Kürdistan genelinde karanlığa karşı kavganın öncülüğünü, PKK yürütüyor. Özgürlük savaşçılarının namlularından fırlayan her bir kurşun, 15 Ağustos 1984'e, o büyük ve sarsıcı çıkışa da işaret ediyor. Bu büyük çıkışa başından itibaren kulak vermiş olanların göğsü, heyecan ve gurur dalgasıyla kabarıyor; şimdiye kadar duymamış, görmemiş veya yanıltılmış olanlar, o kurşunun mahiyetini anlamaya başlıyor. 15 Ağustos 1984, Rojava'da adeta güncelleniyor. Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin bugün Rojava'da ulaştığı düzey, vahşet düzeyine ulaşan baskılara mukavemetle elde edilmiş büyük bir kazanımı ifade ediyor. Namludan çıkan her bir kurşun, vücudu kasaturayla dağlanmış gerillanın, yerlerde sürüklenmiş ananın, falakada sakat bırakılmış milisin, halkının hafızasını küçük yaşta yüklenmek zorunda bırakılmış çocukların soluğunu da taşıyor. Kürt halkının iradeleşmesi yolundaki gelişmeler, Rojava'yla da sınırlı kalmıyor. Bakûr'da, Rojhilat'ta ve Başûr'da da tarihin bundan sonrasını belirleyecek, geleceğin ders kitaplarına, romanlarına konu olacak bir  mücadele yaşanıyor. Kürtlerin yeni tarihi yazılıyor. İradeleşme yönünde bunca büyük gelişmeler yaşanırken, yasaklamanın "güçsüzleştirme, etkisizleştirme, sisteme entegre etme" niyetlerinin hayatta karşılık bulduğu söylenebilir mi?


Halkların yüzü Kürdistan'a döndü
kriminalizasyon boşa düştü

İlk kurşundan bugüne çeşitli dönemlerde vahşet düzeyinde artarak sürüp giden baskılara, bugün PKK'yi anlamaya çalışanların önemli kısmı da hiç değilse sessiz kalıyordu. İktidarların algı yönetimi siyasal yelpazenin sağından olduğu kadar, solundan insanları da etkileyebiliyor; PKK'ye ve Kürt halkının eylemlerine ilişkin önyargılar, yanlış fikirler veya üstten yaklaşımlar doğurabiliyordu.

PKK yasağı şimdilerde, bir de Rojava Devrimi ve Kobanê direnişi bağlamında konuşuluyor, tartışılıyor. Değişik çevrelerden yüzlerce akademisyen, sanatçı, aydın, yazar, siyasetçi PKK yasağının akıl almazlığına, hukuk dışılığına ve insan haklarına aykırılığına dikkat çekiyor. Yeterli düzeye ulaşmasa da, tartışmalar devletler nezdinde de devam ediyor. Kürt halkının dostu parlamenterler yasak karşıtı görüşleri parlamento gündemlerine taşıyor; kamuoyunun yarattığı basınç, bakanları ve iktidar partilerini "Yasağı sorguluyoruz" minvalinde açıklamalar yapmaya mecbur ediyor. 

Yasağın önemli bir niyeti de kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi'ni halklar nezdinde şüpheli kılmaktı. İşin açığı, bu niyet bir ölçüde hayatta karşılık da bulmuştu. Özellikle Avrupa halklarının PKK'yle ilgili yargısı, önemli ölçüde kriminalizasyon çabasının ürünüydü. Fakat Rojava Devrimi ve Kobanê'de halen süren kahramanca direniş, halkların algısında derin sarsıntılar meydana getirdi. Farklı halklardan insanlar, Kürdistan'la dayanışmak için elini taşın altına koymaya başladı. Dünya halklarının öncülüğünde 1 Kasım 2014, Dünya Kobanê Günü ilan edildi; dünyanın dört bir yanında yüzbinler, Kürdistan'la dayanışmak için sokağa çıktı. Afganistan'dan Arjantin'e, Avustralya'dan İsrail'e kadar dünyanın her yerinde... Yine farklı ülkelerden insanlar, Kürdistan'a insani yardım yaptı; yetinmedi, Kürt savaşçıların silah alabilmesi için de para topladı. Geçtiğimiz günlerde Berlin'de başlatılan yardım kampanyası çerçevesinde, akademisyen, insan hakları savunucusu ve siyasetçiler, YPG/YPJ güçleri için 50 bin Euro gönderdi. Birkaç gün önce gazetemize konuşan Heyva Sor a Kurdistanê yöneticisi Dr. Fahrettin Gülşen ise şöyle diyordu: "İnternet sitemizdeki PayPal hesabımız üzerinden dünyanın çok değişik noktalarından yardımlar ulaşıyor. Özellikle Afrika'dan çok yoğun bir akış var. Japonya, Kazakistan, Suudi Arabistan, Kanada, Panama, Yeni Zelanda, Gürcistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya... Her yerden yardım geliyor."

Dünya halklarının bu büyük ilgisinde, diasporada yaşayan Kürdistanlıların (Onlara artık "Diaspora Kürdistanı" demek bile mümkün!) süreklileşen teyakkuzunun, emeğinin etkisi büyük. Kürdistanlılar, ülkelerinde yaşananlarla ilgili anında refleks gösterdiler, dünyanın her yerindeki eylemlere öncülük ettiler. Bu eylemler dünya halklarının duyarlılığını, duyarlılığın toplamı ise Kürdistan gündeminin resmi kurumlar gündemine de girmesini sağladı. Bugün Kürdistan halkları için diplomatik faaliyet yürüten temsilcilerin hareket alanı da eskiye göre çok daha geniş.

İşte bu tablo, PKK yasağının bugüne kadar kısmi başarılar elde eden "kriminalizasyon" yönünün de boşa düşürüldüğü iddiasının sağlamasıdır.


Sonuç alıcı hamle için...

Bugün, hayatın zaten yenilgiye uğrattığı yasağın resmi olarak da kaldırılması tartışılıyor. Tartışmaların insan hakları hukuku, demokratik değerler ve örgütlenme hakkı ekseninde yürümediği açık. Uluslararası güçlerin politik hesapları, yasağın hukuki varlığının gerekçesi olmayı sürdürüyor. Ancak açık ki, halkların büyük duyarlılığı ve özelde de Kürdistanlıların büyüyen iradeleşmesi, yasak uygulayıcılarını çaresiz bırakıyor. Bilenmiş yasak savunucuları bile kararı savunamıyor. Kürt halkı, sesini kısmak isteyenlerin karşısında mücadele tarihi boyunca büyütüp en kuvvetli noktaya getirdiği iradesiyle duruyor bugün.

Şimdi sıra, sonuç alıcı hamlede. Sıra, PKK yasağının kaldırılmasını, Kürt halkının meşru kurumlarının tam bir yasal statüye kavuşmasını sağlamakta. Bugüne kadarki gelişmeleri, halkın ısrarlı mücadelesi yarattı; kuşkusuz ki, sonucu yaratacak olan da budur.

PKK yasağı 21. yılında, hayattan silindiği gibi yasa kitaplarından da silinmek zorundadır. Yasak savunucuları bilmelidir ki, yasalar hayatla çeliştiğinde, hayat yasalara karşı direnişlere gebe olur.

Y. Özgür Politika, 24.11.2014

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.