Ana içeriğe atla

Ahmet Türk: Vaatler gerçekleşebilir olmalı


Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk'le, 30 Mart 2014'ten bu yana devraldıkları belediyede yaşadıkları sorunları, bugüne kadar yaptıklarını ve geleceğe dönük planlarını konuştuk. Türk, Eski Mardin'in yayalaştırılmasından, imar revizyonuna kadar projelerini anlattı.


30 Mart'ta nasıl bir belediye devraldınız?

Geldiğimizde belediyecilik diye bir şey yoktu. Üç-beş kişinin yönettiği bir belediye vardı. Bir model, bir sistem yoktu, halkın yararına olacak projeler yoktu. 

Mardin, iki bölümden, Eski Mardin ve Yenişehir'den meydana geliyor. Yenişehir'e baktığımızda, çarpık kentleşme almış başını gitmiş. Yeşil alanların tamamı adeta satılmış durumda. Mardin'de bugün yeşil alan oluşturmak için mekan bulamıyoruz. Bu kadar çarpık bir kentleşmeyle karşı karşıyayız.

Seçimi alacağımız belli olunca Valilik bünyesinde kurulan Tasfiye Kurulu tarafından, Özel İdare bize devredilmesine rağmen birçok taşınmaz mal hazineye devredildi. Belediye binası bile bize verilmedi. Bin 682 arsadan ancak bir tanesi bize verildi. O bir tanesi de mezarlık çıktı! Bu arsaları değerlendirmeye yönelik imkanları bile elimizden aldılar.
Tabii halk herhangi bir mazeret kabul etmiyor. Mardin Belediyesi yönetimini ilk defa devraldık. Merkez bugüne kadar hep iktidar partilerinin yönetiminde olmuştu. Bu nedenle kafamızdaki yönetim modelini hesaplarken, günlük hizmet alanının önemini de gözardı etmiyoruz. Hizmet alanında halkı tatmin edecek bir çalışma yapmazsanız, söyledikleriniz havada kalır, sloganın ötesine gitmez. Bu gerçeği kavramamız lazım. İnsanlar hizmet bekliyor. Köy için, yol için, kanalizasyon için hizmet bekliyor. Her alanda hizmet bekliyor. Birçok şey yapmamız gerektiğini görüyoruz. Bunları başarmadığınız zaman istediğiniz kadar söyleyin, "Ben demokratik, özerk bir yönetim kuracağım" diye. Halk, taleplerinin karşılanmasını bekliyor. Halk, herhangi bir mazeret kabul etmiyor. 

Hizmet konusunda istediklerimizi, hedeflediklerimizi tam gerçekleştiremedik. İşin henüz başındayız. Mardin yeni büyükşehir oldu, altyapısı yok. MarSu'yu yeniden inşa ettik. Belediye yapısını Büyükşehir'e göre yeniden dizayn ettik. 
Sonuç olarak çok güzel şeyleri söylersiniz ama gerçekçi olmak lazım. Ben başka arkadaşlar gibi slogancı bir belediyecilik anlayışını çok doğru bulmuyorum. Vaat ederek sonrasında yerine getirmemenin çok daha riskli olduğunu düşünüyorum.

Peki sizin bu tabloyu dönüştürecek projeleriniz, çalışma planlarınız yok mu?

Var tabii... Öncelikle, Mardin'in eski yapısını korumaya yönelik bir çalışma yapıyoruz. Birinci caddesini tamamen trafiğe kapatmayı düşünüyoruz. Bunun için de hemen eski şehirin girişinde önemli iki arsayı temin ettik, kamulaştırdık. Mardin'in klasik yapısına uygun olarak park inşası konusunda projeler hazırlıyoruz. Eski Mardin'i tamamen trafiğe kapatmaya yönelik bir çalışmanın içindeyiz.

Çevreyle ilgili bazı projelerimiz var. Çevre yollarının yayalaştırılması çalışması yapıyoruz; ayrıca yayaların rahat yürüyüş yapabileceği parkurları oluşturuyoruz. Ağaçlandırma çalışmaları yürütüyoruz. 

Yine, kadınların katılımını, meslek edinmelerini sağlamaya yönelik çalışmalar yapacak alanların tanzimi, inşası konusunda projelerimiz var.

Mardin'in coğrafyasının yüzde 70'i dağlık, yüzde 30'u ovalık. Biz Beyazsu'dan Kızıltepe'ye, Mardin'e, Midyat'a, Dargeçit'e kadar 94 kilometrelik bir boru hattıyla, elektrikle su taşıyoruz. Maliyeti çok yüksek olan bir çalışmadır. Ama Mardin'de suyu bir liradan satmak zorunda kalıyoruz. Taşıdığımız suyun maliyeti, mesela merkezde 3 lira 10 kuruştur; ama biz 1 liradan satmak zorundayız. Şu andaki abonelere baktığımızda, su abonelerinden yılda 45 milyon para toplamamız gerekirken, toplayabildiğimiz 5 milyon. Birçok insanımız, "Belediye yönetimine bizim partimiz geldi, bizden su parası da mı alacak" diye yaklaşıyor. O konuda sıkıntılar yaşıyoruz. 

En büyük pay İller Bankası'ndan geliyor. Biliyorsunuz, İller Bankası Türkiye'deki belediyelere vergi oranı üzerinden bir pay veriyor. Bize ayda 9 milyon TL civarında bir para geliyor. Ama geçmişten devraldığımız borç, 580 milyon TL'dir. İller Bankası da bize verdiği paranın yüzde 40'ını borçlara kesiyor. Yani 9 milyonun 4 milyonunu borçlara kesiyor. Geriye kalan 5 milyon. Oysa şu durumda biz her ay, sadece 6 milyon işçi/memur parası ödüyoruz. Yani bir taraftan bu imkanlarla da hizmet yapmayı hedefliyoruz. Ama kaynaklarımız, imkanlarımız bu. Büyükşehir Belediyesi, bir çarktır. Siz su parasını tahsil edemezseniz, bina vergilerini alamazsınız, imara açtığınız yerlerden para alamazsınız, çevirmek zordur.
Bir başka planımız, imar planı. Bizden önceki belediye, artık büyükşehiri kaybedeceğini bildiği için 10-15 yıllık imar ruhsatı dağıttı adeta. Mardin'in 20 kilometre ötesine kadar birçok araziye imar çıkardılar. Müthiş dengesiz bir yapılanmaya gidildi. Şu anda en büyük kazancımız imardan gelen paralar olmasına rağmen bugüne kadar iki üç imar dışında imar gelmedi. Çünkü 20 yıl sonra belki imara açılacak yerlere ruhsat verilerek adeta bizim önümüzü kesmeye çalıştılar. Herkes de biliyor ki bunda da büyük hırsızlıklar oldu.

Şimdi bir imar revizyonu yapmayı düşünüyoruz. Tabii birçok yerde yapılmış olan binaları yıkma şansımız yok. Ama başlamamış yerlerde bir revizyona gitmeyi düşünüyoruz. Çok katlı apartmanlar yerine bahçeli, geniş, üç katlı, otoparklı semtler oluşturmayı düşünüyoruz. Bu konuda da arkadaşlarımızın çalışması var.

Öte yandan, mevcut Yenişehir tıkanmış durumda. Hizmete yanıt verecek noktada değil. Ulaşım sorunu çekiyoruz, park bahçe yok, 20 katlı apartmanlara ruhsat verilmiş ama hiçbirinin altında otopark, garaj veya bahçe yok. Şimdi şehri rahatlatmaya yönelik yeni adalar, parseller yaratarak gerçekten ekolojik siyasetimize uygun alanlar yaratmayı düşünüyoruz. Halkın rahat nefes alabileceği alanlar oluşturmayı düşünüyoruz.

Mardin'in çok kültürlü yapısına yönelik bir planınız, projeniz var mı?

Siyaseten Kürdistan'da meselelere demokratik, özerk, yerinde yönetim ilkesini esas alan bir yaklaşımla bakıyoruz. Tabii ki Mardin'in Kürdistan'da farklı bir yeri var. Birçok kültürün, inancın birlikte yaşadığı bir şehir. Ayrıca turizm açısından da belki Kudüs'ten sonra Mezopotamya'nın en eski, en tarihi, kadim kentlerinden biri. Biz burada kendi modelimizi oluştururken, Mardin'i de bütün dünyada cazip hale getirecek bir çalışma yapmak istiyoruz. Özellikle turizm alanında... Ama bütün bu kültürlere, inançlara da uygun olan bir turizm politikasını geliştirmek istiyoruz. 

İkincisi, bizim sorumluluğumuz sadece Kürtlere karşı değil. Süryani, Arap, Ermeni halklarına karşı da sorumluluğumuz var. Bütün bu halkların da güvenini kazanmak gibi bir sorumluluğumuz var. Biz Kürdistan'ı sadece Kürtlerin yaşadığı bir coğrafya olarak değerlendirmiyoruz. Kürdistan'daki bütün halkların kimliklerine, inançlarına saygı göstermeye, bunları yaşatmaya yönelik de bir çabanın içindeyiz. Yani bizim Kürdistani politikamız, devletin bugün Kürtler üzerinde, farklı kimlikler üzerinde yürüttüğü tekçi mantığın tam tersine çoğulcu, katılımcı bir anlayışa sahiptir. Bu kimliklere güven verdiğimiz zaman doğru bir dayanışmayla gelişmekte olan bir Kürdistan'ı kazanabiliriz.

Hedeflediklerimizden biri de dört ayrı kimliğe, inanca, kültüre hitap edebilecek bir kültür merkezini oluşturmak. Burada hem Araplar hem Ermeniler hem Süryaniler hem Kürtler, kendi geçmişleriyle tanışmaya yönelik çalışmalar yapabilecek. Dillerinin, kültürlerinin, geçmişlerinin bilincine varmaları için çalışmalar yapmayı düşünüyoruz.

Son yerel seçim deklarasyonunda özellikle öne çıkan vurgulardan biri, katılımcılıktı. Halkın bütün kesimlerinin katılımını, denetlemesini sağlayacak organlar (meclisler vs.) yaratılacağı iddiası vardı. Buna dair ne yaptınız, ne planladınız?

Mesela bütün ilçelerimizde ve merkezde mahalle meclisleri oluşturuyoruz. Sivil toplum örgütlerini bu çalışmalara katmayı hedefliyoruz; bu konuda birçok çalışma yaptık. İşe alımlara kadar sivil toplum örgütlerini katan komisyonlar oluşturuyoruz. Muhtarlarımızla, mahalle meclisleriyle, yaşadıkları yerlerin sorunları konusunda görüşmeler yaparak projeler üretmeye çalışıyoruz.

Deklarasyondaki bir diğer vurgu, belediyelerin artık yalnızca "yol, su, elektrik"le anılan kurumlar olmayacağı, halkın ekonomik sorunlarına da çözümler üreteceğiydi...

Siz şimdi ekonomik kalkınmayı belediyelerin sağlayacağını kooperatifler üzerinden düşündüğünüz zaman bunun günümüz gerçekleriyle de çok uygun olmadığını görüyoruz. Dünyanın gittiği yerin ötesinde, farklı bir şey... Elbette ki halkçı, elbette ki katılımcı bir ekonomik politika ve katılımcı bir belediyecilik anlayışını temel alıyoruz. Ama toplumun gerçeklerini, hizmet beklentilerini de hesaplayarak belediyecilik yapmak gerekiyor. Yoksa slogana dayalı, "Hedefimiz budur, şudur" deyip hiçbir şey yapmadığınız zaman bunun faturası çok ağır bir şekilde önümüze çıkar. Bu noktada hizmet ile modeli uyuşturmak gerekiyor. Hizmeti de bir tarafa bırakmadan Kürdistan'da oluşturduğumuz modeli işletecek adımları, projeleri ortaya koymamız gerekiyor, diye düşünüyorum.

Demokratik Özerklik modelini veya yerinden yönetim ilkesini biz tabii ki esas alıyoruz. Kürdistan'da varmak istediğimiz esas nokta budur. Başında söylediğim gibi teorik olarak çok güzel görünür ama pratikleşmediği takdirde ters teper. Çünkü ben bakıyorum, yoğunluğa bakıyorum, günlük olarak 300-400 kişi belediyeye taleplerle geliyor; taleplere baktığımda diyor ki köyümün yolu yok, suyu yok, çöpü atılmıyor. O, modelden çok köyüne, mahallesine hizmet bekliyor. Bunu da gözardı edemezsiniz. Modeli oluştururken, önce belediye olarak halkın hizmetinde olduğunuzu gösterip güven vermeniz lazım. Güven vermediğiniz zaman söylediğiniz Demokratik Özerk yönetim, model, komünal toplum yaratma gibi söylemlerinizin altı çok doldurulmuş olmuyor. Çok açık bir biçimde söyleyeyim. Ki bunu arkadaşlarla da tartışıyorum.


Devletin Rojavalılara 
tek kuruşu geçmedi

Mardin, Rojava'yla gerçek akrabalık bağları olan bir kent. Siz Rojava ve Kobanê direnişi hususunda ne yaptınız, yapıyorsunuz?

Resmi rakamlarla bizim elimizdeki veriler arasında büyük bir fark var. Rojava'dan gelip Kızıltepe, Mardin ve diğer ilçelerde yaşayan insan sayısı 100 binin altında değil. Kobanê'den önce de gelen halk var. Bunların hiçbiri kamplarda değil. Ya köylere, ya akrabalarının yanına yerleşmişler. Bazıları tarlalarda çalışıyor.

Olabildiğince belediyelerimiz, STK'larımız bütün süreci koordine etme ve halkın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir çabanın içinde oldu. Ayrıca bununla da yetinmedik, Kobanê'ye sahip çıkmak konusunda da her türlü çalışmayı yaptık. Çünkü Kobanê'nin düşmesi, Kürt halkının geleceği konusunda telafisi olmayan bir darbenin, bir gerilemenin nedeni olabilecek bir durumdur. Kobanê sadece Rojava'nın değil Kürdistan'ın direnişidir. Halkımız da büyük bir özveriyle kendisine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyor. Siyasi olarak, parti olarak da her konuda Rojava halkımızın yanında olduğumuzun mesajını veriyoruz; pratikte de bize düşen sorumluluğu yerine getirdik, getiriyoruz.

Bu süreçte devletin kaynak aktarımı oldu mu?

Devletin, "Biz Suriyeli Kürtlere bakıyoruz" propagandasının aslında gerçekle hiçbir ilgisi yok. Bütün ihtiyaçların karşılanması, çadırların temini gibi çalışmalar belediyelerimiz ve halkımızın çabalarıyla sürdürülüyor. Şengal'den ilk günlerde 28 bin insan Kuzey Kürdistan'a göç etmek zorunda kaldı. Genelde Mardin, Batman, Şırnak, Diyarbakır ve Urfa'nın Viranşehir ilçesinde bu insanlarımızı, kardeşlerimizi misafir etmeye çalıştık. 28 bin insanın göçüyle başlayan bu süreçte, devletin bir kuruş yardımı olmadı. Halen de böyle bir yardım yok. Son dönemde Nusaybin'de bir kamp oluşturmayı düşündüler. DTK Eşbaşkanı Selma Irmak'la birlikte bir görüşme yaptık. Oradan gelenlerle diyalogumuzu sürdüremezsek ve kampta anadilde eğitimin koşullarını yaratmazsanız insanlarımızı o kampa gönderemeyiz gibi bir pazarlığımız oldu. Değerlendirip bize döneceklerini söylediler ama bugüne kadar olmadı. 

Şehirlerarası Otogarımız da halen Şengal'den gelen misafirlerimizin hizmetinde. Şu anda üç yüze yakın insanımız kalıyor orada. Bugüne kadar da halkımızın ve belediyelerimizin desteğiyle bu insanlarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz.


Diasporadaki işverenlere çağrı

Avrupa'da yaşayan Kürdistanlıların belediyenize sunabileceği bir katkı var mıdır?

Yaşama geçirmek istediğimiz çok proje var. Bunlardan biri, mesela katı atıkla ilgilidir. Türkiye'den birçok şirket yalvararak geliyor ama biz herkese bu imkanı vermek istemiyoruz. Kürdistani şirketlerimiz, Kürdistan'ın yararını düşünecek gruplarla biz işbirliği yapmak istiyoruz. Kar amaçlı değil istihdama yönelik çalışmayı esas alan gruplarla, kardeşlerimizle bu çalışmaları yapmak istiyoruz. 

Avrupa'da bugün Kürt işadamlarının oluşturduğu bir çalışma var. Elbette bu çalışmaları yaparken Kürdistan'daki yatırımlar konusunda da çalışmalar yapacaklar. Biz arkadaşlarımızın güçlerini Kürdistan'ın kalkınmasına hizmet edecek şekilde koordine etmelerini istiyoruz. Bu konuda gerçekten onların da ayakta durabileceği ama halkımızın da yararlanabileceği projeleri desteklemek istiyoruz. Sadece kar amaçlı değil istihdama yönelik, Kürdistan'ın yarınları için örgütlenmesi konusunda katkı sunabilecek çalışmalar yapılmasını istiyoruz. 

Kürdistanlı iş verenlerin salt kar mantığıyla meseleye bakmamaları gerekiyor. Kürt halkının özgür geleceğine katkı sunacak bir rol oynamaları da onlar ve Kürt halkı açısından önemlidir. Kürdistan'da nelerin yapılabileceğini bizlerle, partimizle, yerel yönetimimizle paylaşarak projeler üretmeleri lazım.

Yeni Özgür Politika, 08.01.2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.