Ana içeriğe atla

Bijî berxwedana Meclîsê


Türkiye Büyük Millet Meclisi, dün tarihi bir gün yaşadı. HDP'li vekillerin öncülüğünde yapılan eylemde Genel Kurul, "Bijî berxwedana Meclîsê" sloganlarıyla doldu. AKP, adeta bir darbe zihniyetiyle, önergeleri son sürat okuyarak oylamaya sundu; polis devletinin son güncellemesi "İç Güvenlik Paketi"nin 10 maddesi geçebildi.


Meclis'teki bu tarihi direniş, seçimlere üç ay kala gerçeği bir kez daha teyit etti: HDP, memleketin onurudur. Halkların haklarının, onurunun Meclis'teki tek güvencesi, Halkların Demokratik Partisi'dir. Türkiye tarihinde görülmemiş bu meclis eylemi, emekçilerin, Kürt'ün, Türk'ün, Laz'ın, Alevi ve Sünni'nin, her kesimden halkın göğsünü kabartıyor, sokaktaki daha büyük hak mücadeleleri için cesaret veriyor. Dünden bu yana, normalde siyasete ilişkin konuşmaktan imtina eden, HDP'ye mesafeli çok sayıda insan, coşkuyla HDP'yi alkışlıyor; heyecan dalgasıyla sokağa çağrı yapıyor. Onlardan biri, "İlk defa gerçekten temsil edildim, teşekkürler HDP" yazıyordu coşkuyla.


93'teki mağduriyetten bugünkü mağruriyete...

Kürt milletvekillerinin meclisten zorbalıkla atıldığı 1993, bizim kuşağın hafızasında canlı bir anı olarak durmuyor. O günlerde henüz hafızası olmayan küçük bir çocuktum. Ancak şimdi, ne zaman açıp da o günlerin görüntülerini izlesem, öfkeye kapılıyorum. Meclis'teki bütün partilerden vekillerin hakaretleri ortasında yemin etmeye çalışan Kürt vekillerin mahzun, mağdur görüntüsü, o günü yaşamamama rağmen benim de zihnimden silinmiyor. O saldırganlık ve mağduriyet, Leyla Zana'nın, Orhan Doğan'ın bakışları her aklıma geldiğinde...

Boşversenize! Bugün Kürt halkının ve Türkiye halklarının direngen unsurlarının kavgası, saldırılara gururla, mağruriyetle karşı koyabilen yeni bir kuşak, yeni bir kültür yarattı. Artık saldırıya uğradığında mağduriyetini dört bir yana anlatmaya çalışan değil, "Kılıç mesafesi kadar yaklaşırsanız sonuçlarına katlanırsınız" diyen bir irade var. Artık Genel Kurul'un ortasında gerekirse sloganlarla direniş sergileyen, halkın çıkarlarını bürokratizme, "dayatılan nezakete" kurban etmeyen bir temsiliyet gerçekliği var.

Meclis Genel Kurulu'nda dün yaşananlar, memleketin Parlamento tarihine de, Türkiye ve Kuzey Kürdistan halklarının mücadele tarihine de şimdiden işlendi. Durmaksızın dayak yiyen Türkiye İşçi Partili vekillerden, her renkten bütün oklara hedef olan Kürt vekillere kadar olan bu alandaki "mağdur tarihimiz", yerini "atakta" bir geleceğe bırakıyor. Artık durmaksızın yaşadığı acıları anlatan, mağduriyetini anlatan ve talep edip yanıt beklemekten başka pek az şey yapan demokratik siyaset yok; bir yandan kimseden beklemeden inşa eden, haklarına el sürüldüğündeyse hem sokağı hem Meclis'i dar eden bir muhalefet var. Dolayısıyla artık en ufak karşı koyuşa fevri bir saldırganlıkta cevap veren iktidar milletvekilleri de yok, olamıyor; Genel Kurul'da sloganlar yankılansa bile yerlerinde oturmak zorunda kalan bir grup meczup var.


"Direnişin meclisinden" 
Sebahat'in sesi geliyor...

Meclis Genel Kurulu'nda Sebahat Tuncel, Hasip Kaplan, Faysal Sarıyıldız, Pervin Buldan, Adil Zozani, Hüsamettin Zenderlioğlu ve onlara destek veren CHP'li milletvekilleri... Var olsunlar. İç Güvenlik Paketi ve faşizmin külli fiili, sokak ile meclisin senkronize eylemiyle tarihin çöp sepetine atılacak. Kuşkusuz ki AKP'nin faşizan gidişatı, ancak HDP'nin iradeli eylemiyle durdurulacak. Halklar ilk defa temsil edildiklerini hissediyor; Meclis'ten edilgenlik çağrısı değil, iradeyi kuşanıp sokağa çıkma, hakkını arama çağrısı duyuyor.

Şimdi, göğsümüzü biraz daha kabartarak HDP'yi büyütmek ve seçim çalışmalarına katılmak için daha fazla motivasyonumuz var.

Yeni Özgür Politika, 23.02.2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.