Ana içeriğe atla

Demirtaş: Alternatif olmak zorundayız


HDP olarak şu anda Türkiye'nin en büyük toplumsal, demokratik ittifakı olduklarını söyleyen HDP Eşbaşkanı Demirtaş, bunu da hiç kimseyi eriterek, yok sayarak; ideolojik yaklaşımını, kimliğini hiçleştirerek yapmadıklarını ifade etti. Bunun ortaklaşma ve ittifaklarla daha büyütülmesini istediklerini kaydeden Demirtaş, yüzde 10 barajını rahatlıkla aşacaklarını belirtti.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, seçim hazırlıkları, ittifak çabaları, AKP hükümeti ve devletin seçim öncesi ve sonrası hesaplarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.



Seçimler yaklaşıyor... HDP'nin üçüncü seçimi olacak bu. Nasıl bir seçim çalışması planlıyorsunuz? Temel sloganlar, hedefler ve söylemlerin ana çerçevesi ne olacak?

Doğrusu çok fazla seçim deneyimine sahip olan bir hareketiz. Şu anda HDP'yi oluşturan bileşenler, dinamikler ve hareketler, aslında Türkiye'nin en deneyimli hareketleridir. Fakat Türkiye'nin en yeni partisi de HDP'dir. Bu açıdan hem yeni ve iddialı bir siyasi çizgi hem de köklü, deneyimli bir miras HDP'de buluşmuş oldu. Dolayısıyla bizim açımızdan seçim hazırlık çalışmalarını yürütmek zorlayıcı değil. Geçmiş dönemlerdeki eksiklerimiz, hatalarımız, yetmezliklerimizden de ders çıkararak çok erken başlattık çalışmaları. 

Aslında parti olarak seçime girme hazırlığımız da bir yıl öncesine dayanıyor. Yeni bir karar, aniden ortaya çıkmış bir fikir değil. BDP grubu olarak HDP'ye geçtiğimiz günden bu yana parti olarak seçime girme hazırlığı yapıyoruz. HDP'yi her yerde kongrelerle örgütledik ve Türkiye'nin neredeyse tamamında artık HDP'nin yönetimi veya temsilciliği oluştu. Bu ilk defa yakaladığımız bir örgütlülük düzeyi. Bu derece güçlü ve köklü bir erken hazırlığı daha önceki seçimlerde başaramıyorduk. Şimdi il/ilçe teşkilatları, merkezi seçim örgütleme koordinasyonu, merkezi seçim komisyonları; diğer kurum, parti ve sivil toplum örgütleriyle ortaklaşma ve işbirliği çabaları; seçim maliyesi hazırlığı; yurtdışı organizasyonu gibi tüm çalışmaları çok önceden başlattık ve belli bir noktaya geldik. Planlamamız herhangi bir aksamaya uğramadan devam ediyor. Birkaç gün içerisinde aday başvurularını almaya başlayacağız. 15-20 gün arası başvuruları aldıktan sonra bir eğilim yoklaması yapacağız; halktan, kurumlardan ve değer ailelerimizden de fikir ve öneriler alarak aday belirleme sürecine gireceğiz. Adaylarımızı ilan ettikten sonra da zaten merkezi, kapsamlı bir seçim kampanyasını seçim gününe kadar yürüteceğiz.

İLKELERİMİZLE ÇATIŞMAYAN HERKESLE...

İttifak politikanız nasıl olacak peki? Mesela ittifak kurulacak bir odağı neye göre belirleyeceksiniz? Ya da şöyle soralım: HDP'nin herhangi bir güçle ittifak yapmasının koşulu nedir?

Bir defa bizim HDP olarak temel ilkelerimiz var. İşbirliği yapacağımız toplumsal kesimler veya siyasi güçlerle görüşürken ilkelerimizi referans alıyoruz. HDP'nin ilkelerini benimseyen, saygı duyan, bununla birlikte bizim ilkelerimizle çatışmayan kendi ilkelerine de sahip bütün birliklerle, toplumsal güçlerle görüşüyoruz. Fakat klasik bir partiler ittifakı arayışında değiliz. Birkaç parti bir araya gelelim de seçim çalışması yürütelim gibi bir yaklaşımımız yok. Daha çok toplumsal kesimlere gidiyoruz. İnanç kesimlerine, emek güçlerine, kadın hareketlerine, Kürdistani hareketlere, İslami hareketlere, Alevilere, Êzîdîlere, Süryanilere, Ermenilere... Hepsine gittik, görüşmelerimizi yaptık. Bununla birlikte ÖDP, Birleşik Haziran Hareketi, Halkevleri, TKP, EMEP ve HDK içinde bulunan başka güçler gibi çeşitli kesimlerle de görüşmeler yapıyoruz. Kürdistan'da da ÖSP'den KADEP'e Kürdistani İslami hareketlerden Azadî Hareketi'ne kadar bütün kesimlerle görüşmeler yaptık. Önümüzdeki günlerde bunların sonuçlarını kamuoyuyla da paylaşacağız. Büyük kısmıyla ortaklaşabileceğimizi düşünüyorum.


Bahsettiğiniz kesimlere de bakarak, kriterinizin "demokratikleşme" gibi temel istemlere dayandığını, katı ideolojik ilkelerle hareket etmediğinizi söyleyebilir miyiz?

Öyle tabii... Yani Türkiye'de acil ihtiyaçlar var, orta vadeli hedefler var, uzun vadeli hedefler var. Biz bu şekilde bir belirleme yapıyoruz. Acil ihtiyacımız, Türkiye'nin hızla demokratikleştirilmesi ihtiyacıdır. Sistemin, siyasal alanın ve devletin demokratikleşmesi gerekiyor. İktidarın demokratikleşmesi gerekiyor. Bunun için de AKP hükümetinin frenlenmesi, gücünün denetlenmesi, mümkünse iktidardan indirilip yerine alternatif bir halk iktidarı oluşturulması gerekiyor. Bu doğrultuda sadece mesela sosyalist güçlerle hareket etmek, toplumsal bütün muhalif güçleri, kesimleri kucaklamak konusunda yetersiz olabilir. Zaten sol hareketler veya sosyalist hareketler toplumda dönüşüme öncülük yapmak istiyorlarsa, bütün kesimlerle doğru ilkesel ilişkiler kurmak ve tamamına hem öncülük hem yoldaşlık yapmak durumundalar. Biz de buradan yola çıkarak Türkiye'nin acil demokrasi ihtiyacı, müzakere sürecinin halklar, ezilenler lehine avantaja dönüştürülmesi ve bu seçimden başlayarak alternatif bir iktidar gücünün ortaya çıkması için çabalıyoruz. Bu ilk hedeflerimizi yakalarsak, seçimde güçlü bir siyasi akım olarak ortaya çıktıktan sonra daha geniş toplumsal kesimlerle buluşup iktidara yürümek lazım ki bu da orta-uzun vadeli bir iştir. Fakat yine de bir muhalefet gücü olarak toplumun savunulması, emeğin savunulması, kimliklerin, inançların ve yaşam tarzlarının savunulması konusunda büyük bir ittifak gücü, toplumsal cephe ortaya çıkardığımızı düşünüyoruz. HDP olarak şu anda Türkiye'nin en büyük toplumsal, demokratik ittifakıyız aslında. Biz bunu yaparken de hiç kimseyi eriterek, yok sayarak, yok ederek, onun ideolojik yaklaşımını, kimliğini hiçleştirerek yapmıyoruz. Her birimiz geldiğimiz geleneğin rengini de taşıyarak HDP'ye güç katıyoruz. Bu yönüyle önemli bir deneyim olarak büyüyor HDP.



HAZİRAN HAREKETİ'Nİ GÖRMEZDEN GELEMEYİZ

Peki, daha somuta gelelim... İki başat ittifak arayışınız gündemde. Öncelikle, Birleşik Haziran Hareketi'yle halen görüşmeleriniz sürüyor. Hareketinizden doğru bir çağrı da olmuştu. Siz neden önemsiyorsunuz bu ittifakı? Neden gerçekleşmeli?

Haziran Hareketi tabii ki kendini bir seçim bileşeni olarak tariflemiyor. Ama hareketin içindeki siyasal güçler, ayrı ayrı seçim politikası belirleyebiliyorlar. Biz de Haziran Hareketi'nin bazı bileşenleriyle görüşmeler yaptık, yapıyoruz.

Bir defa, toplumsal bir değişim ve ilericilik adına yola çıkmış bir hareket, Haziran Hareketi. Gezi Direnişi'ne öncülük eden bazı grupların da içinde bulunduğu dinamik bir güç. Belki nicelik olarak etki alanı fazla değil fakat Türkiye'nin değişimi ve demokratikleşmesinde, emekten yana bir halk gücünü ortaya çıkarmada iddiaları olan bir grubu HDP olarak bizim görmezden gelmemiz ilkelerimize aykırı olur. O nedenle de bütün bu dost çevrelerle görüşüp hem seçim konusunda görüşlerini, önerilerini almak istiyoruz hem de gerçekten birlikte hareket etmenin koşullarını yaratmaya çalışıyoruz.

İlericilik, devrimcilik adına birbirini dışlayan yaklaşımlardan kurtulmamız gerekir. Biz geniş bir perspektifle, ayrım gözetmeksizin bütün çevrelere gidiyoruz, görüş ve önerilerini alıyoruz. Fakat henüz net bir sonuca ulaşmış değiliz.


HDP KÜRDİSTANİLİĞİN KARŞI TEZİ DEĞİL

En az bunun kadar önemli bir ittifak arayışı da, Kuzey Kürdistan'daki Kürdistani yapılarla başladı. Cuma gününden beri görüşmeler gerçekleştiriyorsunuz. Bu yapılarla da bir önceki seçime göre daha geniş bir ittifak sağlanacak mı? Bunu neden önemsiyorsunuz?

Hedefimiz bu. Tabii ki bütün Türkiye demokrasi mücadelesi içinde Kürdistan'ın özgün bir durumu, konumu ve mutlaka farklı ele alınması gereken yönleri var. Biz Türkiye genelinde ittifak ve genişleme perspektifini yürütürken Kürdistan'da da aynı ilkeler çerçevesinde bütün Kürdistani güçlerle, eleştirileri olan fakat dostça destek sunmak isteyen bütün güçlerle görüşüyoruz. Kürdistani rengin ve çizginin, Kürdistani mücadelenin kesinlikle güçlü bir damar, güçlü bir akım olarak varlığını koruması gerektiğini düşünüyoruz. HDP, Kürdistaniliğin karşı tezi değildir. Bunun üzerine şekillenmiş bir hareket, parti değildir. Bütün bileşenler nasıl ki kendi özgünlüklerini koruyorsa, Kürt hareketi de kendi özgünlüğünü koruyarak HDP içinde var oldu, var olmaya devam ediyor. Bu nedenle Kürdistani hareketlerin ulusal birliğini kendi içinde öncekilere kıyasla daha güçlü ortaya çıkarması için de uğraşıyoruz.


KANARYA SEVENLER DERNEĞİ'YLE Mİ GÖRÜŞECEK?


Seçim süreçle birlikte de ele alınıyor. Mesela geçenlerde Cumhurbaşkanı, "HDP barajı aşamazsa süreç muhataplığından düşer" minvalli bir açıklama yaptı. Ne düşünüyorsunuz?

Biz parti olarak gireceğimizi açıkladığımızdan beri üzerimizde bir basınç yaratmaya çalışıyorlar. Bizi bağımsız girmeye zorlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu da bu manevralardan biridir. Bizim baraj dışında kalmak gibi bir sorunumuz yoktur. Biz barajı aşacağız, parlamentoya gireceğiz. Dolayısıyla bu tartışmalar manipülatiftir, kafa karıştırıcıdır. Özellikle çözüm sürecini, barış sürecini destekleyen herkesin HDP'ye baskı yapması için bir taktik manevradır. Çok da bu tür şeyleri kafaya takmamak lazım.

Biz hareket olarak parlamenter sistem içinde doğup büyümedik. Tayyip Erdoğan da çok iyi biliyor ki, HDP parlamentoda olmayınca da muhataptır. Kiminle görüşecek? Kürt hareketiyle görüşecek sonuçta. Kürt hareketini dışlayarak çözüm arama girişimleri fiyaskoyla sonuçlandığı için hareketin önderliğiyle, partisiyle görüşmeler başlatmak durumunda kaldılar. Şimdi parlamentoya giremeyince muhatap olmaktan çıkar diyorsa, gidip kimle görüşecek? Kanarya Sevenler Derneği'yle mi görüşecek? Yine görüşeceği biziz. Yani kimse bunlara kafasını takmasın.


Erdoğan'ı bu kadar öfkelendiren şey ne? Özellikle sizin adınız geçen sorular sorulduğunda öfkeli, fevri cevaplar veriyor. Neye bağlıyorsunuz bunu?

Yaşlılığına veriyorum. Yaşlandığını düşünüyorum artık. Kaldıramıyor. Karşısında etkili bir muhalefet görmeye dayanamıyor. Çünkü çok güç biriktirdi, hem siyasi hem ekonomik hem de örgütsel olarak. Korkunç bir güce dönüştü. Cumhuriyet tarihi boyunca devleti Tayyip Erdoğan kadar ele geçiren hiçbir lider olmadı. Yargısından medyasına, ekonomik sahadan bürokrasiye, üniversitelere, sivil toplum örgütlerine kadar nereye bakarsanız bakın Tayyip Erdoğan'ın rengini, ağırlığını görürsünüz. Böyle bir güç, karşısında kendisine biat etmeyen, bırak biat etmeyi kafa tutan ve iktidarını gerçekten sarsabilecek, gücüne rağmen onu iktidardan alaşağı etme potansiyeli olan bir hareketi görmekten mutlu değil. Bu onu çok tedirgin, huzursuz ediyor. Bu kadar güçlü olacak ama karşısında gücünü küçümseyen, hatta hiçleştiren bir hareket olarak Kürt hareketi ve onun temsilcileri duracak; bu Tayyip Erdoğan'ı çıldırtıyor. Dediğim gibi yaşı olduğu için de artık bu saatten sonra kaldıramıyor. Siyasi tepki vermek yerine kişisel, fevri tepkiler vermeye yelteniyor. Bu da bence, Tayyip Erdoğan'ın kalibresini gösteriyor. Çok da güçlü bir lider olamadığını, aslında gücünün büyüdükçe zaafiyete dönüştüğünü gösteren önemli bir belirti.


GÜVENLİK PAKETİ BAŞKANLIK SİSTEMİ İÇİN

Ama bu tavrı bir işaret olarak da yorumlayanlar var. Bir teze göre Türk devleti seçimlerden sonra, hele de HDP başarısız olursa eskisinden de daha sert, kapsamlı bir saldırı konseptine yönelecek. Bu kanıyı ne kadar paylaşıyorsunuz?

Bu ihtimal var tabii ki. Çünkü Tayyip Erdoğan hazırlığını seçim sonrası büyük bir demokrasi hamlesine göre yapmıyor. Hazırlığını daha çok başkanlık sistemine göre yapıyor. Tek adam olarak kendini anayasal yetkilerle donattığı otoriter bir liderliğe hazırlanıyor. Bunun sadece siyasi olarak hazırlığını yürütmüyor, hukuki hazırlığını da yapıyor. Güvenlik Paketi mesela bunun hukuki altyapısıdır. Nedir bu? İnsanlar Tayyip Erdoğan'ın hileyle, yalan dolanla tek başına iktidar olma gücünü ele geçirmesine ve anayasayı geçirip başkanlık sistemini dayatmayla gerçekleştirmesine doğacak büyük toplumsal tepkileri çok sert önlemek için bu Güvenlik Paketi'ni çıkarıyor. Bu paket, başkanlık sisteminin zırhı haline getiriliyor. Yasal müdahale zırhı. O nedenle evet, seçim sonrası bu ihtimal var ve herkesin buna göre de hazırlığını yapması lazım. Doğrusu bu, beni ürkütmüyor. Böyle bir durumla biz, Tayyip Erdoğan'ın diktatörlük ruhuyla toplumu bir kez daha teslim almaya çalışan bir hamleyle başarılı olacağını düşünmüyoruz. Bizler, HDP bileşenleri, Kürt Özgürlük Hareketi'nin bileşenleri, örgütlü bütün güçlerimiz buna demokratik düzeyde karşı koyabilecek, durdurabilecek güçteyiz. Tayyip Erdoğan geçici bir süre toplumu zorlayabilir ama Kobanê bir örnektir. 135 gün IŞİD bütün varlığıyla oraya yüklendi ama sağlam irade, kararlı duruş ve meşru çizgi olursa, biraz uzasa ve bedeli ağır olsa bile sonuç alınabilir, zafere ulaşılabilir. Evet, bu ihtimal var, hazırlığı buna göre yapmak lazım ama panikleyip korkup bir dağınıklığa da yol açmamak lazım. Kitleler üzerinde korku yaratacak psikolojiyi önlememiz lazım, böyle de bir görevimiz var.


TÜRKİYE'YE YAKIŞAN BUYDU!

AKP'nin bir de geri dönen bayrak fetişizmi var. Kobanê'yle ilgili söyleyeceğiniz her şeyi söylediğiniz için çok soru sormayacağız ama sadece bu meseleyi soralım: Kobanê zaferi sonrası sınıra dev Türk bayrağı asılması karşısında ne hissettiniz?

Vallahi çok kompleksliler bence. Yani yüz yıldır asıyorlar devasa bayraklarını her yere, Kürtler bir defacık bir tepeye astılar diye bu kadar paniklemelerinin bir anlamı yok. Kürtler, PYD, sembolik olarak, bir zaferin coşkusunu ifade etmek için o bayrağı astı. Türkiye'ye karşı bir gösteri değildi. Türkiye tarafından milliyetçi bir refleksle cevap verilmesi, doğrusu devlet geleneğine yakışmıştır. Türk devlet geleneği bunu gerektirir. Heralde bu taraftan askerlerin barış güvercinleri uçurmasını beklemiyorduk; kendilerine yakışanı yaptılar.

Bu tavır doğru değil. Çünkü karşı taraf saldırgan bir tutum içinde değil, senin için tehdit, tehlike değil. IŞİD siyah bayrağını Miştenûr'a çektiğinde neden Türk bayrağı çekmediler? Asıl tehdit oydu.

Türk bayrağını Kürtlere karşı bir psikolojik savaş aracı haline getirmek kimseye yaramaz.


AKP'NİN ADIM ATMAYACAĞI KESİNLEŞTİ

Peki süreçte neredeyiz? Sürekli gel-gitler yaşıyoruz. Şu son dönemde de yine umutsuz söylemlerin yoğunlaştığı bir atmosfer var... En son KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok da, AKP'nin çözüm iradesi göstermediğini, Kürt halkının başka boyutlarda mücadeleye hazır olması gerektiğini belirtti. Ne düşünüyorsunuz?

Müzakere başlasın diye Kürt tarafı, büyük bir çaba sarf ediyor. Çağrılar, uyarılar, eleştiriler, tamamıyla bunun içindir. Bunlar, süreci bitirmek, umutsuzluğu derinleştirmek için değil, AKP'yi müzakereye zorlamak için yapılan siyasi hamlelerdir. Bunları böyle anlamak lazım. 

AKP müzakereyi, seçim atmosferinde başlatıyormuş gibi yapıp bir kez daha zaman kazanmaya çalışacak, bu artık netleşmiştir. Çünkü Sayın Öcalan'ın müzakere taslağındaki takvimler başladı. Normalde müzakerenin Ocak ayında başlamış olması lazımdı. Şubat ayıyla birlikte esaslı konulara geçilecek, Mart'ta karşılıklı çağrılar yapılacak, Nisan'da da bu çağrıların karşılıklı olarak gereği yapılacaktı. Şu anda Ocak ayı, takvimin ilk ayı, hiçbir şey yapmadan bitti. Henüz müzakere başlamış değil. Bugün müzakere başlasa bile öngörülen takvim bir ay gecikmiş durumda. Bu da Mayıs'a denk geliyor. Mayıs zaten seçim kampanyasının en yoğun olduğu dönemdir; Haziran'ın ilk haftası da seçim yapılıyor. Dolayısıyla AKP, seçime endeksli bir sürece girmiş oldu.
Bizler, AKP seçim öncesi adım atacak mı, atmayacak mı tartışmasını bir kenara bırakmak durumundayız. Adım atmayacağı netleşmiştir. Bunu bir ihtimalmiş gibi tutmak, AKP'nin işine yarıyor. Adım atmayacak, kesin. Fakat müzakere masasını da dağıtmamak için temkinli yaklaşacak. Seçime kadar böyle götürmeye çalışacak. Barışın, müzakere masasının siyasi rantını seçim meydanlarında oya dönüştürmeye çalışacak. Bizim buna izin vermememiz lazım. Kürt hareketinin bu konuda tedbirini alması lazım. Biz HDP olarak da AKP'yi teşhir eden bir yaklaşımla hem seçim kampanyasında barışı ne kadar sabote ettiğini ve riske attığını anlatacağız halkımıza hem de gerçekten de seçim sonrası eğer AKP'yi zayıflatabilirsek gerçekçi bir müzakere, halklar, ezilenler lehine bir müzakere noktasında inisiyatifimizi güçlendirmiş olacağız. Asıl muhataplığı zayıflamış olan da AKP olacak, HDP olmayacak.


AVRUPA'DA HEDEF 400 BİN

Avrupa'da da bu dönem seçim çalışmaları çok önemli olacak. Hedef 400 bin oy olarak belirlendi ki, oldukça iddialı bir hedef bu. İddialı bir çalışmayı gerektiriyor. Bu çalışmayı nasıl organize edeceksiniz?

Biz tabii ki Avrupa'da koordinasyonu sağlamak üzere HDP'li, Parti Meclisi üyesi bir grup arkadaşımızı burada konumlandırdık. Avrupa'da bulunan demokratik bütün kurumlarımızla Türkiye'deki çalışmayı koordineli hale getirmeye çalışıyoruz öncelikle. 
Avrupa'da güçlü bir örgütsel yapı var. Hem Kürt hareketinin hem de diğer HDP bileşenlerinin... Onlar kendi aralarında zaten bir ön hazırlık çalışması yapmışlardı. Doğrusu Türkiye'den daha hızlı ve daha heyecanlı başladı buradaki seçim çalışmaları. Avrupa'daki kitle de, kadro da bence daha iyi motive olmuş durumda.
Avrupa'da şimdi ülke düzeyinde koordinasyonlar var, Avrupa düzeyinde koordinasyonlar var. Sandığa, seçim listelerine varıncaya kadar koordinasyon ve komisyonlar oluşturuluyor. Öncelikli çalışmamız, seçmen olarak yazılamamış herkesin seçmen olarak yazılmasının sağlanması. Oy verme işlemi başlayınca da bizatihi seçmenlerin takip edilerek ricayla, iknayla sandığa götürülmesi, sandığa gitmeye zaten hevesli olan kesimlerin de örgütlü, disiplinli şekilde, hatta mümkünse toplu biçimde gidip oy kullanmasını sağlamaya dönük hazırlıklar var.

Propaganda çalışmaları da büyük bir titizlikle hazırlanıyor. Seçim döneminde bazı büyük toplantılar ve mitingler düzenleyebiliriz. Yöre toplantıları yapabiliriz. Buradaki diplomasi çalışmalarla da HDP'ye siyasi desteği artırmaya çalışacağız.

Sandığa sahip çıkabilmek de önemli, o konuda da hazırlıklarımız var. Her sandıkta resmi görevlilerimiz olacak.

Yani buradaki hazırlıklarımız da hiçbir seçimde olmadığı kadar motive şekilde yürüyor. Doğrusu buradaki arkadaşlara da biz şükranlarımızı sunuyoruz. Halkımız ilk defa partisine oy verebilmenin heyecanını yaşıyor. Bugüne kadar bağımsız girdiğimiz için milletvekili seçimlerinde burada oy kullanılamadı. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri'nde ise hazırlık düzeyi çok yetersizdi, oy verme düzeni karmaşaya yol açtı, yaz tatili vardı, çok düşük kaldı katılım. Dolayısıyla halkımız, eminim ki o dönemin de eksikliğini hissediyor. Avrupa'dan 50-60 bin oy daha fazla alsaydık yüzde 10'u geçmiş ve psikolojik barajı yıkmış olacaktık. O nedenle Avrupa, ne kadar etkili bir güç olduğunu kavrayabilmeli. Baraj, birincisi metropollerden, ikincisi Avrupa'dan yıkılır. Avrupa'nın sunacağı destek, 400-500 bin oy, barajı rahatlıkla aşmamıza yeter.


Peki Avrupa'da yaşayan Türkiyeli ve Kürdistanlıların size oy vermek için kendi özgünlükleri doğrultusunda nasıl sebepleri var? Neden oy versinler size?

Buradaki kitlemizin çok önemli bir kısmı kalıcılaşmış durumda. Mülteci, siyasi sığınmacı olarak gelenlerin de önemli kısmı artık kalıcılaştı. Dolayısıyla HDP'nin büyümesi, Türkiye'de güçlenmesi, onların buradaki konumunu güçlendirir. Avrupa'nın insan hakları değerleriyle en çok örtüşen politikayı biz yürütüyoruz. HDP'nin Türkiye'de büyümesi, Avrupa'daki göçmenlerin hem siyasal haklarının hem de ekonomik durumlarının daha örgütlü, daha güçlü hale gelmesine yardımcı olur. 

Öte yandan, ülkede yaşadığı sorunlar, buradakilerle bağlantılıdır. Sınıfsal sorunlar, kimliğe, inanca, kültüre dayalı sorunlar... Buraya da sirayet ediyor bunlar. Bir Kürt, Kürdistan'dan kopmuş olmakla kimliğinden kopmuyor. Dünyanın her yerine yaşadığı sorunu birlikte taşıyor. Alevi için de bu geçerli. İşçi emekçi için de geçerli. Belki doğrudan yaşadıkları ülkenin iş politikasına müdahale edemeyiz ama onların sürdürdükleri mücadeleyi güçlendiren bir siyasi hamleyi Türkiye'den doğru yapabiliriz. O nedenle bize verecekleri oy, sadece kendi kişisel, toplumsal gelişmelerine yardımcı olmaz, aynı zamanda yaşadıkları ülkelerdeki ilişkilerini de, kendi ciddiyet düzeylerini de güçlendirir. Yani buradaki HDP'liler yaşadıkları her ülkede daha da ciddiye alınan bir güce dönüşmüş olurlar.



SYRIZA ve Kara Murat!


Yunanistan'da SYRIZA önemli bir başarı elde etti, iktidara geldi. Öncelikle SYRIZA'nın başarısının sizdeki yankısı ne oldu?

Önemli bir başarı elbette. Avrupa'da çok uzun yıllardan sonra neoliberal kapitalist sistemin eleştirisi üzerine sosyalist bir iktidarın ortaya çıkması çok önemli bir gelişmedir. Ne kadar başarılı olurlar, ne yapabilirler, o ayrı bir tartışma konusu. Fakat Yunanistan'da ekonomik krizin ve kapitalizmin yarattığı sorunların alternatifinin solda görülmüş olması, kitlelerin sola yönelmiş olması, bence önemli bir gelişme. Bunun İspanya'da da, İtalya'da da muhtemelen yansımaları olacak ve bütün Avrupa'yı etkileyen bir sol harekete dönüşebilecek. Böyle bir potansiyel var, bu ivme yakalanabilir. Türkiye'de de tabii ki belli etkileri oldu, olmaya devam edecek. 

Yunanistan ve Türkiye bütün koşulları birbirine benzeyen iki ülke olmasa da, iki ülke de derin sorunlar ve krizler yaşayan ülkelerdir. Yunanistan tabana yayılmış büyük bir ekonomik krizle mücadele etmeye çalışıyor; Türkiye'de de makro düzeyde bir ekonomik kriz olmamakla birlikte gelir dağılımındaki adaletsizlik ve yoksulluk her geçen gün artıyor, işsizlik artıyor. Ekonomi balon gibi şişiyor, büyüyor; fakat bu üretime, istihdama dayalı bir büyüme olmadığı, sermaye tabana yayılamadığı; daha çok sıcak para akışıyla ayakta duran bir Türk ekonomisi olduğu için Yunanistan'daki kadar derinden hissedilmiyor kriz. Fakat hem ekonomik açıdan hem de toplumsal/sosyal bunalımlar açısından Türkiye'deki kriz, aslında Yunanistan'dan büyüktür. O nedenle Türkiye'de de çözümün ve umudun solda görülmesi, giderek toplumda artacak diye düşünüyorum.


Size de "Türkiye'nin SYRIZA'sı" deniliyor; bu rüzgar size doğru mu esecek?

Organik olarak bir araya gelmiş ve aynı hedefe kilitlenmiş SYRIZA yapısı, Türkiye'de sadece HDP'ye benziyor aslında. HDP de çok sayıda bileşeni bir araya getirmeyi başarmış bir kolektif yapıdır. Fakat HDP'nin SYRIZA'ya benziyor olması bile Türkiye'de herkesi rahatsız ediyor. Bizim dışımızdaki bazı sol çevreleri bile rahatsız ediyor. Niye rahatsız oluyorlar, anlamış değilim. Kara Murat benim, Kara Murat benim, hayır benim diye ortaya çıkıyor ya herkes; öyle bir karikatür vardır (Cüneyt Arkın'ın Kara Murat filminden). Burada da SYRIZA benim diye sanki bir yarış başladı. Tamam kardeşim, sizseniz sizsiniz. Biz HDP olarak "İlle de SYRIZA biziz, en çok biz benziyoruz" gibi bir yarış içinde değiliz. Biz HDP'yiz. Zaten bu kadar saldırının nedeni de HDP'nin iktidar olma ihtimalinin giderek güçleniyor olmasıdır. Bu düşünce bile bazılarını çok tedirgin ediyor. Dikkat edin, AKP'nin ve CHP çevrelerinin HDP'ye verdiği refleks aynıdır. "Olur mu canım öyle şey! SYRIZA'nın Yunanistan'da iktidara gelmesi gibi HDP de gelebilir mi? Hiç benzemiyorlar" diyor ikisi de...


AKP'lilerin bazıları da "SYRIZA asıl biziz" diyor bu arada...

Tabii canım, hepsi Kara Murat zaten. Rahatsız olmalarını anlıyoruz; çünkü HDP'nin iktidar olmasının düşüncesi bile onları rahatsız ediyor. Ama korkunun ecele faydası yok. HDP de o rotaya girdi ve iktidara gelmek için ciddi bir güce dönüştü artık. 

Yeni Özgür Politika, 5-6 Şubat 2014


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.

'Sara' belgeseli: Sakine Cansız kendini anlatıyor

Fransa'nın başkenti Paris, bundan üç yıl önce, 9 Ocak 2013'te yalnız Kürt'ün değil insanlığın tarihine notu düşülen bir katliama tanıklık etti. PKK'nin kurucularından Sakine Cansız ile PKK'nin öncü kadrolarından Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, Kürdistan Enformasyon Bürosu'nda katledilmişti.