Ana içeriğe atla

'Salt karşıtlık' karşı olmayı beceremez


AKP’nin yayın organı Yeni Şafak gazetesi, bir takım “belgeler” açıkladı. Belgelere göre Atatürk, “ikinci adam” İsmet İnönü tarafından zehirlenmişti. Belgelerde İnönü’nün çeşitli yazışmaları vardı; yazışmalarda, Atatürk’ün tedavisine dair detaylar ile İnönü’ye verilen “reisicumhurluk” müjdesi bulunuyordu.


Atatürk İnönü tarafından zehirlendi veya zehirlenmedi; güncel politik öneme hasıl olan bu değil. (Kaldı ki, 1962 yılından olduğu iddia edilen “belgelerin” Windows 7 işletim sisteminin 2009’da çıkardığı Tahoma karakteriyle yazıldığı; yine bazı sözcüklerin dönemsel kullanımla ilgisi olmadığı haberleştirildi.)

AKP iktidarı, kuruluşundan bu yana aynı yöntemi kullanıyor. Önce doğruluğu, sağlamlığı önemli olmayan bir takım tezler öne sürülüyor. Bu tezler, tedavüle girdikleri andan itibaren yandaş medya maharetiyle siyasi yelpazenin tümüne tartıştırılıyor. Burada niyet, herhangi bir iddianın doğruluğunu kabul ettirmek, bir tarihsel gerçeği açığa çıkarmak değil. Kademeli olarak sertleşen bu yöntem ile düzeniçi hesaplaşma, hem yandaşların hem muhaliflerin zihninde meşrulaştırılıyor veya yaratılan karmaşa ile “oldubittiye” getiriliyor. Öyle ki, AKP’nin gösterdiği hedefle dövüşen Türkiye Cumhuriyeti’nin geleneksel hakimleri, kendi söylemlerinin, duruşlarının AKP’nin “kırmızı çizgileri” yıkıp geçen dönüşüm rotasına nasıl katkı sunduğunu anladıkça dumura uğradılar. Ancak şimdi idrak edilebiliyor fakat gecikmenin telafisi yok.

***

Peki özellikle seçim sath-ı mailinde yoğunlaşan bu tür abuklukların niyeti ne?

Tarihsel/ideolojik hesaplaşma açısından bazı niyetler sıralanabilir; bu niyetler, derinlemesine analiz de edilebilir. Zira söz konusu olan, Turgut Özal’dan bu yana giderek sertleşen; dönemsel galipleri, mağlupları olan; AKP ile birlikteyse Türk devletinin geleneksel hakimlerinin önce yenilgisiyle, sonra ise aralarından önemli bir kısmının gizli-açık teşneliğiyle sonuçlanan, memleketin sosyoekonomik yapısında büyük dönüşümler yaratan bir çelişkidir. Fakat bu süreç okuması, kitle psikolojisini siyasal yöneliminin merkezine yerleştiren bir hareketin hamlesini anlamakta yine de yeterli olmaz.

AKP, siyasal hamlelerini büyük oranda kitle konsolidasyonu doğrultusunda inşa ediyor. AKP kitlesinin konsolidasyonu, şüphesiz, “tersinden” de aynı etkiyi yaratıyor. Fakat “karşı“ taraftaki dağınıklık ve özne eksikliği AKP’nin toplumsallığın analizine yaslanan argüman bulutuyla da birleşince, bugüne kadar bu konsolidasyonun giderek kuvvetlenmesine neden oldu. AKP’nin düzeniçi rakibi CHP, çarpık burjuvalaşma/jakobenlik nüveleriyle malul duruşunu revize etmeye çalıştıysa da, hem toplumsal hafızadaki karşılığından kurtulamadı hem de bu hafızayı argüman bulutunda ustaca kullanan AKP’nin karşısında direnemedi. Toplumsal karşılığı olmayan darbeciliğin çekimser hamleleri ise öznel ağırlığını çok aşan bir karşı söylem ve eylemle boğularak AKP konsolidasyonunun önemli besleyenine dönüştü.

Konsolidasyonun bunca derinleştiği ve kutuplardan birinin koşulsuz hakim olduğu koşullarda söylenen yalanların doğruluğu/yanlışlığı detaya dönüşür. Esas olan, iktidarın gücü/büyüsü etrafında kümelenmiş kitlelere düzenli olarak ve gerekli dozda motivasyon unsuru sunmaktır. Artık kabak tadı vermiş bir analoji olabilir ama Hitler Almanyası’nın büyülenmiş toplumu ile AKP’nin yarattığı, reflekslerine, politik görüsüne her gün şaşırdığımız toplumsal kesimin büyük benzerlikleri vardır.

İktidar etrafındaki güçlü konsolidasyonun, dışında yaratacağı doğal tepkime “karşıtlık” olur, oluyor. Hele de güçten düşmüş eski iktidar odağı, varlığını ve rüştünü ispatlama/tersten konsolidasyonu tesis etme kaygısıyla karşıt sesini her gün daha üst perdeye taşıyabilir. Fakat bunun iktidarın argüman bulutuna eklemlenmekten gayrı çıktısı olmaz. AKP’nin kuruluşundan bu yana karşısındaki en güçlü düzeniçi muhalefetin -hatta çoğunlukla düzeniçi olmayanların da- ahvali budur.

Başa dönersek: Yeni Şafak’ın son yalanı, bizim mahallenin doğrudan muhatap olduğu bir yalan değil kuşkusuz. Ancak sistematik olarak tartıştırılan yalanların sayısız prototipinden biri olarak görülebilir. “Bizim mahalleye” yönelik de çokça böyle tartışma yapıldı, -daha kötüsü- yaptık. Oysa bu yalanlara takılıp kalmak, “Biz o değiliz” diye çırpınmak, “Yalan bunlar!” demeyi siyasal eforumuzun en temel meselesi haline getirmek, yalanı kuvvetlendirmekten başkasına hizmet etmiyor. Yalanı çözmenin en etkili yolu, “karşıt doğruyu” değil, “dümdüz doğruyu” örgütlemeyi siyasal eforumuzun esas unsuru haline getirmek...

***

Halkların Demokratik Partisi, AKP’nin kuruluşundan bu yana, programını AKP karşıtlığına değil de kendi ilkelerine, projelerine göre düzenleyen tek parti olarak siyaset sahnesinde yerini aldı. Onu milyonların algı dünyasında güçlü bir fenomene dönüştüren ise “neye karşı olduğu” değil, “neyin yanında olduğu” ve bu yandaşlığını hangi söyleme/eyleme biçimiyle, hangi prototip niteliğinde eylemlerle görünür kıldığı...

Bu, gerçek muhalefettir ve mevcut siyaset sahnesinde sürpriz olan, başarılı olmamasıdır. Zira “salt karşıtlığın” iktidarın “ağzına bakarak” siyaset yapmaya tekabül ettiği ve nihayetinde sürükleyen değil sürüklenen olmaktan kurtulamayacağı, artık deneyimlerle sabittir.

Velhasılıkelam: Yeni Şafak haberi, 7 Haziran yaklaştıkça yoğunlaşacak AKP’nin alışıldık manipülasyon operasyonlarının yeni startı olarak görülebilir. Bu operasyonun temel hedefi ise, giderek “bizim mahalle” olacak. Yalan düzeninde doğrunun bayraktarı olmak elbette değerlidir; fakat HDP, her şeyden önce “Yeni Yaşam”dır. AKP’nin ne olduğu, ne olmadığı, eylemimizin ancak detayı olabilir. AKP karşıtlığını öne çıkaran söylemdense, Yeni Yaşam’ı, bizim olanı öne çıkaran söylem ve eylem, seçimlerde de, kavganın başka safhalarında da önümüzü açacak, yarılmayı sağlam politik temellere oturtacak, bununla da kalmayıp gücün büyüsündeki yığınları sağaltacak olandır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.

'Sara' belgeseli: Sakine Cansız kendini anlatıyor

Fransa'nın başkenti Paris, bundan üç yıl önce, 9 Ocak 2013'te yalnız Kürt'ün değil insanlığın tarihine notu düşülen bir katliama tanıklık etti. PKK'nin kurucularından Sakine Cansız ile PKK'nin öncü kadrolarından Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, Kürdistan Enformasyon Bürosu'nda katledilmişti.