Ana içeriğe atla

HABER: DİHA baskınının gerekçesi neydi?


7 Haziran Seçimleri'nde ağır bir yenilgi alan ve Başkanlık Sistemi hülyaları HDP'nin başarısı sayesinde kabusa dönen Saray rejiminin başlattığı topyekün savaş konsepti, "gerçeği" de hedef alıyor. Haber ajansları, internet siteleri, sosyal medya hesapları, gazeteler, dergiler, iktidarın hedefinde.


Gerçeğe yönelik saldırı, sadece sansür ve engellemelerle ortaya çıkmıyor. İktidarın Hitler Almanyası'nı andıran bir "havuz sistemiyle" beslediği yayın organları, sistematik biçimde yalan üretiyor. Saray'ın savaşı, yalan haberlerle, bir istiklal savaşına dönüştürülmeye; Saray ve AKP, "Türkiye'nin çekilmeye çalışıldığı cendereden yegane kurtarıcı" olarak gösterilmeye çalışılıyor. Tarihin en amiyane ve pespaye yalan üretme süreçlerinden birine dönüşen bu havuz gazeteciliğine dahil olmayan düzeniçi medya grupları da saldırıdan nasipleniyor; boyun eğene kadar fiziki, ekonomik ve siyasi baskılara hedef yapılıyor.

İktidarın baskılarına geçmişten bugüne aşina olan Özgür Basın, Saray'ın savaşının da başat hedeflerinden biri. Öyle ki, Dicle Haber Ajansı, mahkemelerce tam yirmi kez kapatıldı. Gazetemiz Yeni Özgür Politika'yla birlikte onlarca yayın organının internet sitesi, halen sansürlü. Muhalif gazetecilerin ve yayın organlarının sosyal medya hesapları dahi sansürlenmek isteniyor. İktidar, kendi ürettiği dışında hiçbir bilginin yayılmasını, halkla buluşmasını istemiyor.

Nedeni açık: Özgür Basın olmasaydı, devletin saldırıları sonucu yaşanan mağduriyetler de, halkın direnişi de görünür olamayacak; daha doğrusu, iktidarın istediği gibi görünecekti.

Özgür Basın olmasaydı, 13 yaşındaki Uğur Kaymaz, "silahıyla birlikte etkisiz hale getirilen bölücü terör örgütü mensubu" olacaktı.

Özgür Basın olmasaydı, Roboskî Katliamı, "aralarına teröristler sızmış örgüt yandaşlarının bombalanması" olacaktı.

Özgür Basın olmasaydı, devletin çok yönlü saldırılarına karşı halkın geliştirdiği öz yönetim direnişi, "bir grup silahlı örgüt mensubunun kalkışması" olarak yansıtılacaktı.

Özgür Basın olmasaydı, halkın sesi olmayacaktı ortalarda, duyulan tek ses, iktidarın davudi borazanı olacaktı.

Kobanê'de, Şengal'de, direniş mevzilerinin ardında kamerasıyla, kalemiyle haber yapan, Kürt'ün ahvalini dünyaya Deniz Fırat gibi canları pahasına duyuran muhabirler ağı olmayacaktı.

Cizre'de, Sur'da, Bismil'de, sokağa çıkma yasağının orta yerinde, polis kurşunları her an can alırken kamerasıyla sokağa çıkan, yalanları birer birer deşifre eden emek ordusu olmayacaktı.

Özgür Basın olmasaydı, Cumhurbaşkanı'nın "İki ayda iki bin PKK'li öldürüldü" gibi komik açıklamaları ciddiye alınacak; operasyonel gazetelerin senaryoları haberden sayılacak; ipliklerini pazara çıkaran kimse olmayacaktı.

Dolayısıyla, iktidarın saldırıları temelsiz değil. En çok da gerçeği, halkın gerçeğini hedef alan savaşlarına karşı en etkili mevzilerden biridir, Özgür Basın.

Sadece şu son dönemden dört haberi, Özgür Basın olmasa rahatlıkla yaygınlaştırılacakları halleri ve artlarındaki gerçekle birlikte sizler için derledik.

Özgür Basın olmasaydı, insan ve meslek onurunu birleştiren gazeteciler olmasaydı, Diyadin'de, Bismil'de, Beytüşşebap'ta, Girê Sipî'de yaşananlar nasıl yayılacaktı, sadece dört haber örneklem alınarak anlaşılabilir. Ve Özgür Basın'a yönelik saldırılara neden toplumsal mukavemetle direnmek gerektiği de...


 YPG Türkmenleri Tel Abyad'dan sürgün etti


Terör örgütü PKK'nın Suriye kolu PYD, Tel Abyad'ı ele geçirmesi ardından zulme başladı.

Terör örgütü PYD'nin silahlı kolu YPG, Tel Abyad'ı işgal etmesi ardından Türkmenleri hedef almaya başladı. YPG'li teröristler, Araplar ve Türkmenleri, "Burayı terk edip gitmezseniz, IŞİD'ci olduğunuzu söyleyerek Koalisyon güçlerine burayı bombalatırız" sözleriyle tehdit etti. Türkmen liderlerden Abdurrahman Mustafa, Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamada, "Eli kanlı örgüt bölgeyi tamamen kontrolü altına aldı" dedi.

GERÇEK: 

DAİŞ çetelerinin işgaline maruz kalan Tel Abyad (Girê Sipî) kenti, YPG ve Burkan el-Fırat güçlerinin operasyonu sonucu kurtarıldı. DAİŞ'li barbarların elindeyken Türk hükümetinin -ve doğalında havuz medyasının- adını, içinde işlenen zulümleri anmadığı kent, YPG ve Burkan el-Fırat tarafından kurtarıldığı anda ilgi odağına dönüştü.

Anadolu Ajansı, kent DAİŞ'in elindeyken güvenliklerine dair hiçbir haber yapmadığı Tel Abyadlı Türkmenlere ilişkin üst üste haberler geçmeye başladı. Haberlere göre YPG, diktatoryal bir yönetim kuruyor, Türkmenleri ve Arapları ise kentte istemiyordu.

Dicle Haber Ajansı'nın ve Özgür Basın geleneğinden televizyonların kente gönderdiği muhabirlerin geçtiği haberler ise gerçeği ortaya koyuyordu: Zaten Arapların ve Türklerin de içinde bulunduğu bir askeri güç tarafından kurtarılan kentte yönetim de, sivil bir yönetim olarak inşa ediliyordu. Yönetimde Kürtler, Araplar, Türkmenler ve Ermeniler, eşit biçimde söz sahibiydi.

Anadolu Ajansı'nın somut verilere değil demagojiye dayanan "Türkmen sürgünü" haberleri dünya basınında yer bulmazken, Özgür Basın'ın geçtiği haberler, dünya basını tarafından da teyit ediliyordu. Öyle ki BBC, haberinde, Tel Abyad'daki DAİŞ'ten temizlenmiş hayatı ve ortak yönetimi anlattıktan sonra, Suriye Türkmen Meclisi Tel Abyad Başkanı Ekrem Dadah'ın, yönetim ortaklığını teyit eden sözlerine yer veriyordu.


Diyadin'de iki terörist öldürüldü


Ağrı'nın Diyadin ilçesinde bölücü terör örgütü mensupları ile özel harekat timleri arasında çatışma çıktı. Çatışmada bir fırına saklanmış iki terörist ölü ele geçirildi.

Terör örgütü PKK'nın şehir yapılanmasına yönelik baskınlar durmak bilmiyor. Ağrı'nın Diyadin ilçesinde Jandarma Komutanlığı'na saldıran teröristlere yanıt gecikmedi: İlçe merkezindeki bir fırıncıda gizlenen terör örgütü mensupları, özel harekat timleri tarafından etkisiz hale getirildi. Muhammed Aydemir ve Orhan Aslan isimli teröristler, örgütün sözde üniformalarını bile üstlerinden çıkaramadan öldürüldü.

Ağrı Valiliği, yaptığı açıklamada, ölenlerin sivil olduğuna dair iddiaların kasıtlı olduğunu belirterek, "Söz konusu olayda öldürülen kişiler, saldırının akabinde güvenlik güçlerimizle çatışmaya girmiş ve çatışma sırasında silahları ile birlikte ölü olarak ele geçirilmişlerdir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur" dedi.


GERÇEK: 



Ağrı'nın Diyadin ilçesinde bir fırında çalışan 15 yaşındaki Muhammed Aydemir ve 16 yaşındaki Orhan Aslan, özel harekat timlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi.

İki çocuğun sivil olduğu, çok sayıda heyetin raporuna ve uluslararası basına yansıdı. İnsan Hakları Derneği ve HDP'den gözlemciler ile Dicle Haber Ajansı olayın detaylarını kamuoyuna sunarken; BBC ise Aydemir ve Aslan'ın aileleriyle yaptığı mülakatları haberleştirdi. 

İHD Doğubeyazıt Temsilcisi Mehmet Nuri Taştekin, Dicle Haber Ajansı'na olayı şu sözlerle aktardı: "Akşam saatlerinde bir çatışma olmuş. O sırada yaralı bir PKK gerillası infaz ediliyor. Daha sonra birçok caddede sağa sola ateş ediliyor. O sırada fırında çalışan iki genç, bir depodayken öldürülüyorlar. Muhammed Aydemir ve Orhan Aslan, 16 yaşlarında. Cenazeler Erzurum'da."

Görgü tanıklarından Filiz Kahraman ise, DİHA'ya yaptığı açıklamada, özel harekat timlerinin öldürdüğü çocuklara gerilla kıyafetleri giydirmeye çalıştığını söyledi. Kahraman, şunları anlattı: "Akşam gözaltına alınan akrabalarımıza da gerilla kıyafetleri giydirmeye çalıştılar. Kaynım Fevzi, elbiseleri giymemek için çok direndi. Onlar da kaynımı çok dövdüler. O iki gence de aynısını yaptılar. Önce öldürdüler, sonra gerilla kıyafeti giydirdiler."

Muhammed Aydemir'in babası Hanifi Aydemir'in isyanı da, iktidar güdümlü medyada yayınlanmadı. Zira babanın sözleri, Valilik açıklamasına göre "kasıtlı"ydı, "algı operasyonu"ydu. Hanifi Aydemir, yalnızca özgür basına ve muhalif medyaya yansıyan açıklamasında şunları söyledi: "Benim bir oğlum dün askerden geldi. Biri de şu an izinde. Devlet resmen diğer oğlumu katletti. Peki bu çocuklarım kimin askerliğini yapıyorlardı? İzne gelen oğlumu bir daha askere göndermeyeceğim. Vicdani retçi olsun. Bu sabah durumu öğrenince savcının yanına gittim. Onun da durumdan haberi yoktu. Ağrı Valisi ise yalan açıklama yapıyor. Gidip benim oğlumu PKK’li gösteriyor. Öyle bir şey yok. Benim oğlum öğrenciydi. Burada bir sürü şahit var. Vali devletin adamı olduğu için öyle kendine göre açıklama yapıyor. Benim çocuklarımı öldürenlerden hesap sormak için sonuna kadar mücadele edeceğim. Abdullah Öcalan’a çocuk katili diyorlar. Asıl çocuk katili Erdoğan ve polisleridir."

BBC Türkçe'ye konuşan anne Sevgül Aydemir'in sözleri de özgür basını teyit ediyordu: "Benim oğlum dün akşam fırından geldi. Ekmek ve parayı bırakıp tekrar fırına gitti. Geri geleceğini söyledi, patronu çağırmış. Fırına giderken patronu ona, ‘Git odunluktan odunları getir, sonra da eve git’ demiş. Sonrasında oğlum odunluğa odun getirmeye giderken silah sesleri gelmiş. O an oğlumu aradım. ‘Anne silah sesleri geliyor, bitsin gelirim’ dedi. Ve ondan sonra sabaha doğru tekrar kaç defa aradım ama telefonunu açmadı. Ben de dedim uyuyordur fırında. Sonra sabah fırında çalışan biri daha geldi. ‘Fırının iki elamanını öldürmüşler’ dedi. Olay yerine gittim. Ama polisler cenazeleri götürmüşlerdi. Savcıya gitti oradan da polisler ‘Hadi git. Çık buradan’ dediler bana."

İlçede yaşayan sivil toplum kuruluşlarına, tanıklara ve hatta yaşamını yitirenlerin ailelerinin aktarımlarına haber değeri atfetmeyen iktidar medyası, Valilik açıklaması doğrultusunda haber yaptı; küçücük çocukları terörist ilan etti. Aynı yalan, Anadolu Ajansı, Doğan Haber Ajansı ve İhlas Haber Ajansı gibi devlet güdümlü büyük ajansların tamamında yer alırken; gerçek ise DİHA'nın öncülük ettiği Özgür Basın geleneği başta olmak üzere objektif yayıncılığa önem veren bazı yayın organları eliyle yaygınlaştırıldı. 


Teröristler ambulans şoförünü infaz etti!

Beytüşşebap'ta terör estiren PKK mensupları, yaralılara ulaşmaya çalışan ambulansın şoförüne de acımadı. 

Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesinde 2 askerin şehit edildiği, 8 asker, 6 polis ve 1 geçici köy korucusunun yaralandığı saldırıların ardından, yaralıları almak için bölgeye gönderilen bir ambulans teröristler tarafından uzun namlulu silahlarla tarandı. Saldırıda ambulansın şoförü Şeyhmus Dursun şehit oldu, iki sağlık personeline ise ulaşılamıyor. Olay yerinde gelen fotoğraflarda, ambulansın ön camının şoför kısmına çok sayıda merminin isabet ettiği görüldü. Dursun'un PKK'lı teröristlerce öldürüldüğünü Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da doğruladı.


GERÇEK: 

Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesinde, askerlerin rastgele kullandığı havanın bir topu, Setkar köyündeki bir eve isabet etti. Evde bulunan Ahmet Temel, oğlu Behçet Temel ve akrabaları Alya Temel yaşamını yitirirken, Hasan Temel ise ağır yaralandı.

İlçedeki sivil ölümlerini görmezden gelen havuz medyası, "PKK'nin terör estirdiğini, ilçeye silahlarla baskın düzenlediğini, güvenlik güçlerininse buna mukavemet ettiğini" iddia ediyordu. Dicle Haber Ajansı muhabirleri ve İMC TV, sivil ölümlerinden başlayarak gerçeği anbean duyurmaya başladı. HDP milletvekillerinin de ilçeye ulaşmasıyla birlikte, havuz medyasının yalanları bir bir ayyuka çıktı; fakat gazeteciliğin hiçbir ilkesiyle bağdaşmayan yayınlar, iktidar desteğiyle devam etti.

Havuz medyasının Beytüşşebap'la ilgili en çok işlediği, "ambulans şoförü Şeyhmus Dursun'un PKK tarafından öldürüldüğü" idi. Fakat görgü tanıklarının anlatımları, önce Dursun'un asker cenazelerine doğru değil, Setkar köyünde havan topuna hedef olanlara yardım için yola çıktığını ortaya koydu. Ardından, olay anının görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde özel harekat timlerinin halka ve ambulansa gerçek mermilerle saldırdığı görülüyordu.

İlçedeki gelişmeleri anbean takip eden HDP milletvekillerinden Ferhat Encü, Sağlık Bakanı Müezzinoğlu'nu yalan söylemekle suçladı. Faysal Sarıyıldız ise, DİHA'ya yaptığı açıklamada, "Beytüşşebap'ta ambulans şoförü Şeyhmus Dursun, ilçe girişindeki polis noktasında direksiyon başında katledildi" dedi.

Katledilen Dursun'un kardeşi Şevket Dursun ise, havuz medyasının yalanlarına şu sözlerle isyan etti: "Sağlık bakanı gelsin, burada halkın arasına girsin, görsün. Yalan söylüyorlar. Savaşın bile bir hukuku var ama bunlarda o da yok. Ambulansı PKK taramadı, devletin polisi öldürdü ağabeyimi. Doktorlar, kaymakam ve polis hepsinden şikayetçiyim. Sağlık bakanını buraya çağrıyorum. Kendi doktorunun ensesinden tutup halkın ortasında tehdit eden, hastaneyi basan ve tarayan özel harekatçıların yaptıklarını izlesin."

Setkar köyündeki saldırıda yaşamını yitiren Alya Temel'in oğlu ve görgü tanığı Rıza Temel ise DİHA'ya o anları şöyle anlattı: "Önce asker köyün çevresine birkaç havan topu attı. Ardından ise direk bizim eve havan topu attılar. Annemle aramda 5 metrelik bir mesafe vardı. Havan topu onların arasına düştü. Ev savaş alanına döndü."


PKK 8 yaşındaki çocuğu katletti!


Bismil'de PKK'lı teröristlerin roketatarlı saldırısında 8 yaşındaki Elif Şimşek hayatını kaybetti.

Güvenlik güçlerinin saldırıları sonucu iyice köşeye sıkışan PKK'lı teröristler, halkı katletmeye devam ediyor. Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde bulunan Dumlupınar Mahallesi'nde yüzü kapalı teröristler, "Memozin Bulvarı" üzerindeki zırhlı araca roketatarla saldırı düzenledi. Saldırıda roketatar mermileri eve isabet etti; 8 yaşındaki Elif Şimşek yaşamını yitirdi. Saldırıyı gerçekleştiren terörist, etkisiz hale getirildi.


GERÇEK: 


7 Haziran Seçimleri ardından birçok merkezde ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında polisin etrafa rastgele ateş açması, birçok katliama sebebiyet verdi. Bunlardan biri de, Bismil'deki 8 yaşındaki çocuk Elif Şimşek'ti.

Amed'in Bismil ilçesi de sokağa çıkma yasağı ilan edilen merkezlerden biriydi. İlçede, Rojava, Tekel, Fırat ve Avaşin (Dumlupınar) mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Yasak sırasında polis, mahallelere zırhlı araçlarla saldırdı, etrafı kurşun yağmuruna tuttu. Kurşunlanan evlerden biri de Şimşek ailesine aitti. 8 yaşındaki Elif Şimşek olay yerinde yaşamını yitirirken, aynı odada bulunan anne Bedia Şimşek (45), kızları Avaşin (10), Pelda (13) ve oğulları Ahmet Şimşek ise ağır yaralandı.

Bütün tanık anlatımları yaşananları ortaya koyarken havuz medyası ise, olayın bir tarafı olan ve gazetecilik ilkeleri açısından "objektifliği şüpheli" olan Emniyet'in açıklamasıyla yetindi.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Elif Şimşek'in ölümüne ilişkin açıklamasında, olayın PKK'nin roketatarlı saldırısı sonucu geliştiğini iddia ediyordu. Oysa ağır yaralı Bedia Şimşek'in amcası ve olayın görgü tanığı olan Beşir Şimşek, "Polis evimizin karşısına geldi. Biz evimizin içinde oturuyorduk. Polisler roketi evin içine attı" diyordu.

Emniyet Müdürlüğü açıklaması ve havuz medyasının haberleri, gazetecilik ilkelerine aykırılıkları bir yana, "hükmettikleri" coğrafyaya uzaklıklarını da ortaya koyuyordu. Katliamın gerçekleştiği "Mem û Zîn Bulvarı", haberlerde "Memozin Bulvarı" olarak geçiyordu. 

Yine havuz medyası, ailenin açıklamalarını ve Elif Şimşek'in cenaze töreninde DBP Amed İl Eşbaşkanı Ali Şimşek'in konuşmasını da es geçiyordu. Öyle ya, Emniyet Müdürlüğü'nün açıklaması, bir haber için yeter de artardı!


Yeni Özgür Politika, 30 Eylül 2015




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.