Ana içeriğe atla

'Sara' belgeseli: Sakine Cansız kendini anlatıyor


Fransa'nın başkenti Paris, bundan üç yıl önce, 9 Ocak 2013'te yalnız Kürt'ün değil insanlığın tarihine notu düşülen bir katliama tanıklık etti. PKK'nin kurucularından Sakine Cansız ile PKK'nin öncü kadrolarından Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, Kürdistan Enformasyon Bürosu'nda katledilmişti.


Katliama dair bir dolu detay bir yana, Sakine Cansız'ın yaşam öyküsü, başta kadınlar olmak üzere milyonların etkilendiği anlarla ve "duruşla" doluydu. O, türlü toplumsal ve siyasal baskılara göğüs gererek geçirdiği hayatını PKK'nin kuruluşuna katılarak bir halkın direniş öyküsüyle birleştirmiş; Esat Oktay'ın yüzüne tükürdüğü zindan direnişinden gerilla saflarına, oradan Avrupa metropollerine değin dimdik durmaktan, direnmekten bir an bile geri durmamıştı. Katledilmesi ardından adı, hem Kürdistan şehitlerinin hem de Rosa Luxemburg, Clara Zetkin gibi dünya kadın hareketinin değerlerinin yanına yazıldı.

Tam da PKK'nin kuruluş yıldönümünde, 27 Kasım'da bir belgeselin duyurusu yayınlandı: Sara-Hep Kavgaydı Yaşamım. Kameranın ardında ve önünde Sara'nın dostları ve yoldaşları vardı. Kimi zaman onun gözüyle, kimi zaman tanıkların gözleriyle bir hayata bakmışlardı. Bu, Sara'ya dair, hikayesinin milyonlara hakkıyla taşınması gayesiyle yapılan en sistemli, en özenli işti.

Bircan Delal Yıldız, 1996 yılından beri gazetecilik yapıyor. Roj TV, Medya TV gibi özgür basın geleneğinin televizyonlarında sürdürdüğü gazeteciliğini şimdi de gazetemiz Yeni Özgür Politika'da sürdürüyor. Belgeselin emekçilerinden biri. Adı, yapımcılar arasında geçiyor; ama her işine koşturduğuna hepimiz tanığız.

Bircan Delal Yıldız'la hem belgeseli hem de bu yoğun emek sürecinde yaşadıklarını, hissettiklerini konuştuk.

Öncelikle neden ihtiyaç duydunuz böyle bir çalışmaya?

Sakine Cansız ve iki yoldaşı, yanlı yansız bütün insanların yüreğini dağlayan bir şekilde katledildi. İnanıyorum ki, çokça insan Sakine Cansız'ın hayatının topluma mal edilmesi, farklı haklara mal edilmesi için bir şeyler planlamıştı zaten. Fakat arkadaşları, herkesten erken davrandı; ki en doğru olan da buydu.

Zor bir iş miydi bu?

Sara'yı anlatmaya girişmek, büyük bir cesaret işidir de aslında. Bizim avantajımız şuydu: Zaten kendisi, kendisini anlatmıştı. Arkadaşları da kitaplarından yola çıkarak hayatını insanlara nasıl yansıtabileceklerini düşündüler. Bu çalışmayla biz Sakine Cansız'ı anlatmadık; o, kendisini anlattı. Senaryosunu kendisi yazmış gibi oldu.

Tamamen kitaba mı yaslanıyor belgesel?

Kitap 96'ya kadarki hayatını içeriyordu. Şehit düşmeden önce kendisi de çevresindekilere, kitabı yeniden gözden geçirmeyi, yeniden kaleme almayı düşündüğünü söylüyormuş. Bu olamadı. Fakat şu haliyle de belgeselin en önemli dayanağı kitapları oldu tabii.

Sakine Cansız, bu kitapları ne zaman, nasıl yazıyor?

Kürt Halk Önderi Öcalan'ın teşvikiyle yazıyor. 

Peki belgeselin diğer kaynakları?

Sakine Cansız, hayatının her saniyesini gerçekten de anlattığı gibi büyük bir iradeyle, başka kimsede neredeyse görülemeyecek bir inançla geçirdi. Neden böyle söylüyorum? Bunu, görüştüğümüz yüze yakın insanın her biri anlattı. Öyle bir insan ki, dokunduğu bütün insanlarla iletişime geçmek, neredeyse imkansız. Binlerce, hesap edemediğimiz kadar çok insanla diyalog kurmuş ve hepsiyle farklı anıları var.

Filmde Heval Sara'nın kendisi kendisini anlatıyor; zaman zaman da annesi, babası, kardeşi ve yoğun olarak da arkadaşları... Bütün dönem tanıkları... Hayatı var. Yaşam tarzı, düşünceleri üzerinden bir anlatım var. Ölümüne ise giremedik. Biz daha çok, "Böyle bir hayat yaşandı"ya odaklandık. Doğru ele alan için çıkarılacak çok şey vardır. 

İzleyenler, anlamı kavrandığında hayatı değiştirecek cümleler de görecekler. Fakat benim kişisel önerim, Sakine Cansız'ın kitapları okunmalıdır. Hele bu dönemde herkes okumalıdır. Sadece belgeselle anlaşılabilecek bir kişi değil. Biz bütün her şeyine, günlüklerine, cezaevi mektuplarına, örgütle notlaşmalarına bile ulaştık. Hepsini okuduk. 

Ekip olarak nasıl toplandınız?

İlgi çekici bir şey var bu noktada. Böyle bir çalışma önerisi geldiğinde tabii ki hepimiz gönüllüydük. Bilenimiz, bilmeyenimiz, işe hakimliğimiz bir tarafa, hepimizin katılımı gönüllüdür. Sara arkadaşı anlatan bir belgeselde kimsenin, "Gidip ben bu işten şu kadar para kazanayım" derdi yoktur.

Mesela yapımcılardan Elif ve Şehbal arkadaşların katılımı tamamen gönüllüdür, kendiliğindendir. Elif arkadaş, kendi alanında daha önce önemli çalışmalar yapmış biri; Şehbal arkadaş, Türkiye'nin en iyi kadın kameramanlarından... İkisi de sadece, "Böyle bir çalışma düşünülüyor" denildi ve gönüllü oldular.

Ekip genelde Sakine Cansız'ı tanıyanlardan mı oluşuyor?

Kendiliğinden bir kadın katılımı oldu. Kadın arkadaşların bazıları belki Sakine Cansız'ı doğrudan tanımıyor ama sonuçta kadınların hafızasında Sakine Cansız'ın büyük yeri var. Ben tanıyordum; gençlik yıllarımdan beri tanışıyorum. 18 yaşımdayken Avrupa'da tanıştım. Yönetmenimiz Dersim arkadaşın tanışıklığı var. Senaryoyu yazan arkadaşların tanışıklığı var.

Sen ne kadar tanıyordun Sakine Cansız'ı?

18'imden beri tanıyorum ama belgesel işine girince kendi kendime dedim ki, o kadar da tanımıyormuşum!

"Anlatılmalı" diyordum kendi kendime, "Sakine Cansız'ı herkes tanımalı." Büyük bir heyecan vardı. Fakat işin içine girince çok da tanımadığımı anladım, zaman zaman utandığım oldu. Oysa onunla yüzlerce defa da görüştük. Zaman zaman misafirimiz oldu, birlikte yolculuklar yaptık. Zaten kitabını okuduğunda bile kendi kendine, "Sen de bu devrimci kadını tanıdığını sanıyordun" diyorsun.

Bu çalışmada Sakine Cansız'ın hayatına dair öğrendiklerim, hayatımın bundan sonrasına çok şey katacak, onu biliyorum.

Peki "Sakine Cansız" denildiğinde senin aklına ilk gelen ne oluyor?

Sakine Cansız, disiplin demek, inanç demek, irade demek... Ben o hallerini gördüm, karşılaştım. Kavgalı hali var ya... O aslında herkesin bildiği bir kavga değil, düşünsel bir kavga. Aslında en büyük kavgayı kendisiyle yürütüyor. En doğrusunu, en radikalini yapmak istiyor. Toplumumuzda da zaten ancak o şekilde ayakta durulabilir. İşte bir kadın, koskoca bir halkın tarihini değiştiren kuruluşta, PKK'nin kuruluşunda yer alıyor.

Muhtemelen birçok insan, Diyarbakır Zindanı ile tanıdı Sakine Cansız'ı. Direndi, Esat Oktay'ın yüzüne tükürdü... Koca bir ömrü, on yıllık bir zindan direnişini birkaç kelimeyle anlatmak çok yeterli değil. Hakkını vermiyor.

Hemen aklına gelen bir hatıran var mı onunla?

Evet, şunu anlatayım: Biz belki ona göre çok daha gençtik. O konuşurken sürekli siyasetten bahsederdi. Bir ara takıldım da, "Yahu seninle de hiç geyik yapılmıyor" dedim. "Nasıl geyik yapayım" dedi, "Toplumumuzun durumu ortada, özgürlük sorunumuz ortada. Yapamıyorum."

Çok cana yakın biriydi. Ama kendiliğinden herkeste kendine çeki düzen verme hissi yaratırdı. Otokontrol gibi, zorla yapılan bir şey değil. Onun varlığının, mekanda bulunuşunun yarattığı etki o kadar değişik ki... Onunla tanışan kime sorsanız anlatır. O dik yürüyüşüyle bir geliyor, etkilenmemek imkansız.

Davasına inancının yarattığı özgüvenle o dik duruş ve sıfır korku... Yani öleceğini bilse bir kez boyun eğmemiş...

Belgeselle ilgili hemen herkesin merak ettiği bir şey de yönetmeni... Kimdir Dersim Zerevan?

Dersim Zerevan, gerilla yönetmen Halil Dağ'ın bir numaralı öğrencisi diyebilirim. Qamişlolu. Halil'le bütün dağ filmlerinin çalışmalarında oyuncu, kameraman, yönetmen yardımcısı olarak rol oynadı. O zamandan beri de bu işi yapıyor. Gerilla ortamında bulunmanın ona kattığı çok başka şeyler var.

Bir sürü projesi var Dersim'in. Zaten bu iş de sonuçlanır sonuçlanmaz farklı bir projesiyle şu anda Rojava'da, Cizîrê Kantonu'nda yeni bir filme başladı. Durmaksızın çalışıyor.

Biraz da detaylara girelim... 2013'ün baharında başladınız çalışmaya. Hangi kaynaklarla çektiniz, nerelerde, kimlerle görüştünüz?..

Avrupa ayağı ben, Türkiye ayağında Şehbal ve Elif arkadaşlar ile ekipleri, dağ-Rojava-Güney Kürdistan hattı da Dersim arkadaş üzerinden ilerledi. Ama senaryo veya diğer meseleler için buluşmamız gerektiğinde, hepimizin gidebileceği bir yer olduğu için Hewlêr'de buluştuk. Birlikte kitapları da okuduk, aynen ders çalışır gibi. 

Planı netleştirdikten sonra görüşeceğimiz insanları belirledik. Senaryo çerçevesinde hedeflediğimiz insanların çoğuna ulaştık. 70'in üzerinde insanla birebir röportajlar yapıldı. 

Dağ, Türkiye ve Avrupa'da çekimler bittikten sonra da kurgu için bir araya gelindi. Elimizde 90 saate yakın çekim vardı.

İlk anda biraz zorlandık tabii... Başladığımızda daha birinci yılı dolmamıştı şehadetlerinin. İnsanlar daha yokluğunu kabullenmemişti. Ağlamadığımız röportaj yoktu, diyebilirim.

Bir de belgesele başladığımız bahar Sayın Öcalan'ın Newroz Deklarasyonu'nun yayınlandığı ve barışın kokusunun çok yakınlardan geldiği bir zamandı. Biz de kendi aramızda ister istemez bazı tartışmalar yürüttük. "Öcalan'dan Sara arkadaş için sesli veya görüntülü mesajlar isteyebiliriz" diyorduk. Bayağı bir heyecan yaratmıştı bizde. Ama maalesef o hava pek uzun sürmedi.

RALPH'IN 35 YILLIK ÇORABI, HIRKASI...

Peki belgesel röportajları sırasında Sakine Cansız'ın hayatına ilişkin daha önce bilinmeyen bir şey de anlatıldı mı?

Çok etkileyici bir şey oldu. O dönemlerde Van'da tutuklanıp Diyarbakır Zindanı'na götürülen Alman bir genç var: Ralph Raymond Braun. Çok siyasi biri de değil, tercümanlık yapıyor. Birileri şikayet etmiş, tutuklamışlar. Hikayesi gazetelerde de var. O dönemde Sara arkadaşa yakın bir hücrede kalıyor. Tanıdığı kimse yok. Bir gün kadın arkadaşlar, belki de Sakine Cansız, lavaboya onun alması için bir yün çorap bırakıyor.

Ralph'ın yanına da gittik röportaj için. O yün çorapları da getirmişti. 30 küsur yıldır o çorapları olduğu gibi saklamış. Bunun yanında bir tane haki renkli hırka... "Bu nedir" dedik. "91 yılında Sakine Cansız Avrupa'ya geldiğinde beni buldu, Köln tarafında görüştük" dedi. O sırada bu hırkayı hediye etmiş. Bu bizi çok etkiledi.

Başka bir şey: Halis Kaygalak isimli Bingöllü bir arkadaşıyla görüşme yaptık. Avrupa'da Kürtlerin mücadelesini dünyaya tanıtacak bir vakfın çalışmalarında birlikte bulunuyorlarmış. Vakıf ismini Sakine Cansız, "Simurg" olarak düşünüyor. Halis arkadaş, "Hayır" diyor, "Ben başka bir isim düşünüyorum. Bence Sara Vakfı olsun. Sen bizim için Rosa Luxemburg gibi bir insansın." Sara arkadaş dönüp ona, "Niye, beni vuracaklar mı" diye soruyor.

Genelde görüştüğünüz herkesin ortaklaştığı özellikleri neydi peki?

Disiplin... İstisnasız herkes, sabah erkenden kalkmasını, spor yapmasını anlatıyor. Nerede olursa olsun: Avrupa'nın ortasında, dağın başında, operasyonun içinde, herkesin gevşediği zamanlarda... Hiçbir şey onun kendi hayatına koyduğu düzen ve disiplini etkilememiş.

Bulunduğu yerlerdeki insanlarla da görüştük. İşte mesela çantasının sürekli çok tertipli olduğunu, çayını asla başkasına doldurtmadığını, hiçbir zaman kendisine özel hizmet edilmesini kabul etmediğini anlattılar. Mesela dağda da bütün eski yöneticilere, gerçekten işlerini yetiştiremedikleri için yardım eden arkadaşlar vardır, güvenlikleri vardır. Sakine Cansız hiçbir şekilde kabul etmezdi. Sadece güvenlik gerekçesiyle yalnız gitmemek için yanına birini alabilir. Olabilir mesela, birinin zamanı olmaz, diğer gerilla kefiyesini de yıkar, çorabını da yıkar... Ama Sakine Cansız için asla... Ne şart altında olursa olsun kabul etmezdi. Temiz ama, çok temiz. Ben dağda hiç kimsede beyaz mendil görmedim. Ama doksanlarda bile yanında beyaz mendil taşıyormuş.

Bulunduğu ortamda ondan etkilenip huyunu suyunu değiştiren çok fazla insan gördüm. 

Peki, akla gelen bir başka soru da şu: Belgesel, objektiflik de gerektiriyor, aksi durumda salt destansılaştıran, istediğini gösteren bir durum da ortaya çıkabiliyor. Siz arkadaşları olduğunuz için bu tehlike daha da çok vardı belki, buna dikkat ettiniz mi? Mesela "Hayır, bunu göstermeyelim" dediğiniz yerler oldu mu, yoksa olduğu gibi gösterdiniz mi?

Mümkün olduğu kadar her şeyi anlatmaya çalıştık. Ama tabii Heval Sara'nın hayatı bir belgeselle, bir buçuk saatte her şeyini anlayabileceğimiz bir hayat değil. Bunu anlayabilmek için önce biraz PKK'nin tarihini, karakterini bilmek lazım. PKK'de bulunan insanlar nasıl insanlar, bunları bilmek gerekiyor. Çünkü bazı dönemler var, PKK dışındaki insanlar anlamayabiliyor. Avrupa'da yaşayan bir insan, "Nasıl oluyor da gönüllü gidip çalışıyorsun, para almadan emek veriyorsun" diyebiliyor. Bizim için basittir, değil mi? Ama bunu da anlayamayanlar var.

İnsanların hayatında evreler var, bütün insanların geçtiği evreler. Cezaevinde devlet tarafından bilinçli olarak yapılan birçok şey oldu. Hemen hemen hiçbirine Sara arkadaşlar gelmedi. Ama devlet, direnişin en güçlü kalesini yıkmak için elinden geleni yaptı ve çeşitli tahribatlar da yarattı tabii. Bunlar da var belgeselde.

Yani netameli, tartışmalı konulara da girmekten çekinmeyen, sakınmayan bir belgesel oldu...

Girdik tabii ki. Çünkü Sara, öyle bir insan değil. Hiçbir tartışmadan geri durmaz, hiç kimseden çekinmezdi. Bükemediği bileği de öperdi yani. Ama doğrusundaki ısrarı, kellesi gitse de sürerdi. Tabii bayağı inatçılığı da var. Kendisi de aslında bunu diyaloglarında paylaşıyor.

Belgeselde izleyenler görecek, Kürt Halk Önderi Öcalan da ona söylüyor, "Aslında sen benden daha güçlüsün, sadece bir sisteme kavuşturman lazımdı" diyor. 

Peki, son iki soru diyelim. Öncelikle, 90 dakikalık çekim var dedin. Belgesel bir buçuk saat... Geriye kalan  malzeme ne olacak?

Öncelikle 90 saati bir buçuk saate indirmek çok çok zordu, onu söyleyeyim. Üç dört ayımızı aldı. Ekip olarak ayrı ayrı ve toplu izlediğimiz zamanlar oldu. Kesilecek malzeme azaldıkça işimiz de zorlaştı. 

Kalanlar boşa gitmeyecek. Belgesel yayına girdikten, DVD halini aldıktan sonra, kalan malzemeyi de televizyonlarımızda dizi halinde yayınlamayı planlıyoruz. Ayrıca ilerleyen zamanlarda bu çalışma kitaplaştırılabilir de...

Bu arada şunu da söylemek isterim: Kurgu aşamasının büyük bölümünü Rojava'da Cizîre Kantonu’nda gerçekleştirdik. Yani Rojava Devrimi'nin ruhu belgeselimize de değdi. Kürdistan'ın bu bölgesini de belgesel vesilesiyle görme imkanı oldu.

Ne zaman izleyebileceğiz?

Öncelikle, fragmanın 27 Kasım'da verilmesi bizim açımızdan çok önemliydi. O güne denk getirdik. Sakine Cansız da çünkü PKK'nin kurucularından.

Şu ana kadar netleşen Paris galası var, 4 Ocak'ta. 29 Ocak'ta Hollanda Prömiyeri var. 30 Ocak'ta ise Berlin'de yapılacak Global Film Festivali'nde gösterilecek. İlk film festivali oluyor. Aslında orada gösterilmesi çok da anlamlı oldu, çünkü bu solcuların düzenlediği bir festival. Onlar bize başvurdular, belgeseli göstermek istediler. Sara arkadaşın belgeselinin ilk olarak devrimcilerin düzenlediği bir festivalde gösterilmesi de bizi çok mutlu etti. Onun hayatına, duruşuna yaraşır bir şey oldu.

İlk gösterimi Paris-Diyarbakır eş zamanlı yapmak istiyorduk aslında. Fakat biliyorsunuz, oranın durumu net değil. Her gün halk direniyor. Şu anda biz konuşurken de insanlar ölüyor. O yüzden Diyarbakır planlaması biraz aksadı. 9 Ocak'ta orada da gösterilecek. 

Fakat bu gösterimlere katılamayan izleyiciler, yaza kadar beklemek durumunda kalacak. Çünkü sinemalarda gösterildiği zaman birçok festivale katılma şansı kalmıyor. Biz mümkün olduğu kadar çok insana ulaşsın istiyoruz bu belgesel. O yüzden izleyicilerin de anlayışla karşılayacağını umuyoruz.

"Son birkaç cümle" desek?..

Kürdistan'da halkımız direniyor. Her gün insanlar ölüyor. Katlediliyor yani. Kürdistan'da böyle bir hava var. Yitirdiğimiz insanlarımızı anıyorum. Sara arkadaş da bizim bir şehidimiz. Onun yolundan giden gençlerimizi, analarımızı, çocuklarımızı, halkımızı saygıyla anmak istiyorum. O direnişte bulunan gençlerimizin hepsine dirayet diliyorum. Biz haklıyız, bunu hepimiz biliyorum. Ama biz nasıl kazandık? İşte böyle Sara arkadaşın geleneğini sürdüren direnişçi gençlerle kazandık. Şu anda ayakta olan da Sara arkadaşın geleneğinin devamıdır, çok önemlidir. Can-ı gönülden inanıyorum: Kürtlerin böyle yiğit evlatları oldukça Kürtler, kazanmıştır bile. Bu yoğun saldırılar, büyük korkunun ifadesi. Onlar korkuyor, biz Sara gibiyiz, korkmuyoruz. Onlar saldırıyor, biz Sara gibi direniyoruz. İhaneti, teslimiyeti de göremeyecekler. Özellikle sanat camiasındaki insanlara da Kürdistan'da olan bitenlere kör, sağır kalmamaları çağrısı yapıyorum.


Sara-Hep Kavgaydı Yaşamım (1s 35dk)

Yönetmen: Dersim Zêrevan
Yapımcılar: Bircan Delal Yıldız, Elif Engil Şimşek, Şehbal Şenyurt Arınlı
Müzik: Cemil Koçgiri, Mikail Aslan
Senaryo: Sakine Cansız'ın "Hep Kavgaydı Yaşamım" başlıklı üç ciltlik kitabı esas alınarak kadınların ortak emeğiyle yazıldı.
Diller: Kürtçe, Türkçe, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Flamanca, Fransızca (İspanyolca, Farsça ve Arapça çeviriler de hazırlanıyor.)
İlk gösterimler: Belgesel ilk olarak Paris'te, 4 Ocak 2015'te, Théatre du Gymnase Bonne Nouvelle Salonu'nda gösterilecek. Diyarbakır ve İstanbul'da ise 9 Ocak'ta eş zamanlı gösterimler yapılacak. Diyarbakır gösterimi, Cegerxwîn Kültür Merkezi'nde halka açık olarak gerçekleştirilecek.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.

'Strasse'de Erdoğan-Timur mafyası!

Almanya'da Türk devletinin 
faşist yapılanması - 2. bölüm


Almanya'da artan faşist hareketliliğin öncülerinden UETD yöneticisi Timur Yüksek'in profili, Kürt düşmanı eylemlerin ardındaki zihniyet ve yapıya işaret ediyor. Erdoğan'ın emrindeki Peker yancısı faşistler, Almanya sokağında halklar arası düşmanlık provokasyonu yapıyor.