Ana içeriğe atla

'Strasse'de Erdoğan-Timur mafyası!



Almanya'da Türk devletinin 
faşist yapılanması - 2. bölüm


Almanya'da artan faşist hareketliliğin öncülerinden UETD yöneticisi Timur Yüksek'in profili, Kürt düşmanı eylemlerin ardındaki zihniyet ve yapıya işaret ediyor. Erdoğan'ın emrindeki Peker yancısı faşistler, Almanya sokağında halklar arası düşmanlık provokasyonu yapıyor.




Almanya'da Türk faşistlerin faaliyetleri, AKP/Saray'ın Kürtlere her cephede savaş açmasıyla birlikte farklı bir boyut kazandı. Birçok merkezde faşistler, Kürt düşmanı sloganlarla sokağa çıkmaya çalışıyor; fakat Kürtlerin ve diğer muhalif güçlerin blokajıyla karşılaşıyor. AKP/Saray merkezli faşist cephenin öncülerinden biri ise, faile doğrudan işaret ediyor: Köln'deki 10 Nisan yürüyüşünün organizatörü, güvenlik şirketi sahibi, UETD Halkla İlişkiler Komisyonu Başkanı Timur Yüksek. Erdoğan, Davutoğlu ve diğer AKP/Saray kurmaylarının Avrupa'ya geldiğinde güvenliğini üstlenen Timur'un, hem Saray'la hem de tescilli faşist mafya Sedat Peker'le sıkı ilişkileri var. Bu ilişkiler, Alman devletinin de hiç müdahale etmemesi neticesinde "köpeksiz köyde değneksiz gezdiği" hissiyle hareket eden Yüksek tarafından gizlenip saklanmıyor. İlişki, Almanya'daki faşist hareketlenmenin niteliğini de ortaya koyuyor. Ayrıca son dönemlerde sokaklardaki faşist hareketliliğin başındaki isimlerden biri olan Timur Yüksek'in profili, mafya lideri Sedat Peker'le ilişkisi, dosyamızın dünkü bölümünde sorduğumuz "AKP/Saray Almanya'ya tetikçiler mi gönderdi" sorusunu da akla getiriyor. 

Timur Yüksek'in ve emrindeki yahut beraberindeki faşist çetelerin organize ettiği son dönem yürüyüşlerine gelmeden önce, bugüne uzanan sürecin kısa bir özetiyle başlayalım:

Almanya'da 70'lerde MHP çalışmalarıyla resmi startı verilen, 12 Eylül Darbesi'nden sonra konsolosluklara bağlı Koordinasyon Kurulları aracılığıyla aleni ve büyük devlet desteğine kavuşan, dönem dönem operasyonel yönü ağır basan ve cinayetlere imza atan ama hiçbir dönem Alman yargısıyla karşı karşıya gelmeyen Türk faşist yapılanma, AKP/Saray öncülüğünde yeni ve giderek daha tehlikeli hale gelen bir dönemi yaşıyor. Bu dönemin iki temel özelliğinden biri, şimdiye kadar farklı saiklerle birlikte hareket eden faşist derneklerin bütün akımlarının Kürt karşıtı birlik içinde hareket etmesi; ikincisi ise Gergerlioğlu davasında ortaya çıkanlarla da ilişkilendirilebilecek Türk MİT'inin operasyonel faaliyetlerini her zamankinden daha yoğun biçimde içermesi. Bir özellik ise hiç değişmiyor: Alman kurumlarının suskunluğu ve hareketsizliği... Bunu kırmak içinse söylemleri itibariyle neonazilerden hiç farkı olmayan Türk faşisti yapılanmanın tüm yönleriyle deşifre edilmesi, Almanya kamuoyuna amaç, yöntem ve zihniyetlerinin anlatılması.

ERDOĞAN ÖNCÜLÜĞÜNDE

Türk faşistlerinin Avrupa'da örgütlenmesi, AKP iktidarı ardından bir nebze değişiklik gösterdi. Yurtdışında eskiye dayanan bağları bulunmayan AKP, ilk etapta konsolosluklar aracılığıyla Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) ve Milli Görüş camileri ile başka camileri kullandı; ardından Büyük Birlik Partisi'ne (BBP) paralel çalışmalar yürüten Avrupa Türk İslam Birliği'yle (ATİB) ortak çalışmalar yaptı. 2004 yılında kurulan Avrupa Türk Demokratlar Birliği'nin (UETD) yayılması için epey zaman gerekmişti.

7 Haziran Seçimleri'nin öncesinden itibaren görünür olan hareketlilik ise, AKP'nin Avrupa'da Cemaat'i de tasfiye ederek kurumsallaştırdığı yeni örgütlülüğün görüntüsüydü. 2014'ün Mayıs ayında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, UETD'nin 10. yıl etkinliğinde konuşma yaptı. Köln'deki Lanxess Arena'da Erdoğan'ı, on bin civarında kişi karşıladı. Bu dönemden itibaren Avrupa'da "nereden çıktığı belirsiz" onlarca, yüzlerce dernek, Türk konsolosluklarının büyük desteğini de arkalarına alarak etkinlikler organize etmeye başladı. Etkinliklerin başka bir finansörü de, Türkiye'de iş almaya çalışan, AKP'yle arasını iyi tutmak isteyen işverenlerdi. Bunlardan bazıları, daha sonra geçtiğimiz Aralık ayında "kapatılan" Almanya'daki Türk ajanlar davasının bir kısmı basına sızan dosyasında yer aldı. 

TÜRK AJANLAR  NE YAPIYORDU?

Muhammed Taha Gergerlioğlu, Göksel Güler ve Ahmet Duran Yüksel'in, 11 Kasım 2014 tarihli yakalama emri dayanak gösterilerek 17 Aralık 2014'te Almanya'da, "Türkiye adına ajanlık faaliyeti yapmak" suçlamasıyla tutuklanması da Türk faşistlerinin devlet destekli örgütlenmesiyle birlikte düşünülebilir. 

Gergerlioğlu, atadan dededen gelme bir ajan. Dedesi Osmanlı padişahı Abdülhamit'in Yıldız Teşkilatı'nda, doğrudan Sultan'a bağlı çalışıyormuş; kendisi ise Erdoğan'ın danışmanı. Gazetemizde daha önce detaylı biçimde yayınlanan yaşam öyküsü, AKP öncesi ve ilk döneminde "lonca faaliyeti" benzeri bir örgütlenme ile "Anadolu Kaplanları"nı bir araya getirdiğini ortaya koyuyordu. Almanya'daki görevi ise dava dosyasında, "Kürtler, Êzîdîler, Erdoğan muhalifler ve Gülen Cemaati mensuplarıyla ilgili bilgi toplamak" olarak tanımlanıyor. Davayla ilgilenen Federal Başsavcı Bernd Steudl, Gergerlioğlu'nun "gayriresmi bir istihbarat örgütü adına" çalışıyor olabileceğine de dikkat çekmişti. Bunun anlamı, doğrudan Erdoğan'a çalıştığı...

Bu davanın dosyasından Focus ve Spiegel'in sızdırdığı belgelere göre Gergerlioğlu'nun başını çektiği ajanlar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın koordinasyonunda bir çalışmayla birçok ismi jurnalledikleri gibi, Türkiye konsolosluklarıyla da yakın temas içindeler. Hatta davalarına Karlsruhe Başkonsolosu Serhat Aksen, doğrudan müdahil oluyor. Tutuklananlardan Ahmet Duran Yüksel ise Wuppertal merkezli bir şirket sahibi...

Üçlü, Merkel'in Erdoğan ziyaretinin hemen ardından, duruşma süreci tamamlanmadan, kefalet veya kamu hizmeti karşılığında serbest bırakıldı. Gergerlioğlu Türkiye'de, havuz medyasına "zahiri istihbarat ve ötesi" soslu kahramanlık destanları anlatıyor; diğer iki kişinin nerede ne yaptığı ise bilinmiyor.

UETD'nin teşkilatlanmasında ve hatta Almanya'dan Fransa'ya "gönderilen" Ömer Güney'in Paris Katliamı'nı gerçekleştirmesinde bu ajanlık faaliyetinin rolü olduğu, güçlü bir şüphe. Mevcut durum da bu şüpheyi çok güçlendiriyor.

FAŞİST CEPHE: AYTK

AKP/Saray'ın Kürt savaşına başlamasının hemen ertesinde Avrupa'daki Türk faşist örgütlenmesi de boyut değiştirdi. Uzun süre -MİT'le ilişkileri defalarca gündeme gelen- Başbakanlık'a bağlı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından yürütülen çalışmalar, şimdilerde Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından koordine ediliyor. Çalışmaların başındaki isim, daha önce, AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk'tü. Fakat UETD yöneticilerinin paylaşımlarından anlaşıldığı kadarıyla, bu ekip değişti; yeni dönemdeki bir miktar değişen planlama için başka isimler atandı.

AKP'nin her cephede Kürtlere saldırmasıyla birlikte Avrupa'da, doğrudan Erdoğan'a bağlı çalışan Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD); BBP'nin Avrupa Türk İslam Birliği (ATİB); MHP'ye yakın Türk Federasyonu (Ülkü Ocakları); Doğu Perinçek'in Vatan Partisi'ne bağlı Türkiye Gençlik Birliği (TGB) ile bazı başka dernekler bir araya gelerek faşist cephe oluşturdu. Bu faşist cephe, başka bir örgüt çatısı altında da yarı-resmi bir araya geldi: Avrupa Yeni Türk Komitesi (AYTK).

AYTK, resmi tanıtım yazısında kendisini, "Bünyemizde CHP'li olduğu gibi, AKP'li, MHP'li, sağcı, dinci, solcu ve hatta komünist bile var" diye tanıtıyor. Bu tanıtım, faşist cephenin motivasyonunu ortaya koyuyor: "Kim olursan ol, Kürtlere karşı bir ol!"

"AYTK ne yapar" sorusuna cevapta ise, cezaevine girenlere destek olmaktan yatırım yapanlara yardıma, işsiz gençlere iş bulmaktan çocuklarına Alman kurumlarınca el konulanlara danışmanlık yapmaya kadar bir sürü faaliyet sıralanıyor. 

TGB DÜZENLEDİ
AKP VE MHP KATILDI

Almanya'nın 12 kentinde organize edilmesi planlanan fakat her yerde başarısız olan 10 Nisan'da yürüyüşlere en ateşli çağrı yapan da bu komite oldu. Sözgelimi Frankfurt'ta TGB organize etti, MHP ve AKP'liler de katıldı; başka kentlerde tersinden aynı durum yaşandı.

Yürüyüşlerde Kürt düşmanı sloganlar atıldı, pankartlar açıldı; "Türklük gibi makam da yok, kat da yok" nakaratlı, "Borsa kurmuş TL yiyor Yahudi/ O parayla hayır işliyor sanki/ Mayını gömen Kürt, gömdüren Yanki/ Gördüğünü diyen bürokrat da yok" gibi dizeleri olan ırkçı şiirler okundu; Alman Ceza Yasası'nın "halkı kışkırtmak" suçunu içeren 130. maddesine doğrudan aykırılık teşkil eden bir değil birçok fiile imza atıldı; ama Alman polisi ve yargısı ne eylemler sırasında ne de sonrasında çıtını çıkarmadı.

ERDOĞAN'IN GÖZDESİ: 
TİMUR YÜKSEK

10 Nisan yürüyüşlerinden en önemlilerinden (ve en olaylılarından) biri Köln'de düzenlendi. Bu yürüyüşün basın açıklamasıyla çağrısını yapanların, gerek UETD gerekse de AYTK adına kitleyi harekete geçirmeye çalışanların başındaki isim ise Timur Yüksek.

Timur Yüksek, bir güvenlik şirketi sahibi. UETD'nin Halkla İlişkiler Komisyonu Başkanı. Genel Başkan da olmak istemiş; ama şimdilerde görevi değiştirilen Metin Külünk'le arasındaki husumetten dolayı olamamış. "Gün gelecek, Reis'in emriyle UETD önümde diz çökecek" diyebilecek kadar güveniyor kendine... Bu özgüveninin ardında ise Türk devletiyle geliştirdiği kirli angajmanın derinliği yatıyor.

Türk faşistlerinin Köln'deki yürüyüşünü organize eden Timur Yüksek, ayrıca Erdoğan ve Davutoğlu'nun Avrupa'ya her gelişinde güvenlik organizasyonunu yapan isim. Cumhurbaşkanlığı Teknik Koruma Ekibi'nden Gazi Demir ile yakın temas halinde. Saray'a da sık sık gidip geliyor.

YAZICIOĞLU'NUN 'TORUNU'
PEKER'İN MÜRİDİ!

Kendisini Türkiye'nin namlı faşistlerinden, BBP'nin yaşamını yitiren genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun torunu olarak tanıtıyor. Başka bir tescilli faşist Sedat Peker'leyse ilişkileri daha da sıcak. Hem Peker'le hem de avukatı Barbaros Aslan'la fotoğrafları var.

Timur Yüksek, AKP hükümeti ve Erdoğan'ın öyle yakınında ki, Erdoğan'la defalarca kez görüşmüş, fotoğraf çektirmiş; bunun yanı sıra Başbakan Ahmet Davutoğlu, eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yiğit Bulut ve daha pek çok isimle de görüşme yaparken veya kahve içerken fotoğrafları var.

Belli ki Yüksek, AKP/Saray'ın Avrupa operasyonlarında önemli bir yer teşkil ediyor. Sedat Peker'le ilişkileri, güvenlik şirketi ve sosyal medya hesaplarında kullandığı dil, bu ilişkinin şiddetle hemhal olduğunu da ortaya koyuyor.

Yüksek'in devlet erkanı ve faşistlerle bol bol fotoğrafı şurada



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.