Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ÇEVİRİ: “İnsanları döner etiyle eşitliyorlar ve özür dilemiyorlar”

Jasmin Siebert*
Süddeutsche Zeitung, 23 Kasım 2017

Mölln, Solingen ve Rostock-Lichtenhagen, yabancı düşmanı kargaşanın sembolü haline geldi. 25 yıl önce, 23 Kasım 1992’de 10 yaşındaki Yeliz Arslan, kuzeni 14 yaşındaki Ayşe Yılmaz ve büyükanneleri 51 yaşındaki Bahide Arslan, Mölln’deki evlerinde yakıldı. İki Neo-Nazi, Molotof kokteyli atmıştı. İbrahim Arslan, o günlerde 7 yaşındaydı ve saldırıdan ıslak bir çarşafa sarılarak sağ kurtuldu. O, yıllardır sempozyumlara ve okullardaki sunumlara katılıyor ve ırkçılık ve ayrımcılık kurbanlarının sesini taşıyor. Bu yıl ise Arslan, “Demokrasi ve Hoşgörü Elçisi” olarak onurlandırıldı.

Kürt'ün heybesi ve 15 Ağustos 1984

Ali Amca'nın öyküsü: 38 içimde bir çıban başıdır

BAŞLARKEN...

Ali Başar, neredeyse 90 yaşında. 1930 ya da 32’de, Dersim’de doğmuş. Bunun anlamı hemen gelmiştir aklınıza: 38’i, soykırımı artık hafızası olan bir çocuk olarak yaşamış. Aslında daha doğru bir anlatımla, o günlerde tanık olduğu 38’i bütün bir hayatı boyunca yaşamış, denilebilir.

Suriyeli Türkmen kadının Antep hikâyesi

Silava (1), bir Türkmen kadın. Suriye’de, Türkmendağı eteklerindeki köyünde doğmuş, büyümüş. Çok hevesliymiş okumaya. Meraklıymış da. Annesinden Türkmence, komşularından Kürtçe öğrenmiş. Okula başladıktan sonraysa, kısa sürede Arapça ve İngilizce. İç savaş patlak vermeden önce üniversiteyi kazanmış. Çeteler köylerini ele geçirmese, okuyup öğretmen olacakmış.

Dr. Yektan Türkyılmaz'la söyleşi: Soykırım failde de, mağdurda da derin bir çiziktir

Dr. Yektan Türkyılmaz, soykırım ve toplu şiddet çalışmaları denilince Türkiye'de akla gelen ilk isimlerden biri. Ermenistan arşivlerine giren Türkiye pasaportlu ilk araştırmacı olmuş, bu sebeple bir süre Ermenistan'da -akla zarar suçlamalarla- tutuklu kalmıştı.

Onun bir başka yönü de bu toplu şiddet ânlarının bugündeki izlerini -bence- çok iyi tespit etmesi, hakkında çalıştığı tarihi bugünü anlamakta da ustalıkla kullanması.

Daha önce "Türkiye nereye gidiyor" sorusunu tartıştığımız Yektan hocayla bu kez kısmen de olsa "Türkiye nereden geliyor"u konuştuk. Başlangıç noktamız ise Bianet'e "Asmên ra roz vıneto: Yimami'nin ağıtları soykırım incelemelerine neleri hatırlatıyor?" başlığıyla yazdığı yazı oldu. (2) Buradan kalktık, soykırımın izlerine, "ispatçılığa" ve Dersim'in "modernleşmecilerle" kurduğu/kuramadığı bağa uzandık.

Documenta 14: Uygarlığın steril gözleriyle 'Doğu'nun fenalıkları'na...

Almanya’nın en eski şehirlerinden biri olmakla övünen Kassel’deyiz. Bu kent, 1999’dan bu yana resmi olarak tam da bizim ziyaret amacımızla nitelendiriliyor: Documenta Şehri.

Bayram Balcı: Bazen hayatta kalmak daha zordur

Kürt basınını takip eden herkes, Bayram Balcı'nın adına "bir gazeteci olarak" mutlaka aşinadır. Zira o, bu mecranın 25 yıllık bir emektarı, her kademesinde görev almış bir "militanı".

Bayram Balcı'nın şairliğini ise görece daha az kişi bilir. Oysa o, şairdir; hem de iyi bir şair. Cumhuriyet Dergi'de ilk şiirini yayımlattığı 1985 yılından bu yana üç kitabı yayımlanmış. Birçok derginin kurucuları arasında yer almış. Temmuz, Karşı Edebiyat, Varlık, Akatalpa, Edebiyat ve Eleştiri, Defter, Kavram-Karmaşa, Öteki-siz gibi birçok dergide yayımlanan şiirlerinin bazıları bestelenmiş de.

Şimdilerde memleketin son hâli dolayısıyla ve hayatında ilk defa olarak sürgünde olan, Özgür Basın çalışmalarını ise News Channel'de sürdüren Bayram Balcı ile bu kez şiiri konuştuk.

İbrahim Kaypakkaya: Hatıra değil hafıza

İbrahim Kaypakkaya'nın en yakınındakilerden biri olan Muzaffer Oruçoğlu, "Büyük insanlık için ölen insanların yüceltilmesi, dinlerden, kahramanlık efsanelerinden bize kalan mirastır" diyor ve ekliyor: "Bu miras bizi ölen insana ve kendimize yabancılaştırıyor."

Bu yazının niyeti, Oruçoğlu'nun dikkat çektiği 'mitleştirme'ye düşmeden, Kaypakkaya'nın ayırıcı özelliğine ve kıymetine kısaca dikkat çekmek olacak.

Açlık grevleri: İçeri’nin değil dışarı’nın çaresizliği

görkemli düşlerimiz kirlenmesin,
duvarların pençesindeyken bedenimiz
(Ahmet Ümit)

I. HAFIZA: 2012’DE AÇLIK GREVLERİ VE AMEDUzun süre çıt çıkmadı kentten. Hayır, olacakları gözlüyor, bekliyor gibi de değildi; sanki koca Amed’in umrunda bile değildi olan biten. 2012 yılıydı. Açlık grevleri henüz başlamıştı. O günlerde BDP Eşbaşkanı olan Selahattin Demirtaş’la görüştük, ilk sorum da bu oldu: Neden hiçbir şey olmuyor?

Rojava'nın enternasyonalistleri: Hatırla, kıtaları buluşturanları

"Tüm insanlar bir güneşin altında yaşayıp o güneşin altında uyanıyorlarsa, bu topraklarda savaşıp ölümsüzleşenler de bu birliği savunmak için şehit düştüler. Rojava Devrimi'ne sadece dayanışmak için katılmadılar, bu devrimi kendi devrimleri gördüler."
Bu sözler, Kobanê Direnişi'nde şehit düşen Türk komünist Suphi Nejat Ağırnaslı'nın (Paramaz Kızılbaş) babası Hikmet Acun'a ait. Dolayısıyla onlara "enternasyonalist" demek, hakikati eksik anlatmak oluyor bir yanıyla. Keza onlar, "başkalarının" devrimine, özgürlük mücadelesine destek çıkmak için gitmediler Rojava'ya; kendi özgürlüklerinin, hakikatlerinin peşindeydiler.