Ana içeriğe atla

Suriyeli Türkmen kadının Antep hikâyesi

Silava (1), bir Türkmen kadın. Suriye’de, Türkmendağı eteklerindeki köyünde doğmuş, büyümüş. Çok hevesliymiş okumaya. Meraklıymış da. Annesinden Türkmence, komşularından Kürtçe öğrenmiş. Okula başladıktan sonraysa, kısa sürede Arapça ve İngilizce. İç savaş patlak vermeden önce üniversiteyi kazanmış. Çeteler köylerini ele geçirmese, okuyup öğretmen olacakmış.


Bir süre çete zulmü altında yaşamış, Silava ve ailesi. Genç kızlar, dışarı çıkarken sımsıkı kapatırmış yüzlerini. Hem yasaktan ama hem de olur ya bir DAİŞ mensubu beğenip evlenmek istemesin diye. Çünkü bir DAİŞ mensubu, o köyde, istediğini mutlaka alırmış. Fetih, sadece toprağı değil, herkesi, her şeyi ele geçirmek demekmiş.

Öyle dehşet anlarına tanık olmuş ki Silava, evden çıkası da yokmuş zaten. Mecbur olmadıkları zaman kapının önüne atmazlarmış adımlarını. Anlattığı kötülükler içinde, sokakta oyun oynayan çocuğuna kızgınlıkla “Vallahi öldürürüm seni” diyen adama, DAİŞ’in çocuğunu zorla öldürtmesi de var. “Yemin ettin, tutmak zorundasın, yoksa senin yerine biz öldürürüz!” demişler. Adam, önce oğlunu öldürmüş verdikleri bıçakla, sonra kendini.

***

Silava, ailesiyle birlikte bir yolunu bulup Türkiye sınırını geçmiş. Antep’e ulaşmışlar. Kamplarda binbir eziyet, kamplarda yer bulamayanlara daha fazlası… Eğer mal mülk sahibi değil de köylü, gariban bir Suriyeliyseniz, el kapısında marabalık bile en büyük nimet.

Öğretmenlik hayallerinden artık vazgeçmiş Silava. Tek ki, bir tas çorbayı bile binbir eziyetle içmesin.

***

Yılmaz, Antepli bir genç adam. Daha annesinin karnındayken yemiş tekmeyi dünyadan. Zihni bulanık, aklı kıt kanaatmış. Kim ne dese inanmış, saflıkla dolanmış herkesin ardında. Bedeni büyümüş, kavrayışı küt kalmış. İş görmesine, bir başına ayakta kalmasına imkân yok. Hatta öyle ya, evden yalnız çıkması bile tedirginlik gerekçesi. Annesinin ve küçük kardeşlerinin himayesinde, mecburen.

Eh, böyle olanın “normal” bir süreç ile evlenebilmesine imkân var mı? Geleneğin penceresinden görünüz: Hangi aile teslim eder kızını, çokça mecbur değilse, böyle olan birine? (2)

İşte bu noktada, fırsata dönüşmüş Suriye. Antep’i dolduran yüz binlerce Suriyeli içinde, Yılmaz’a mecbur birileri de vardı haliyle.

***

Silava ile Yılmaz’ı evlendirdiler. Düğünlerinde coşku ve mutluluk ile halay bile çektiler. Kimsenin umru değildi, dört dil bilen Silava’nın öğretmenlik hayali. Onu öğretmenlik yolundan kentin aklı eksiğinin gerdek odasına götüren mecburi istikameti kim, ne etsindi? Yılmaz, muradına ermişti; ailesi, nihayet onu “bile” evermişti. Hem görüp geçirdiği ertesinde Silava için kocasına ve kaynanasına hizmet, nimetten değil miydi? Evet, evet; o halaylar, olsa olsa bir merhametin ifadesiydi.

Yılmaz, daha nişanlıyken ismini de değiştirdi Silava’nın. “Gamze” demişti, “olsun senin adın. Silava da neymiş!” Ya bir diziden görmüştü Gamze’yi, ya eskiden gönül verdiklerinden biriydi.

Ses etmedi Silava. Tek ki, bir tas çorbayı eksik etmesindi. Evinin geliniydi artık; kaynanasıyla birlikte, dört duvarı ve kaloriferi olan bir evdeydi. Sorana, “Yılmaz farklı, ama olsun, ben ne erkekler gördüm, ne eziyetler eden, öylesindense böylesi daha iyi değil mi” dedi, boynunu büküp.

***

Silava -ya da Gamze, ne derseniz- Antep’te yaşamayı sürdürüyor. Bu hikâye gerçek; hatta gerçeğinden çok eksik. Üstelik Silava, biliyor musunuz, bir “şanslı” örnek. 50’sini aşkın adamlara birkaç bin liraya satılmış 20’sinde Suriyeli kızlar var Antep’te. Onlardan birini daha bizzat biliyorum, babası yaşında bir adamla evlendirileni; gerisini de Başak Çubukçu’nun “müşterilerle” görüşerek yaptığı haberinden öğrenebilirsiniz. (3) Bu sapıklık, marjinal, sıradışı değil, hayır; kentin izbelerinde de değil “tüccarlık” edenler; hepsi o kadar “normal” insanlar ki, o kadar olur.

***

Suriyeliler, politik emellerle kentlere yığıldı. Yerleştirilmedi, evet, üst üste yığıldı. Kentlerin zaten harap düşmüş sosyolojisi ve ekonomisi, kötücüllüğün her türünü böylece özümsedi.

Şimdi suçu Suriyelilere atıp kurtulmak, olup bitene böylece anlam vermek, onlara küfredip bu günahtan kurtulmak modası hakim yine.

Oysa Antep’in üç otuz paraya kölelik edenleri onlar; bu yetmezmiş gibi, bir kısım ihtiyarının, sakatının, aklı eksiğinin gencecik satılık gelini.

Kim günahkâr? Silava mı, Yılmaz mı? Kenti bu hale getiren, kötülüğü “caizleştiren” kim? İlk taşı kim atmalı, kim vurulmalı ilkin?

(1) İsimler temsili, hikâye gerçek.
(2) Engelli olmayı meşru bir “ötekileştirme” gerekçesi görüyor değilim elbette. Fakat bir dezavantajı, başka birinin mağduriyetinden doğan mecburiyetini kullanarak aşmak, en hafif deyimle, fırsatçılıktır. Bunun da suçlusu kavrayış sıkıntısı çeken Yılmaz değil, gayetle mutaassıp ve milliyetçi ailesi, çevresi, kentidir.
(3) Suriyeli kızlar yaşamak için evlendiriliyor; Başak Çubukçu; El Cezire; 27 Ocak 2014; http://www.aljazeera.com.tr/haber/suriyeli-kizlar-yasamak-icin-evlendiriliyor


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perinçek bülbül gibi!

Bugün İşçi Partisi Genel Başkanı sıfatıyla siyaset yapan Doğu Perinçek'in devletle kirli ilişkileri, artık ne giz, ne de şaşırtıcı. Mütemadiyen ortaya çıkan belgeler, kimi zaman "ortakları" tarafından geliştirilen ifşa kampanyaları, Perinçek'in ne olduğunu ve ne olmadığını yeterince gözler önüne seriyor. Fakat siyaset sahnesinde -kuşkusuz birilerinin koltuk çıkmasıyla- sürekli görünür ve "mide bulandırır" olan bu karşı-devrimci, halk düşmanı zât hakkındaki bilgilerin yeri geldikçe güncellenmesi, halen bir gereklilik.

Ben Behzat... Behzat Firik...

Behzat’a ve 29 yıl sonra onun kara gözlerini yeniden kuşananlara…
"Kimsin?”  “Behzat… Behzat Firik.” 
Yüz hatları gerilmeye başladı yaşlı adamın. Eskiden, çok eskiden kalmış güçlü bir hatıraydı bu isim. Yıllardır duymuyor, hatta hatırlamıyordu. Ama o, aynı güçle tutunmuştu beyninde. Bazı hatıralar, unutuldukları sanıldığında dahi, gitmezler bir yere. Pusudaki düşman ne denli tehlikeliyse, o denli tehlikelidir onlar da. İşaret beklerler, küçücük bir işaret. Ve işaretle birlikte, nerden geldiği belirsiz bir kurşun gibi, gelir otururlar zihninizin baş köşesine. Ondan gayrı gerçek yoktur artık.

Kırımdan geriye kalan: Antep'in sahipsiz konakları

“Papirüs Kafe” yazılı güzel mi güzel bir kapıdan girilir içeri. Kışın mahzeni ve odalarında soba başında, yazın geniş avlusunda asma gölgesinde çay, zahter, kahve içilir. Kara taşlarla kaplı, büyük bir konaktır. Belediye, “Tarihi Antepevi” der; bahçesinde çay içen birini çevirseniz “Kafe işte” diye kestirip atar; işin aslı ise, Nazaretyan ailesinin geride bıraktığı Ermeni Konağı.